ABD Başkanı’nın İran savaşının başından bu yana yaptığı açıklamalar, Washington’da kendisine en yakın çevrelerde bile tepki topluyor.
Savaşın süresi, amacı, siyasi sonucu ve askeri kapsamı hakkında birbirini bozan mesajlara şimdi bir de İran petrolüne yönelik ambargonun 30 günlüğüne fiilen gevşetilmesi eklendi.
ABD Başkanı Donald Trump’ın 28 Şubat’ta başlayan İran savaşı boyunca yaptığı açıklamalar, Beyaz Saray’ın hem savaşın hedefleri hem de çıkış planı konusunda sık sık yön değiştirdiği eleştirilerini yeniden büyüttü.
Bu çelişkili tabloya şimdi bir de petrol yaptırımları eklendi. Washington, savaşın enerji piyasalarına etkisini hafifletmek için İran petrolüne yönelik yaptırımlarda 30 günlük muafiyet tanıdı.
Denizde bekleyen İran petrolünün satışına fiilen kapı aralayan bu adım, Beyaz Saray’ın bir yandan İran’ı askeri ve ekonomik olarak boğmaya çalışırken diğer yandan küresel enerji fiyatlarını dizginlemek için Tahran’a nefes aldırmak zorunda kaldığını gösterdi.
New York Times’a göre, ortaya çıkan manzara, yalnızca söylem dağınıklığı değil; siyasi hedef, askeri yöntem ve ekonomik araçlar arasında da birbirini bozan bir İran politikasına dönüştü. Savaşın ilk günü olan 28 Şubat’ta Trump, İranlılara yönetime el koymaları çağrısı yapmıştı. Aynı gün ABD’nin hedefini, İran’ın nükleer silah edinmesini önlemek, füze kapasitesini yok etmek ve donanmasını çökertmek olarak anlattı. Ancak birkaç gün sonra tablo değişmeye başladı. 2 Mart’ta savaşın dört ila beş hafta sürebileceğini söyledi; ardından bu sürenin uzayabileceğini belirtti. Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin İsrail’in planladığı saldırının yaratacağı sonuçları önlemek için İran’ı önce vurduğunu söyledi. Ancak Trump ertesi gün farklı bir gerekçe sundu ve İran’ın ilk saldırıyı hazırladığını düşündüğü için harekete geçtiğini savundu. Böylece aynı askeri karar için Washington’dan peş peşe iki ayrı neden çıkmış oldu.
Pentagon Şefi Pete Hegseth, 8 Mart’ta operasyonların “yalnızca başlangıç” olduğunu söylerken, Trump bir gün sonra savaşın “büyük ölçüde tamamlandığını” ifade etti. Aynı gün içinde hem “birçok bakımdan kazandık” dedi hem de “yeterince kazanmadık” vurgusu yaptı.
Trump’ın rejim değişikliği konusundaki tonu da zamanla farklılaştı. Başlangıçta açık biçimde ayaklanma çağrısı yapan Trump, 13 Mart’ta bu hattı yumuşatarak silahsız bir toplum için bunun ne kadar zor olduğuna dikkat çekti.
Trump 19 Mart’ta bölgeye asker göndermediğini söylerken, ertesi gün ABD’nin Ortadoğu’ya binlerce ek deniz piyadesi ve denizci sevk ettiği haberleri gündeme geldi. Pentagon’un savaşın finansmanı için Kongre’den yüz milyarlarca dolarlık ek kaynak arayışında olması da “sınırlı ve kontrollü operasyon” anlatısını zayıflattı.
ABD Başkanı Donald Trump, İran’a ilişkin son açıklamalarında da birbiriyle çarpışan iki ayrı çizgi ortaya koydu. Truth Social’daki mesajında, Orta Doğu’daki “büyük askeri çabaları azaltmayı düşündüklerini” söylerken, hedeflerine “çok yaklaştıklarını” savundu. Aynı paylaşımda İran’ın füze kapasitesinin, savunma sanayisinin, hava ve deniz unsurlarının büyük ölçüde etkisiz hale getirildiğini öne sürdü. Ancak Trump, kısa süre sonra yaptığı başka bir açıklamada bu kez “ateşkes istemediğini” belirtti ve İran ile İsrail’in yürüttüğü savaşta “zafer” hedeflediklerini söyledi. Bir yandan askeri yükün azaltılmasından söz eden, diğer yandan çatışmanın siyasi olarak durdurulmasına kapıyı kapatan Trump’ın mesajları, Washington’un gerçek niyetine ilişkin soru işaretlerini büyüttü.
ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’na ilişkin son açıklamaları, İran savaşında Washington’ın söylem çizgisinin yeniden değiştiğini gösterdi.
Trump, “Hürmüz Boğazı, gerektiğinde onu kullanan diğer ülkeler tarafından korunmalı ve denetlenmelidir. ABD kullanmıyor. İstenirse, bu ülkelerin Hürmüz çabalarına yardımcı olacağız, ancak İran’ın tehdidi ortadan kalktıktan sonra buna gerek kalmamalı. Daha da önemlisi, bu onlar için kolay bir askeri operasyon olur.” ifadelerini paylaştı.
Daha önce boğazın güvenliğini ABD’nin “öyle ya da böyle” sağlayacağını savunan Trump, şimdi ise sorumluluğu daha açık biçimde müttefiklere yükleyen bir ton kullandı. NATO ülkeleri ile Japonya ve Güney Kore gibi ortakların yeterince destek vermediğini söyleyen Trump, bazı ülkeleri “korkaklıkla” suçlamıştı. Trump’ın söylemindeki bu dönüşüm, Washington’ın krizi tek başına yönetmekte zorlandığı değerlendirmelerine yol açtı.
