İsraillilerin Müzakere İçin İcat Ettiği Dil

İsrailli yazar ve akademisyen Ilan Pappé, kitaplarından birinde dikkat çekici bir göndermede bulunarak, İsrail’in Filistin’i işgal ettiği onlarca yıl boyunca, Filistin topraklarının kaderini belirlemede Knesset’in Birleşmiş Milletler’den daha etkili olduğunu ifade eder.

Her ne kadar Birleşmiş Milletler’in, ABD ve İsrail’in dünyadaki eylemlerini örtbas eden bir vitrin işlevi gördüğü ileri sürülse de, İsrail’de Knesset ve diğer karar alma mekanizmalarında, Filistin’in işgali ve sonrasında Nil’den Fırat’a uzanan bir alanın tasavvur edilmesi sürecinde, incelenmesi dikkat çekici olan bir “dil” geliştirildi.

1967 Savaşı (Altı Gün Savaşı) öncesinde, Siyonistlerin Gazze Şeridi ve Batı Şeria’yı işgal etmeyi planladığı günlerde, dönemin savunma bakanı Moşe Dayan, İsrail’in oyalayıcı ve muğlak cevap verme yöntemine dair şu ifadeyi kullanmıştı: “Önemli olan bizim iç kararlarımızdır, dışarıya neyi açıklayacağımız değil.”

Bu ifade tek başına İsrail tarafının yaklaşımını yansıtır niteliktedir. Aynı dönemde Dayan, Gazze ve Batı Şeria’daki Filistinlileri bölgeden çıkarmaya çalışırken, kuzey bölgelerinin askeri komutanı Yigal Allon kendisine şu soruyu yöneltir: “Eğer ABD size Filistinli mülteciler hakkında ne yapacağınızı sorarsa ne cevap vereceksiniz?”

Dayan’ın cevabı ise şöyle olur:
“Zamanı geldiğinde bu konuya bakacağız.”

Ilan Pappé’nin “dilsel örtüler” olarak adlandırdığı bu tür ifadeler, İsrail’in uluslararası hukuk ve insan hakları ihlallerine rağmen yaptırımdan kaçınmasına zemin hazırlamıştır.

İsrail’in müzakere ve söylem biçimine dair bir diğer örnek, dönemin eğitim bakanı Zalman Aran’a aittir. Aran bu yaklaşımı şu sözlerle özetler:
“Bir şey söylemeliyiz ama mutlaka bir anlam taşımak zorunda değil.”

Bu bağlamda bir diğer örnek de, 1980’lerin sonlarında İsrail-Mısır arasında Filistin’in özerkliği konusunda yürütülen ancak sonuçsuz kalan müzakerelere liderlik eden Yosef Burg’dur. Burg, 1967 yılında “barış sağlanana kadar işgal altındaki toprakların elde tutulması gerekliliği” şeklinde tanımlanan bir yaklaşımı ortaya koymuştur.

Burg, bu ifadeyi Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat ve ABD Başkanı Jimmy Carter’a kalıcı bir barışın temeli olarak sunmuş; söz konusu liderler de bu yaklaşımı kabul ederek yaklaşık beş yıl boyunca sonuçsuz tartışmalar yürütmüştür. Zamanla bu yaklaşımın etkisini yitirdiği ve gerçekte bir oyalama yöntemi olduğu anlaşılmıştır.

Mısır, ABD ve İsrail arasında geçen bu beş yıllık müzakere süreci, 1967’den itibaren işgal altında yaşayan Filistinlilerin gerçek yaşam koşullarıyla sınırlı ölçüde bağlantılı olan birçok diplomatik görüşmeden yalnızca biridir.

Burg, Haziran 1967’de Moşe Dayan’ın yaklaşımını tekrar ederek, “barışın asla gerçekleşmeyeceği” ya da kendi ifadesiyle “barış için hiçbir ortak bulunamayacağı” fikrini dile getirmiş ve bu anlayışla İsrail’in tek taraflı politikalarını meşrulaştırmaya çalışmıştır.

Bu söylem daha sonra İsrailli siyasetçiler arasında yaygın bir slogana dönüşmüş ve Araplara karşı izlenen sert politikaların gerekçelendirilmesinde kullanılmıştır.

Burg ayrıca bu yaklaşımı şu sözlerle tamamlamıştır:
“Biz, çok uzun bir süre boyunca bu toprakları elde tutmalıyız; dışarıda ise barış istediğimizi söylemeliyiz.”

Bu tür yaklaşımlar sayesinde, İsrailli karar alıcılar müzakere masalarında kendilerini güçlü hissetmiş; Filistin direnişini ve Arap dünyasını önemsememiş ve özellikle ABD başta olmak üzere uluslararası toplumu yönlendirebileceklerine inanmışlardır. Diğer ülkeler bu çelişkili tutumu eleştirdiğinde ise, resmi güvenceler verilmiş ancak bu güvencelerin uygulanıp uygulanmayacağı her zaman belirsiz kalmıştır.

Sonuç olarak, Dayan’ın “iç kararlarımız” olarak ifade ettiği yaklaşım ile Birleşmiş Milletler çerçevesinde yürütülen diplomatik faaliyetler arasında sürekli bir gerilim varlığını sürdürmüştür.

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın