kalibresinde olan televizyonların uzman müdavimleri savaşın, popülaritesini
kaybeden, yargılanma ihtimali olan Netanyahu ve Savaş kabinesini
güçlendirdiğini söylediler. Bu savaşın İsrail’e, kendilerinin kurguladıkları(!)
HAMAS’ı yok etmesine imkân tanıyacağını, Gazze’nin boşaltılacağını, Gazze’nin
Batı Şeria’da olduğu gibi üç veya dört parçaya taksim edileceğini iddia
ediyorlardı. İsrail’i rahatsız eden her unsur ortadan kaldırılıncaya kadar
İsrail’in güvenlik kaygıları ve arzularına göre bölünmüş Gazze’yi İsrail ile
birlikte BM Barış Gücü veya “İsrail dostu” Körfez Arap ülkelerinden taşınacak
para ve asker ile imar ve idare edileceğini varsaydılar. HAMAS yerine,
Filistinliler arasında ve hatta temsil ettiği El-Fetih örgütü içinde yüzde
15’ten daha düşük bir desteğe haiz olan, Arafat’ın eşinin iddiasına binaen
Arafat’ın zehirlenmesinde rolü olan, “memur” Mahmut Abbas veya gibisi teknokrat
Filistinlilerin Gazze’nin idaresinden sorumlu olacaklarını iddia ettiler. Netanyahu,
HAMAS’ın “İsrail’e saldırısını ve savaşı İsrail’in topraklarına taşımasını”
İsrail’in 11 Eylül’ü olarak sundu. New York İkiz Kulelere yönelik yapılan 11
Eylül 2001 terör saldırısı ve bunun ABD Tekelci Kapitalist Zümrenin parçası
olan The President Bush Oğlu Bush ve Savaş kabinesinin (Pentagon, CIA) bilgisi
veya yol vermesi dâhilinde olduğu ve bu terör eyleminin ABD’nin 21. Yüzyıl
hegemonyası için tarihi bir fırsat olarak suiistimal edildiği’ somut
vakıasından hareketle Netanyahu’nun da bu savaşı İsrail’in Yeni orta-Doğu
Düzeni için tarihi bir fırsat olarak kullanacağını öne sürdüler. ABD,
İngiltere, Kanada, Almanya, İtalya ve Fransa’nın Netanyahu’ya destek
ziyaretlerinin İsrail’e yarayacağını ve bu sayede Netanyahu’nun BM’de müjdesini
verdiği İsrail liderliğinde Yeni Orta-Doğu Nizamının doğacağını, Lübnan, Suriye
ve hatta İran’ın büyük bir bedel ödeyeceklerini iddia ettiler.
DÖNEMİN KOŞULLARI
Ancak 11 Eylül terörünün, Netanyahu ve savaş kabinesinin son
temsilcileri olan Siyonist Neo-Nazi Rejimin temellerini sarsan 7 Ekim Gazze
İntifadasının aksine, ABD’ye sağladığı “Baharın” uluslararası koşulları vardı.
Washington ve müttefikleri 1983’ten itibaren Moskova ve müttefiklerine karşı
siyasi ve ekonomik bir üstünlük sağladı. Bu manada ‘Soğuk Savaşı’ ABD ve Batı
“kazandı”. Rusya ve müttefikleri Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği derin
bir krize girdi ve savruldu. Balkan-Avrupa jeo-stratejik merkezinde yer alan,
faşist Nazi Almanya’yı ve İtalya’yı dize getiren, Bağlantısızlar Hareketinin
kurucu üyelerinden Partizan Yugoslavya’yı parçaladı ve haritadan sildi. Moskova
en önemli yoldaş ülkeleri olan Polonya’yı, Doğu Almanya’yı, Çekoslovakya’yı,
Bulgaristan’ı, Romanya’yı, Ukrayna’yı, Baltık ülkelerini (Estonya, Letonya ve
Litvanya) ‘düşman kampa’ kaybetti. ABD, Saddam Hüseyin’in 1990 Kuveyt İşgaline
karşı Avrupa ve Asya’da ciddi bir taraftar kazandı. Irak ordusunu Kuveyt’ten
çıkarırken, “ülkelerin egemenliğine ve bağımsızlığına saygı duyulması ve
Orta-Doğu’ya adil ve kalıcı bir barışın gelmesi için” mücadele ettiğini iddia
etti. ABD, sahada rakipsiz en güçlü devletti. 1991’de Baba Bush ve Dışişleri
Bakanı James Baker İspanya’da İsrail ve savaş halinde olduğu Lübnan, Suriye,
Filistin’i bir araya getirebildi. Madrid Barış Konferansı, İsrail’in Mısır,
Suriye, Lübnan ve Filistin’den işgal ettiği 4 Haziran 1967 sonrası toprakları
iade etmek karşılığında başta Suriye’nin İsrail ile ateşkes antlaşması imzalaması,
savaş halinin rafa kaldırması ve uygun şartlar oluştuğunda İsrail ile
diplomatik münasebetler kurmasını öngörüyordu.
