Lindsey Graham, ABD Senatosu’nda yirmi yılı aşkın görev süresi boyunca Washington’un Batı Asya politikalarının en etkili isimlerinden biri oldu. İran’a yönelik ekonomik yaptırımların sertleştirilmesi, ABD’nin bölgedeki askeri müdahaleleri ve İsrail’e verdiği güçlü destek, siyasi kariyerinin temel başlıkları arasında yer aldı.
Amerikan medyası Graham’ı Cumhuriyetçi Parti’nin en etkili senatörlerinden biri olarak tanımlarken, Batı Asya’da daha çok savaş yanlısı söylemleri, askeri müdahalelere verdiği destek ve İran’a yönelik sert tutumuyla öne çıktı. Irak ve Afganistan savaşlarından Gazze ve Lübnan’daki İsrail operasyonlarına kadar birçok gelişmede ABD’nin askeri gücünün kullanılmasını savunan isimler arasında yer aldı.
Son mesajı dikkat çekti
Graham’ın ölümünden kısa süre önce yaptığı açıklama da kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Axios’un aktardığına göre, sağlık durumunun kötüleşmesi üzerine yakınlarının doktora gitmesini istemesi üzerine esprili bir ifadeyle, “Şimdi ölemem; Rusya yaptırımlarını ilerletmem, İran meselesini çözmem ve İsrail ile Suudi Arabistan arasındaki normalleşmeyi tamamlamam gerekiyor.” dedi.
Bu sözler, mizahi yönünün ötesinde, Graham’ın siyasi önceliklerini yansıtması bakımından dikkat çekti. Ancak dile getirdiği hedeflerin hiçbiri hayatını kaybetmeden önce tamamlanamadı.
“Azami baskı” politikasının en güçlü savunucularından biri
Graham, Donald Trump yönetiminin 2018 yılında ABD’yi Kapsamlı Ortak Eylem Planı’ndan (KOEP) çekme kararını ilk destekleyen siyasetçiler arasında yer aldı. Bununla da yetinmeyerek İran’a yönelik yaptırımların genişletilmesini, ekonomik baskının artırılmasını ve zaman zaman ülkenin stratejik altyapısına yönelik askeri seçeneklerin değerlendirilmesini savundu.
Konuşmalarında İran’a karşı yaptırım ve askeri baskının birlikte uygulanması gerektiğini dile getiren Graham, son yıllarda da Washington yönetimine İran’ın enerji altyapısına yönelik daha sert adımlar atılması çağrısında bulundu.
Trump döneminde uygulanan “azami baskı” politikasının en güçlü destekçilerinden biri olan Graham, bu stratejiyle İran’ın petrol ihracatının durdurulması, ekonomik olarak izole edilmesi ve Tahran’ın siyasi tavrının değiştirilmesini hedefliyordu. Ancak yıllar içinde çok sayıda Amerikalı uzman ve analist de söz konusu politikanın ilan edilen hedeflere ulaşamadığı değerlendirmesinde bulundu.
İsrail’e verdiği destek
Graham’ın siyasi kariyerinin öne çıkan yönlerinden biri de İsrail’e verdiği güçlü destekti. Gazze, Lübnan ve Suriye’deki gelişmelerde Tel Aviv yönetiminin yanında yer alan Graham, ABD’nin İsrail’e sağladığı askeri ve mali desteğin artırılmasını savundu.
Zaman zaman ABD’nin İsrail ile birlikte doğrudan askeri operasyona katılması gerektiğini de dile getiren Graham, İsrail siyasetinde Washington’daki en yakın müttefiklerden biri olarak görülüyordu.
Ölümünün ardından İsrailli yetkililerin yayımladığı mesajlar da bu yakın ilişkiyi yansıttı. Başbakan Binyamin Netanyahu, Graham için “İsrail’in en büyük dostlarından birini kaybettik.” ifadelerini kullanırken, Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ile siyasetçiler Itamar Ben-Gvir ve Yair Lapid de taziye mesajlarında Graham’ın İsrail’in güvenliğine verdiği desteği vurguladı.
Washington’dan taziye mesajları
ABD’de de Graham’ın vefatı geniş yankı uyandırdı. Donald Trump yayımladığı mesajda Graham’ı “gerçek bir vatansever” olarak nitelendirerek hizmetlerinden dolayı teşekkür etti. Beyaz Saray’da ise anısına ABD bayrağının yarıya indirilmesi talimatı verildi.
Bu açıklamalar, Graham’ın özellikle İran, Rusya ve Batı Asya politikalarında Cumhuriyetçi Parti’nin etkili isimlerinden biri olarak görüldüğünü ortaya koydu.
Tartışmalı mirası
Graham’ın uzun yıllar savunduğu politikalar, hem ABD içinde hem de uluslararası alanda yoğun tartışmalara konu oldu. Destekçileri onu ABD’nin küresel çıkarlarını kararlılıkla savunan bir siyasetçi olarak değerlendirirken, eleştirenler ise askeri müdahaleleri teşvik eden ve yaptırımları dış politikanın temel aracı hâline getiren isimlerden biri olduğunu savundu.
İran’a yönelik “azami baskı” stratejisi ise beklenen sonuçları verip vermediği konusunda hâlen farklı değerlendirmelere konu oluyor. Birçok gözlemci, yaptırımların ağır ekonomik sonuçlar doğurduğunu kabul etmekle birlikte, Washington’un ilan ettiği temel siyasi hedeflere tam anlamıyla ulaşılamadığı görüşünü dile getiriyor.
Bu yönüyle Lindsey Graham’ın siyasi mirası, yalnızca bir senatörün kariyeriyle sınırlı kalmayan; ABD’nin Batı Asya politikaları, yaptırım stratejileri ve askeri müdahalelerinin sonuçlarına ilişkin tartışmaların da önemli bir parçası olarak değerlendirilmeye devam ediyor.
