arada bulunduğu cezaevlerindeki durumu akıllara getirdi. Ülkedeki toplam 375
hapishanede yaklaşık 300 bin mahkûm bulunurken bunlardan 2 bin 500’ü çocuk,
annesinin yanında kalan çocuk sayısı da 780. Ayrıca hapishanelerde kalan bin
333 hasta tutukludan 457’si ise ağır hasta. Tüm bunlar koronavirüsün
cezaevlerinde ne gibi etkilere neden olacağını gündeme getirdi.
Geçen günlerde virüsün cezaevlerinde yayılmamasına yönelik
tedbir aldıklarını açıklayan Türkiye Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ise açık ve
kapalı tüm cezaevlerindeki görüşlerin, aile görüş odalarının kullanımının,
nakillerin iki hafta süreyle ertelendiğini belirtti. Son dönemde yurtdışına
çıkmış olan ziyaretçilerin tutuklu ve hükümlüleri ziyaret etmesine izin
verilmeyeceği de bildirildi.
Bakanlığın tedbirlerinin tutukluları koruyucu nitelikte
olmadığına değinen İnsan Hakları Derneği (İHD) Hapishaneler Komisyonu Sözcüsü
Avukat İlhan Öngör, “Cezaevlerinde mahpuslar dışında dışarıyla bağlantılı olan
birçok infaz koruma memuru bulunuyor. Bu yönüyle riskli bir durum söz konusu”
dedi.
Hasta tutukluların en riskli grup olduğunun altını çizen
Öngör, şöyle konuştu: “Ağır hasta mahpusların infazlarının ertelenmesi gerekir
ki zaten mevcut halde yeterli sağlık hakkına erişemiyor. Cezaevlerindeki
kapasite fazlalığı virüsün daha çok yayılması endişesine sebep oluyor.
Mahpusların görüşlerinin yasaklanması elbette ki hak ihlaline neden oluyor. Bu
süreçte görüşlerin yasaklanması aileler için ciddi kaygıların oluşmasına
sebebiyet verir. Anayasal güvence altına alınan aile ve özel hayatın ihlaline
sebep olur.”
Diyarbakır Barosu Başkanı Cihan Aydın ise cezaevlerinin
zaten büyük bir sorun olduğunu dile getirdi. Koronavirüs nedeniyle daha büyük
sorunların ortaya çıkabileceğine dikkat çeken Aydın, şöyle dedi: “Bir görüş ya
da ziyaret olmazsa sanki sorun yokmuş gibi bir tablo çıkıyor ortaya ancak
mesele sadece bu değil. Sadece mahpusların aileleri ve avukatlarıyla
görüştürülmeme meselesi de değil. İnfaz koruma memurlarının da hapishaneye
girmemesi ya da çıkmaması gibi bir tabloyla karşı karşıyayız. Bu bir yandan
sağlık diğer yandan da bir özgürlük ve güvenlik meselesi ortaya çıkıyor.”
