Snapback’ten UAEA Yönetim Kurulu’nun İran Karşıtı Kararına

10 Haziran 2026’da, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Yönetim Kurulu İran karşıtı yeni bir karar kabul etti. Ancak bu kez kararın gerekçesi İran’ın gizli bir nükleer programa sahip olması ya da Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) hükümlerini ihlal etmesi değil; ABD ve İsrail’in 2025 yılındaki 12 günlük savaş sırasında bombaladığı nükleer tesislerin hâlâ denetçilerin erişimine açılmamış olması olarak gösterildi.

Bombardımanın mağduru olan tarafın, bombardımanın sonuçlarından sorumlu tutulması anlamına gelen bu çelişkili yaklaşım, İran, Rusya ve Çin’in uzun süredir uluslararası kurumların siyasi amaçlarla kullanılmasına ilişkin dile getirdiği eleştirilerin yeni bir örneği olarak değerlendiriliyor.

Aynı dönemde, 9 Haziran 2026’da gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi toplantısında da Batılı ülkeler benzer bir tutum sergileyerek İran’ın nükleer programına ilişkin iddiaları yeniden gündeme taşıdı, yaptırımların geri getirilmesi yönünde baskı yaptı ve hukuki dayanağı bazı Batılı uzmanlar tarafından dahi sorgulanan yeni bir karar sürecini ilerletmeye çalıştı. Rusya ve Çin ise Avrupa’nın üç ülkesinin “snapback” mekanizmasını işletme girişiminin hukuki geçerliliğini bir kez daha reddetti.

Bu toplantıların neden hukuki bir süreçten çok siyasi bir gösteri olarak değerlendirildiğini anlamak için yedi yıl geriye dönmek gerekiyor.

26 Eylül 2025’te İran Dışişleri Bakanı Seyyid Abbas Irakçi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kürsüsünde yaptığı konuşmada, “Kendi yükümlülüklerini ihlal eden üç ülke şimdi aynı anlaşmayı bize karşı bir cezalandırma aracı olarak kullanıyor” ifadelerini kullandı.

Bundan kısa süre sonra, 18 Ekim 2025 tarihinde 2231 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı, kendi sonlandırma hükmü uyarınca yürürlükten kalktı. Ancak buna rağmen Güvenlik Konseyi’nde kararın uygulanmasına ilişkin oturumlar devam etti ve İran, Rusya ile Çin bu toplantıların hukuki dayanağının bulunmadığını savundu.

23 Aralık 2025 tarihli Güvenlik Konseyi toplantısında İran temsilcisi, “2231 sayılı karar açık, kasıtlı ve otomatik bir sona erme maddesi içermektedir. Bu nedenle karar 18 Ekim 2025 tarihinde geçerliliğini yitirmiştir” diyerek itirazını kayda geçirdi.

Bu açıklama, son yıllarda Güvenlik Konseyi’nde yaşanan en karmaşık hukuki tartışmalardan birinin özeti olarak değerlendirildi. İran’ın itirazlarının yalnızca diplomatik söylemler olmadığı, hukuki gerekçelere dayandığını anlamak için sürecin başlangıcına dönmek gerekiyor.

Washington’da Başlayan Süreç

20 Temmuz 2015’te Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 2231 sayılı kararı kabul etti.

Bu kararın iki temel işlevi bulunuyordu:

  • Bir hafta önce Viyana’da İran ile P5+1 ülkeleri arasında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nı (KOEP/JCPOA) onaylamak,
  • İran’a yönelik daha önce kabul edilen altı yaptırım kararını askıya almak.

Buna karşılık İran;

  • uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sınırlandırmayı,
  • uranyum stoklarını azaltmayı,
  • UAEA’nın yoğun denetimlerini kabul etmeyi taahhüt etti.

Anlaşma Ocak 2016’da yürürlüğe girdi. UAEA raporlarına göre İran, 2016 ve 2017 yıllarında yükümlülüklerine tam olarak uydu.

Ancak 2231 sayılı kararın belirlenmiş bir sona erme tarihi bulunuyordu: 18 Ekim 2025.

