Rasthaber - ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye politikası, daha doğrusu Suriye’den ABD askeri çekip çekmeyeceği konusu hâlâ belirsizliğini koruyor. Trump‘ın söylediklerine bakılırsa ABD askerleri çekilebilir ama Trump’ın İsrail’in güvenliğini esas alan Ortadoğu politikası buna ne oranda geçit verir, tartışmalı...
Zira Tel Aviv, İsrail’in güvenliği konusunu jeopolitik
düzlemde, diğer faktörlere ek olarak Suriye’de Kürt ve Dürzi özerk
bölgelerin kurulmasına da dayandırıyor. Dolayısıyla ABD ve
İsrail açısından Ortadoğu’da “Kürt özerk bölgeleri” oluşturulması
hâlâ stratejik hedef olarak duruyor.
HTŞ’NİN BOYUNU AŞAN PROBLEM
Ankara’nın ABD’den beklentisi Suriye’den çekilmesi
ve PYD’ye desteğini kesmesi, HTŞ’den beklentisi ise PYD’yi
silahsızlandırması...
Evet, HTŞ bu yönde bazı müzakere girişimlerde bulundu ama
sorunu çözebilecek dayanakları zayıf. Çünkü:
1) ABD HTŞ ile PYD’nin uzlaşmasını istiyor.
Washington bunu sağlamak için de “yaptırımları aşamalı olarak kaldırma” taktiğini
kullanıyor. Ahmet eş Şara’nın Suriye’yi yönetebilmesi ve geçici
yöntimini kalıcı hale getirebilmesi, yaptırımların kalkmasına ve alacağı
ekonomik desteğe bağlı. Bu da eş Şara’yı Ankara ile Washington’un
talepleri arasında bir denge gözetmeye zorluyor.
2) HTŞ’nin PYD’yi zor yoluyla teslim alabilmesi
askeri uzmanlara göre pek olası görünmüyor. Çünkü Suriye ordusunun askeri
kapasitesi, HTŞ’nin Şam’a yürüyebilmesini kolaylaştırması için bizzat İsrail
tarafından tahrip edilmişti. Yani HTŞ’nin ve yeni Suriye ordusunun elinde ABD
tarafından eğitilip donatılmış 80 bin kişilik PYD gücünü yenebilecek kuvvet
yok. Türkiye’nin açık desteği ise Ankara’nın “Trump’la beyaz sayfa”
beklentisini torpilleme olasılığı taşıyor.
3) ABD’nin Gazze planı baskısı altındaki
Arapların ise Suriye’deki PYD özerkliğine karşı konumlanabilmesi çok etkili
olabilecek gibi görünmüyor.
ŞAM VE ‘ÖZERK YÖNETİM’İN PETROL ANLAŞMASI
Tersine, bölgede PYD’nin lehine önemli gelişmeler yaşanıyor.
Bunların başında da petrol anlaşması geliyor.
Suriye Petrol Bakanlığı Sözcüsü Ahmet Süleyman,
PYD ile petrol satışı anlaşması yaptıklarını duyurdu: “Özerk Yönetim
ile Suriye hükümeti arasında petrol konusunda bir anlaşma sağlandı. Suriye
hükümeti, ‘Özerk Yönetim’den günlük 15 bin varil petrol alacak. Petrol,
Haseke ve Deyrezor bölgelerinden tankerlerle Humus ve Banyas rafinelerine
taşınacak” (Rudaw, 22.2.2025).
Şam’ın “Özerk Yönetim” ile bir petrol
anlaşması yapmış olması, en azından şu aşamada HTŞ’nin PYD özerkliğini
fiilen kabul ettiği anlamına gelmektedir.
FİİLİ ÖZERKLİK DURUMU
ABD’nin Irak’ta özerk bir Kürt bölgesi oluşturması yöntemi
ile Suriye’de özerk bir Kürt bölgesi oluşturmaya çalışması yöntemi arasındaki
önemli bir paralellik olan petrol konusu, özerkliğin çok önemli bir dayanağı
durumunda.
Bir diğer dayanak ise ABD silahlarıdır elbette.
Ankara HTŞ’den PYD’nin elindeki silahları toplamasını
istiyor. O silahlar her ne kadar sanki çoğunluğu Rus silahıymış gibi Türkiye’de
propaganda edilse de esas olarak ABD silahlarıdır ve ABD, kendi
silahlarının toplanarak Suriye ordusunun envanterine konulmasını özerklik
konusunda taviz koparmadan kabul edecek gibi görünmüyor.
Silahlı ordusu olan ve petrolü merkezi hükümete satan bir
kuvvet, zaten fiilen özerktir. Konu artık bu fiili durumun anayasallık kazanıp
kazanmayacağı noktasındadır.
İKTİDARIN OYUN PLANI
Kısacası Ankara açısından sorunun çözümü sadece zor
kullanmaya dayanmaktadır ve bu da ABD’yle ipleri koparma kararlılığı gerektirmektedir.
Ne yazık ki Ankara zoru Rusya ve İran’la işbirliği temelinde daha kolay bir
şekilde kullanabilme şansını, HTŞ’nin Esad’ı devirmesine destek
vererek kaçırmış oldu.
İktidar bu nedenle, Trump’ın çok boyutlu yeni
politikalarında kolaylaştırıcı bir rol oynama üzerinden ve açılımı da
kullanarak yeni çözümler aramaktadır. Ancak bu da Türkiye’nin ulusal
çıkarlarından büyük taviz olasılığı taşımaktadır.
cumhuriyet