Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “sıcak bakmıyoruz” açıklamaları tartışılıyor. Konu,
Pentagon’a da Beyaz Saray’a da sorulmuş. Beyaz Saray Sözcüsü Jen Psaki,
Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılımı konusunda Türkiye’nin duruşunu
netleştirmeye çalıştıklarını söylemiş, Pentagon Sözcüsü John Kirby, “Şu aşamada
Türkiye’nin bu konudaki duruşunu anlamaya çalışıyoruz” demiş.
Konu, NATO-Türkiye ve ABD-Türkiye ilişkilerinin güncel
durumu ve geleceği açısından önemli bir tartışma başlığı. Bunun ötesinde, İsveç
ve Finlandiya’nın NATO’ya katılmasının ya da bu talebin gerçekleşmemesinin
Atlantik ile Avrasya arasındaki mücadele açısından da önemli sonuçları olacak.
ABD’NİN AMACI
Öncelikle meseleye Türkiye’nin menfaatleri açısından
bakacağız. Şu soruyu soracağız: Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılması,
Türkiye’nin ulusal güvenlik çıkarlarını nasıl etkiler? Olumlu mu, olumsuz mu?
Türkiye, bu soruların yanıtlarına göre kararını vermelidir.
Bu sorular, aynı zamanda Türkiye’nin 70 yıllık NATO üyeliği konusunda da bir
bilanço çıkarmasına ve bunun sonuçlarına göre tutum belirlemesine imkan
sağlayacaktır.
İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği, Avrupa’yı Rus
saldırganlığından kurtarmak gerekçesiyle gündeme getiriliyor. Ama ileri sürülen
bu gerekçeden daha önemli bir amacı var: ABD’nin dünya hegemonyasında adım adım
güç kaybettiği son 20 yılda, Atlantik İttifakı’ndaki merkezkaç eğilimleri
büyüten Avrupa ile Asya arasında siyasi ve ekonomik ilişkilerin gelişmesini durdurmak,
böylece ABD’nin patronluğunda dünya sistemini sürdürmek.
NATO’nun Rusya’nın yanısıra Çin’i de hedefe oturtmaya
çalıştığını hatırlayalım. 14 Haziran 2021’de düzenlenen NATO Devlet ve Hükümet
Başkanları Zirvesi’nde tartışılan “NATO 2030: Yeni Bir Çağ İçin Birliktelik”
başlıklı rapordaki ana tema “Çin tehdidi”nin önlenmesiydi. Çin ve Rusya
arasındaki stratejik ittifak da Atlantik İttifakı açısından en büyük tehlike
olarak görülüyor.
ABD, Ukrayna krizini gerekçe göstererek, Geniş Avrasya’ya
karşı bir huruç harekatı düzenlemeye çalışıyor.
TÜRKİYE’NİN MENFAATİ
Asya, Afrika ve Güney Amerika ülkeleri arasındaki
işbirlikleriyle oluşan ve Atlantik hegemonyasını sınırlayan Geniş Avrasya,
dünyada yeni bir kutup olmakta. Bugün, Geniş Avrasya’nın Atlantik’in karşısında
yükselişi, Rusya-Çin ittifakının pekişmesiyle hızlanmış durumda. Ama bununla
sınırlı değil. Zaman zaman inişler ve çıkışlar olsa da Hindistan, Brezilya,
Venezuela ve birçok Orta ve Güney Amerika ülkesi ile Güney Afrika başta olmak
üzere çok sayıda Afrika ülkesi ve Asya’daki birçok ülke ulusal hak ve
menfaatlerini gerçekleştirmek için Geniş Avrasya İttifakına yöneliyor. Türkiye
de, Atlantik tehditlerine karşı Asya açılımı ve Kuşak ve Yol Girişimi’nde
ortaklık ile benzer bir yönelişin içinde. Türkiye’nin nesnel çıkarları bunu
zorunlu kılıyor.
Ancak Erdoğan yönetimi, Asya açılımını stratejik bir karar
olarak uygulamıyor. Bu politikanın, daha çok Atlantik’e karşı bir pazarlık
kartı olarak uygulanma eğiliminde olduğu görülüyor. Son olarak İsveç ve Finlandiya’nın
NATO üyeliği konusunda, Türkiye’nin veto hakkını bir pazarlık aracı olarak
kullanması gerektiğini savunanlar var.
Oysa Türkiye özellikle son 30 yıldır, Atlantik içinde
Atlantik tehditlerine karşı mücadele etmeye çalışıyor. Türkiye’nin ilk sırada yer
alan ulusal güvenlik sorunu olan PKK, başta ABD olmak üzere NATO ülkeleri
tarafından beslenip büyütülüyor. Türkiye, 70 yılır NATO içinde Atlantik
reçeteleriyle milli devletini kaybettiği bir süreci yaşıyor.
Toplam olarak değerlendirildiğinde, İsveç ve Finlandiya’nın
NATO’ya katılımı Türkiye için de, nesnel çıkarları nedeniyle yöneldiği Geniş
Avrasya’yı hedef aldığı için stratejik bir tehdittir.
Türkiye’ye yönelik tehditler, ABD ile pazarlıklarla bertaraf
edilemez. Çeşitli taktik meselelerde pazarlık yapabilisiniz ama stratejik
konularda pazarlık yapılmaz. Türkiye ulusal çıkarlarını güvence altına almak
için stratejik bir tercih yapmak durumundadır: Ya Geniş Avrasya’da öncü
ülkelerden biri olacak ya da Atlantik’te boğulmaya devam edecektir.
Türkiye önünde sonunda nesnel çıkarlarının dayattığı zorunlu
rotayı seçecektir.