Karara göre bu tarihte İran’ın nükleer dosyasının Güvenlik Konseyi gündeminden çıkarılması ve “nükleer silahların yayılmasının önlenmesi” başlığı altındaki İran dosyasının kapatılması gerekiyordu. Snapback mekanizmasının da aynı tarihte sona ermesi öngörülüyordu.

Buna rağmen 8 Mayıs 2018’de dönemin ABD Başkanı Donald Trump, ABD’nin KOEP’ten çekildiğini açıkladı.

ABD Hazine Bakanlığı ise Kasım 2018’de İran’a yönelik “şimdiye kadar uygulanan en ağır yaptırımların” yeniden yürürlüğe konulduğunu duyurdu.

Bu yaptırımlar arasında, İran ile ticaret yapan şirket ve ülkeleri de hedef alan ikincil yaptırımlar yer alıyordu.

İNSTEX Adlı Bitmeyen Vaat

Avrupa, ABD’nin anlaşmadan çekilmesi ve ikincil yaptırımları yeniden uygulamaya koymasıyla İran’ın artık KOEP’ten (JCPOA) herhangi bir fayda sağlayamayacağını biliyordu. Bu nedenle Ocak 2019’da Avrupa Üçlüsü olarak bilinen Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık, İran ile dolar sistemine bağlı olmadan ticaret yapılmasını amaçlayan mali bir kanal olan INSTEX (Ticaret Borsalarını Destekleme Aracı) mekanizmasını duyurdu.

Ancak Avrupa Parlamentosu’nun 2020 tarihli analizinde şu tespit yer aldı:

“INSTEX başlangıçta ilaç, tıbbi ekipman ve gıda gibi insani mallarla sınırlandırılmıştı; oysa bu ürünler zaten ABD yaptırımlarına tabi değildi.”

Yani petrol ticareti, sanayi yatırımları veya uluslararası finans piyasalarına erişim gibi temel konularda herhangi bir imkan sağlanmadı. Mekanizma, yaptırım olmasa da yapılabilecek işlemlerle sınırlı kaldı.

Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi (CSIS) tarafından yayımlanan bir analizde de şu değerlendirme yapıldı:

“Birçok şirket ABD yaptırımlarından çekindiği için INSTEX’in etkisinin sınırlı kalacağı öngörülmektedir.”

Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR) ise Haziran 2019’da yayımladığı değerlendirmede şu sonuca vardı:

“Avrupa’nın bugüne kadar attığı adımlar, Avrupa’nın çıkarlarını korumaya kesinlikle yetmemiştir.”

Atlas Uluslararası İlişkiler Enstitüsü de Haziran 2026’da yayımladığı ayrı bir analizde şu ifadeleri kullandı:

“Avrupa Birliği, nükleer silahların yayılmasının önlenmesine ilişkin güvenilirliğini kısa vadeli jeopolitik çıkarları uğruna feda etti.”

İran Dışişleri Bakanı Seyyid Abbas Erakçi, Temmuz 2025’te Avrupa Üçlüsü’ne gönderdiği mektupta süreci şu şekilde belgeledi:

“Üç Avrupa ülkesi yalnızca gerçek ticari kolaylıklar sağlamada başarısız olmakla kalmamış, aynı zamanda ABD’nin İran’a yönelik azami baskı politikasının bir parçası hâline gelmiştir.”

Erakçi ayrıca Avrupa Üçlüsü’nün KOEP’teki “ortak” konumunu kaybettiğini ve bu nedenle snapback mekanizmasını işletmeye yönelik herhangi bir usul hakkına sahip olmadığını savundu.

İran, Çin ve Rusya’nın sıkça vurguladığı temel nokta ise şuydu:

2018 yılında ABD Başkanı Donald Trump anlaşmadan çekildiğinde ihlal edilen taraf İran değil, ABD olmuştu. İran ise Avrupa’nın yükümlülüklerini yerine getirmesini beklemek amacıyla yaklaşık bir yıl sabrettikten sonra anlaşmadaki bazı taahhütlerini aşamalı olarak azaltmaya başladı.

