Iraklı yazar ve analist Neccah Muhammed Ali, barışçıl çözüm seçeneğinden söz edilmesinin, Donald Trump’ın ABD ve uluslararası kamuoyunu hazırlamaya yönelik “şık bir söylemi” olduğunu belirterek, bunun gelecekte yaşanabilecek herhangi bir çatışmanın sorumluluğunu İran’a yükleme amacı taşıdığını ifade etti. Ali’ye göre ABD askeri doktrininde saldırı; ekonomik yıpratma, siyasi tecrit ve düşmanın iç cephesinin çökertilmesinden sonra devreye giriyor. Müzakere bir aldatmacadan ibarettir ve caydırıcılık dengesi ABD’yi hesaplarını gözden geçirmeye zorlamadığı sürece savaş kaçınılmazdır.
Elektronik Rai Al-Youm gazetesinin yayın kurulunca yayımlanan ve Iraklı yazar ve analist Neccah Muhammed Ali imzasını taşıyan analizde, ABD Başkanı Donald Trump’ın İslam Cumhuriyeti’ne yönelik tehditlerinin; askeri gerilim, siyasi manevra, diplomatik şantaj ve medyanın psikolojik savaş silahı olarak kullanıldığı karmaşık bir çerçeveye oturduğu belirtildi. Açıklamaların yüzeyde bir anlaşma arayışını çağrıştırdığı, ancak özünde İran’ı kapsamlı biçimde teslim almaya yönelik, araçları değişmiş fakat özü itibarıyla klasik savaşlardan çok da farklı olmayan bir planı yansıttığı ifade edildi.
Ali, tehdidin müzakerenin değil savaşın bir aracı olduğunu vurgulayarak, Trump’ın tehditleri sıradan bir pazarlık baskısı olarak kullanmadığını, bunların düşmanın siyasi iradesini kırmayı, içeride yönetime olan güveni sarsmayı ve “teslimiyet ya da yıkım” denklemini dayatmayı amaçlayan bir psikolojik savaş stratejisinin parçası olduğunu kaydetti. Barışçıl çözümden söz edilmesinin, gelecekteki herhangi bir çatışmanın sorumluluğunu İran’a yüklemek için ABD ve uluslararası kamuoyunu hazırlamaya dönük bir söylem olduğu; Irak ve Afganistan’da da benzer bir senaryonun yaşandığı hatırlatıldı.
Analizde, Trump’ın asıl hedefinin müzakere değil, İran’ı ABD talepleri karşısında teslim olmaya zorlamak olduğu belirtildi. Washington’un; İran’ın nükleer programını tamamen ortadan kaldırmayı, füze gücünü yok etmeyi, stratejik caydırıcılığını felç etmeyi, bölgedeki direniş gruplarıyla bağlarını koparmayı ve ülkeyi jeopolitik derinliğinden mahrum bırakmayı hedeflediği ifade edildi. Bu taleplerin “karşılıklı taviz” anlamına gelmediği, egemenlik ve güç unsurlarını topyekûn ortadan kaldırmaya yönelik olduğu vurgulandı. Bu şartlara dayalı herhangi bir anlaşmanın barış getirmeyeceği, zira Beyaz Saray’ın nihai amacının İran’ı teslim almak olduğu kaydedildi.
Ali, raporunun bir başka bölümünde, mevcut gerilimlerin bir savaşın yaşanacağına işaret ettiğini belirterek; insansız hava araçlarının hedef alınması, Basra Körfezi’ndeki askeri varlık, tatbikatlar ve “öncekilerden daha sert karşılık” yönündeki tekrarlanan açıklamaların müzakere mesajı değil, doğrudan çatışma senaryosunun fiilî hazırlıkları olduğunu yazdı.
Iraklı analiste göre ABD askeri doktrininde saldırı; ekonomik yıpratma, siyasi tecrit ve yoğun propaganda savaşının ardından, düşmanın iç cephesinde psikolojik ve moral çöküş sağlandığında devreye giriyor. Bu aşamaların büyük ölçüde tamamlandığına dikkat çekilen analizde, İran iç dinamiklerine yatırım yapmanın da kapsamlı savaş doktrininin bir parçası olduğu belirtildi. ABD’nin kapsamlı yaptırımlar, yoğun medya kampanyaları, siyasi ve toplumsal nüfuz ağlarının desteklenmesi ile protesto ve huzursuzluklara yatırım yaparak hareket ettiği, tüm bunların savaşın alternatifi değil, aksine savaşın ön hazırlığı olduğu vurgulandı. Zira İran içeriden zayıflatılırsa, dış saldırının daha kolay olacağı ifade edildi.
Ali, İran’ın herhangi bir saldırının bölgesel bir savaşı tetikleyeceği yönündeki uyarısının salt bir medya tehdidi olmadığını, mevcut güç dengelerinin gerçekçi bir tanımı olduğunu belirtti. Olası bir çatışmanın İran sınırlarıyla sınırlı kalmayacağı, bölgedeki müttefiklerin doğrudan sürece dâhil olacağı, küresel ekonominin özellikle enerji piyasaları ve deniz geçişlerinin bu savaştan etkileneceği ifade edildi.
Analizde, Devrim Muhafızları Ordusu’nun “Düşmana karşı gücünüz yettiği kadar hazırlık yapın ve koşumlanmış atları hazır tutun” anlayışını benimsediği aktarılarak, bunun savaş yanlısı bir yaklaşım değil, düşmanın maliyetini yükselterek savaşı engellemeyi amaçlayan bir denge oluşturma çabası olduğu kaydedildi. Hazırlığın yalnızca silah biriktirmek anlamına gelmediği; siyasi, medya, ekonomik, toplumsal ve istihbarat alanlarını da kapsadığı, tüm bunların caydırıcılık çerçevesinde düşmanın yenilgiye uğratılmasını hedeflediği belirtildi.
Neccah Muhammed Ali, müzakerenin barışa giden bir süreç değil, savaşı ertelemenin bir aracı olduğunu; tehditlerin müzakere baskısı değil, çatışmanın ön adımı olduğunu; taleplerin ise anlaşma şartı değil, teslimiyet koşulu niteliği taşıdığını vurguladı.
Analize göre bu süreçte gerçek caydırıcı seçenek, iyi niyet ya da uzlaşı beklentisi değil; savaşın anlamsız ve maliyetli hâle gelmesini sağlayacak bir güç dengesi oluşturmak. Böyle bir denge, tehditleri saldırı aracı olmaktan çıkarıp ABD için bir sorun ve maliyete dönüştürebilir.
Iraklı analist, yazısını şu ifadelerle tamamladı:
“Müzakere bir aldatmacadan ibarettir. Caydırıcılık dengesi ABD’yi hesaplarını gözden geçirmeye zorlamadığı sürece savaş kaçınılmazdır. Güç mantığıyla yönetilen bir dünyada barış ancak güçle sağlanabilir.”
Not: bu analiz tahririeh.com sitesinden tercüme edilmiştir