SON SAVAŞ İSRAİL’DE TRAVMA YARATTI
ABD, İsrail’in kendisinden talep ettiği 10 milyar dolar
yardım paketini bu şartı kabul etmesine bağladı. İsrail’in Rusya’dan taşımak
istediği 1 milyon Yahudi’nin yerleştirilmesi için bu paraya ihtiyacı vardı.
ABD’nin şartını kerhen kabul ettiler. Ancak Madrid protokolünü yerine
getirmediler. Baba Bush ve Orta Doğu maestrosu James Baker, Moskova ve Saddam
Hüseyin’e karşı kazanılan zaferi ABD’nin öncülüğünde kurulacak yenidünya nizamı
için bir fırsat olarak görmüşlerdi. İsrail’in güvenliğini BM kararlarının öngördüğü
Filistin devletinin kabul edilmesi ve işgal edilmiş topraklardan çekilme
karşılığında sağlanacak bir barış ile mümkün olabileceğini düşünüyorlardı.
Ancak kriz ve savaşlardan beslenen İsrail’deki Siyonist zihniyet, Avrupa ve
ABD’deki lobileri ile uluslararası askeri ve enerji holdingleri Âlemi savaş
tanrılarının tamahlarına kurban etmek dışında bir çözüm istemiyorlar. 11 Eylül
2001 savaş, yıkım, yalan ve talan tanrılarının projelerini hayata geçirmek için
önemli bir gerekçe sundu. Gerisi malumunuz. 2001 Afganistan, 2003 Irak, 2004
Suriye, 2005 Lübnan Başbakanı Refik Hariri’nin öldürülmesi, 2006
İsrail-Hizbullah Savaşı yaşandı. Son savaş İsrail’de ciddi bir travma yarattı.
RUSYA VE ÇİN DAHİL OLDU
Bu savaş sonrasında ortaya çıkan tabloya binaen, Suriye’yi
Türkiye ve Körfez Arap ülkeleri üzerinden “barışçıl yollarla”, “havuç ve sopa”
üslubuyla, Avrupa ve ABD’ye bağlamanın, içten fethetmenin ve dönüştürmenin,
İran, Lübnan ve Filistin’den uzak tutmanın yolları arandı. Suriye devleti
geleneksel tutumunda ısrar edince üzerine çullandılar. Ancak mukavemet eden
küçük ve orta ölçekli devletlerin ve özellikle Batı Asya’nın ağırsıklet merkezi
konumunda olan Suriye’nin düşmesi halinde domino taşları misali bunun İran’da
mı Rusya’da mı, daha uzak Çin’de mi nerede son bulacağını kestirmek zordu.
Bundan mütevellit askeri, ekonomik ve sosyal istikrar ve büyüme kaydeden Rusya
ve Çin sürece dâhil oldu. Bu müdahale İsrail’i oyun dışında tutmayan, aksine
önünü açan, uluslararası ilişkilere yeni bir denge getirdi. Ancak İsrail bu
süreci milleti ve Dünya Yahudilerin huzuru ve güvenliği için kullanmak yerine,
Rusya’yı Ukrayna’da, Çin’in Hindistan’da boğmaya çalışan faaliyetlere ortak
oldu. BM kararlarını uygulamak yerine Filistin, Lübnan ve Suriye’yi haritadan
silme amacı güttü. Filistin’de ilk soykırım olan Der Yasin katliamı, Beyrut ve
Sabra–Şatila Kasabı olarak tanınan Ariel Sharon ve benzeri önceki İsrail dini,
askeri ve siyasi liderlerinin benimsedikleri ve uyguladıkları “herkesi ve her
şeylerini katledin, Tanrının seçkin topluluğuyuz, Nil’den Fırat’a Büyük İsrail
Tanrının bize verdiği topraklar, kadınlarını, yaşlılarını, erkeklerini,
bebeklerini, hayvanlarını öldürün’ kehanetlerine sığınması, Netanyahu ve savaş
kabinesinin Filistin’i tamamen silme operasyonlarına sessiz kalan Âlemi
uyandıran ve hatta hoplatan, titreten ve kendilerine gelmesini sağlayan,
Netanyahu ve Savaş kabinesine çekilen operasyon 7 Ekim ‘Gazze Toplu
İntifadasıdır”.
BARIŞ YANLISI MUSEVİLER
Ciddi bir yıkım ve binlerce cana mal olacak olan bu
operasyon Siyonist İsrail, Netanyahu ve Savaş kabinesinin sonunu getirecek.
Ancak bunlardan arındırılmış İsrail’in var olmasına izin verilecek. Siyonist
Neo-Nazi, yayılmacı, talancı, işgalci ve savaş yanlısı Netanyahu ve Savaş
Kabinesini, Rusya, Çin, İran, Türkiye, Suriye, Yemen, Lübnan, Filistin direnişi
son verecek. Ayrıca sessiz sedasız İsrail’den intikam almak isteyen İngiltere
içindeki kuvvetleri de yabana atmayalım. Bunu bir sonraki yazımızda irdeleyeceğiz.
Bunlar kadar belki de daha fazla önemli olan mücadele ve İsrail’in kurtuluşuna
katkı yapacak topluluk İsrail içinde ve dışında olan Musa’nın 10 prensibine
itikat etmiş, laik ve barış yanlısı Museviler olacaktır.
aydınlık