Snapback ve “Kirli Eller” Tartışması

28 Ağustos 2025’te Avrupa Üçlüsü’nü oluşturan Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya, İran’ın “ciddi uyumsuzluk” içinde olduğunu ileri sürerek Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne snapback mekanizmasını devreye soktuklarını bildirdi.

27 Eylül 2025’te İran’a yönelik BM yaptırımlarının yeniden yürürlüğe girdiği ilan edildi. Avrupa Üçlüsü ayrıca, 2231 sayılı karar ile feshedilmiş olan 1737 Yaptırım Komitesi’ni yeniden faaliyete geçirdi.

Bu girişime karşı en güçlü hukuki argümanlardan biri yalnızca Tahran’dan değil, uluslararası hukuk doktrininden geldi.

Şubat 2026’da hukuk dergisi Opinio Juris, konuyu şu şekilde değerlendirdi:

“ABD’nin anlaşmadan çekilmesi ve Avrupa Üçlüsü’nün yükümlülüklerini yerine getirememesi sonrasında İran artık anlaşmadan faydalanamaz hâle gelmiştir. Bu nedenle ‘temiz eller’ ilkesi gereğince yükümlülüklerini ihlal eden taraf aynı anlaşmaya dayanarak karşı tarafı suçlayamaz.”

Rusya’nın Viyana’daki uluslararası kuruluşlar nezdindeki daimi temsilcisi Mihail Ulyanov, 7 Eylül 2025’te Press TV’ye verdiği röportajda bu ilkenin 1971 tarihli Uluslararası Adalet Divanı danışma görüşüne dayandığını belirterek şunları söyledi:

“Bir anlaşmayı ihlal eden taraf, aynı anlaşmaya dayanarak karşı tarafı suçlama hakkını kaybeder.”

Ulyanov ayrıca Avrupa Üçlüsü’nün bu girişim için ne hukuki, ne usulî ne de ahlaki bir meşruiyete sahip olduğunu savundu.

Benzer bir değerlendirme, Nisan 2025’te Max Planck Karşılaştırmalı Kamu Hukuku ve Uluslararası Hukuk Enstitüsü tarafından da yapıldı. Enstitü, şu görüşü dile getirdi:

“KOEP kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmekte başarısız olan ülkelerin snapback mekanizmasını işletmesi, uluslararası hukukun kötüye kullanılması anlamına gelir.”

İran, Çin ve Rusya da Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne gönderdikleri ortak mektupta şu iddiaları dile getirdi:

  • Avrupa Üçlüsü, ABD’nin KOEP’ten çekilmesinden sonra Washington ile koordinasyon içinde hareket etti.
  • İran’a yönelik kendi ulusal yaptırımlarını sürdürdü.
  • Snapback sürecini başlatmadan önce KOEP’te öngörülen uyuşmazlık çözüm mekanizmasını işletmedi.

Bu nedenle söz konusu ülkeler snapback sürecini “geçersiz ve hükümsüz” olarak nitelendirdi.

18 Ekim 2025 tarihli İran, Çin ve Rusya’nın ortak mektubunda Avrupa’nın ihlalleri şu şekilde sıralandı:

  • KOEP’in ikinci ekinin 3, 4 ve 5. paragraflarında öngörülen yaptırım kaldırma etkilerini koruyamamak,
  • ABD’nin tek taraflı yaptırımlarıyla uyumlu hareket etmek,
  • Avrupa şirketlerini ABD’nin ikincil yaptırımlarından koruyacak etkin bir mekanizma oluşturmamak.

ABD Kongresi’nin raporlarına göre Avrupa ülkeleri ayrıca, snapback’in ön koşulu olan uyuşmazlık çözüm sürecini de tamamlamadı.

Opinio Juris dergisi, 24 Şubat 2026 tarihli analizinde şu sonuca ulaştı:

“Yaptırımlar yeniden yürürlüğe girmemiştir; çünkü 2231 sayılı karar 18 Ekim 2025 tarihinde sona ermiştir ve bu durum Birleşmiş Milletler’in İran’a yönelik yaptırımlarının kalıcı olarak son bulduğu anlamına gelmektedir.”

1737 Komitesi: Hukuki Boşlukta Bulunan Bir Yapı

Snapback mekanizmasının işletilmesinin ardından Avrupalı ülkeler, 2015 yılında 2231 sayılı karar ile feshedilmiş olan 1737 Komitesi’ni yeniden devreye soktu. Ancak bu girişim ciddi bir yapısal engelle karşı karşıya bulunuyor. Çin ve Rusya, komite başkanının veya uzmanlar heyetinin atanmasını engelleyerek uygulama mekanizmasını fiilen işlevsiz bırakabiliyor. Bu yapılar olmadan yaptırımlar, hukuken geçerli kabul edilseler bile uygulanabilir olmaktan uzak kalıyor.

Birleşmiş Milletler kayıtlarına göre, 27 Nisan 2026 tarihli Güvenlik Konseyi oturumunda Rusya temsilcisi görüşmeler başlamadan önce usule ilişkin bir itirazda bulunarak şunları söyledi:

“Snapback mekanizması çeşitli nedenlerle yürürlüğe girmemiştir.”

Ayrıca, Birleşmiş Milletler Sekretaryası’nın tutumunun veya olası hukuki yorumlarının bu gerçeği değiştirmediğini ifade etti.

Çin temsilcisi de Güvenlik Konseyi’nin snapback mekanizmasının etkinleştirilmesi konusunda hiçbir zaman ortak bir mutabakata varmadığını vurguladı.

Benzer tartışmalar 12 Mart 2026 tarihli Güvenlik Konseyi toplantısında da tekrarlandı. Rusya ve Çin, snapback mekanizmasının hukuki geçerliliğini yeniden sorguladı.

UAEA Yönetim Kurulu Kararı: Sorumluluğun Tersine Çevrilmesi

Bu yaklaşımın son örneği, UAEA Yönetim Kurulu’nun 10 Haziran 2026 tarihinde kabul ettiği kararda görüldü.

Karar;

  • 21 ülkenin lehte,
  • 3 ülkenin aleyhte (Rusya, Çin ve Nijer),
  • 10 ülkenin çekimser oyuyla kabul edildi.

ABD tarafından hazırlanan ve Birleşik Krallık, Fransa ile Almanya’nın desteğini alan karar tasarısında İran’dan;

  • zenginleştirilmiş uranyum stoklarına ilişkin bilgi vermesi,
  • bombardımana uğramış nükleer tesislere denetçilerin girişine izin vermesi

istendi.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, oylamadan bir gün önce yaptığı açıklamada kararı şu sözlerle değerlendirdi:

“Bu girişim, saldırganların ve suç işleyenlerin sorumluluğunu aklamaya yönelik tehlikeli bir çabadır.”

Garibabadi, sosyal medya paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

“Bu, sorumluluğun tersine çevrilmesidir. Güvence denetimi altındaki tesisleri bombalıyorlar, doğrulama sürecini aksatıyorlar, nükleer güvenliği tehlikeye atıyorlar ve ardından Yönetim Kurulu’nu İran’a baskı yapmak için kullanıyorlar.”

İran’ın ileri sürdüğü argüman, UAEA’nın Haziran 2026 tarihli raporuna dayanıyor.

Rapora göre, ABD ve İsrail’in Haziran 2025’te gerçekleştirdiği saldırılar sonucunda İran’ın beyan edilmiş yedi nükleer tesisi zarar gördü. Bunlar arasında:

  • Fordo,
  • Natanz,
  • İsfahan

tesisleri de bulunuyordu.

Güvenlik gerekçeleriyle UAEA Genel Direktörü tüm denetçileri İran’dan çekmek zorunda kaldı. İran’a göre bugün denetimlerin yeniden başlatılmasını talep eden taraflar, geçmişte denetim faaliyetlerini fiilen bombalamalar yoluyla durduran taraflardı.

Rusya ve Çin bu konuda da İran’a destek verdi.

Rus diplomat Mihail Ulyanov, oylama öncesinde yaptığı paylaşımda söz konusu kararın:

“Savaşın sorumluluğunu İran’a yüklemeye yönelik bir girişim olduğunu; oysa İran’ın ABD ve İsrail’in yasa dışı eylemlerinin mağduru olduğunu”

savundu.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zakharova ise şu açıklamayı yaptı:

“ABD’nin İran’ın nükleer tesislerine yönelik saldırıları, İran’ın bugüne kadar bağlı kaldığı NPT ilkelerini ihlal etmiştir.”

Zaharova ayrıca Batılı ülkeleri askeri tehdit ve yaptırım politikalarını terk ederek diplomasiye dönmeye çağırdı.

Çin temsilcisi de açık bir şekilde, UAEA denetimi altındaki nükleer tesislere yönelik saldırıların ABD ve İsrail tarafından gerçekleştirildiğini ve yapılacak her değerlendirmenin bu gerçek temelinde şekillenmesi gerektiğini söyledi.

Hukuk Kılıfı Altında Siyasi Baskı

Avrupa ülkelerinin attığı adımların zamanlaması da dikkat çekiyor.

Ağustos 2025’te, ABD ve İsrail’in İran üzerindeki askeri baskısının arttığı dönemde Avrupa Üçlüsü snapback mekanizmasını devreye soktu.

İran, 21 Temmuz 2025 tarihli mektubunda Avrupa’ya şu eleştiriyi yöneltti:

“Avrupa Üçlüsü son haftalarda yalnızca yükümlülüklerinden geri adım atmakla kalmadı, aynı zamanda İsrail ve ABD’nin ülkemize yönelik askeri saldırılarına siyasi ve maddi destek de verdi. Böyle bir sicil, iyi niyet dışında her şey olabilir.”

Dışişleri Bakanı Seyyid Abbas Erakçi aynı mektupta şu değerlendirmeyi yaptı:

“Güvenlik Konseyi’nin temel görevi uluslararası toplum adına barış ve güvenliği korumaktır. Avrupa Üçlüsü’nün izlediği yol bu misyona ihanet etmekte ve Konsey’i küresel istikrarın koruyucusu olmaktan çıkarıp bir baskı aracına dönüştürmektedir.”

Bu değerlendirme, Atlas Enstitüsü’nün şu sonucuyla da örtüşüyor:

“Avrupa, nükleer silahların yayılmasının önlenmesine ilişkin güvenilirliğini daha acil gördüğü jeopolitik çıkarlar uğruna feda etti.”

Jeopolitiğin Hizmetindeki Hukuk

Bu dosyanın genel çerçevesi şu şekilde özetleniyor:

  • ABD, 2018 yılında KOEP’ten çekildi ve ikincil yaptırımları yeniden uygulamaya koydu.
  • Avrupa, bu yaptırımlar karşısında İran’ın ekonomik haklarını koruyacak etkili mekanizmalar oluşturamadı.
  • Avrupa ülkeleri zamanla ABD’nin “azami baskı” politikasıyla uyumlu hareket etmeye başladı.
  • İran, ABD’nin çekilmesinden sonra bir yıl boyunca bekledi ve ardından yükümlülüklerini kademeli olarak azaltmaya başladı.
  • Sonrasında ise yükümlülüklerini yerine getirmediği ileri sürülen aynı anlaşmanın mekanizmaları kullanılarak İran’a karşı yaptırım girişimleri başlatıldı.
  • Son aşamada ise UAEA Yönetim Kurulu, bombardımana uğrayan nükleer tesisler konusunda İran’dan yeni açıklamalar ve erişim taleplerinde bulundu.

Opinio Juris dergisi bu konuda şu değerlendirmeyi yapıyor:

“2231 sayılı kararın 18 Ekim 2025 tarihinde kalıcı olarak sona erdiği yönündeki görüş güçlü hukuki temellere dayanmaktadır ve Birleşmiş Milletler’in İran’a yönelik yaptırımları kalıcı olarak sona ermiştir.”

Bu yoruma göre, Güvenlik Konseyi ve UAEA Yönetim Kurulu’nda bundan sonra yaşanan tartışmalar uluslararası hukuktan ziyade uluslararası siyasetin konusu niteliğindedir. Rusya ve Çin ise bu süreçte Batılı ülkelerin yaklaşımına katılmamakta ve farklı bir tutum sergilemektedir.

 

Not: bu analiz snn.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir

 

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın