Hürmüz’den Kaçış: Körfez Petrol Şeyhliklerinin Bitmeyen Rüyası

Ortadoğu’daki Arap ülkeleri yıllardır Hürmüz Boğazı’na bağımlılıklarını azaltmak için milyarlarca dolar harcadı. Ancak bölgesel savaş ve İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki yeni düzeni, bu stratejik geçitten tamamen kaçmanın neredeyse imkânsız olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Son haftalarda İran ile İsrail-ABD ekseni arasındaki savaş ve Hürmüz Boğazı ile Fars Körfezi sularındaki gerilim, dünyaya eski bir gerçeği yeniden hatırlattı ve o da şu; Küresel ekonomi hâlâ dar bir deniz geçidine bağımlı durumda.

İran ile Umman arasında bulunan 34 kilometre genişliğindeki bu geçitten, dünya petrolünün yaklaşık beşte biri her gün taşınıyor. Bu bölgede yaşanacak herhangi bir askeri gerilim ise küresel piyasaları sarsabilecek güce sahip.

Son haftalarda İran ile ABD arasındaki askeri gerilimin tırmanmasıyla birlikte, bazı Körfez Arap ülkelerinin petrol ihracatı ciddi şekilde aksadı. Kuveyt, 1991 Körfez Savaşı’ndan bu yana ilk kez petrol ihracatını fiilen sıfıra indirdi. Bu gelişme, bölge ülkelerinin büyük bölümünün
hâlâ Hürmüz Boğazı’na yoğun şekilde bağımlı olduğunu ve geçişlerin aksaması durumunda ihracatı sürdürebilecek sınırlı seçeneklere sahip olduklarını
gösterdi.

Kuveyt bölgenin en kırılgan ülkelerinden biri olarak öne
çıkıyor. Bu ülkenin petrol ihracatının neredeyse tamamı Hürmüz’den geçmek zorunda. Suudi Arabistan veya Birleşik Arap Emirlikleri’nin aksine Kuveyt’in,
petrolünü Fars Körfezi dışına taşıyacak önemli bir boru hattı bulunmuyor. Bu nedenle petrol tankerlerine yönelik tehditlerin artması ve sigorta ile deniz taşımacılığı maliyetlerinin yükselmesiyle birlikte bu ülkenin petrol ihracatı neredeyse durma noktasına geldi ve üretimin bir bölümü iç depolamaya yönlendirildi.

Katar da benzer bir durumda bulunuyor. Dünyanın en büyük sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihracatçısı olan Katar, gaz ihracatının neredeyse tamamını Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştiriyor.

Doğal gazın petrolden önemli farkı ise LNG taşımacılığının kolayca boru hatlarıyla ikame edilememesi. Bu durum Katar’ı, Hürmüz’de
yaşanabilecek herhangi bir kriz karşısında dünyanın en kırılgan enerji aktörlerinden biri hâline getiriyor.

Bahreyn için de bu bağımlılıktan kurtulacak belirgin bir
alternatif bulunmuyor. Ancak Irak daha karmaşık bir tabloya sahip. Irak petrol ihracatının büyük bölümü Farz Körfezi’ndeki güney terminallerinden yapılıyor ve bu terminaller de Hürmüz’e bağımlı durumda.

Bununla birlikte Bağdat yönetiminin sınırlı da olsa
alternatif bir güzergâhı bulunuyor ve o da Kerkük–Ceyhan Boru Hattı. Bu hat, Irak’ın kuzey petrolünü Türkiye üzerinden Akdeniz’e taşıyor. Ancak güvenlik
sorunları ve siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle yıllardır tam kapasite çalışmayan bu hattın, Irak’ın güney ihracatının yerini alabilecek kapasitesi bulunmuyor.

Buna karşılık Suudi Arabistan ile BAE son yıllarda Hürmüz bağımlılığını azaltmak için milyarlarca dolarlık yatırım yaptı.

Suudi Arabistan bölgedeki en önemli alternatif güzergâha sahip. Doğu-Batı Boru Hattı, ülkenin doğusundaki petrol sahalarını Kızıldeniz
kıyısındaki Yenbu Limanı’na bağlıyor. Günlük yaklaşık 7 milyon varil taşıma kapasitesine sahip olan bu hat, Suudi Arabistan’a petrol ihracatının büyük kısmını Hürmüz’den geçmeden gerçekleştirme imkânı sağlıyor.

Birleşik Arap Emirlikleri de Habşan–Fuceyre Boru Hattı’nı inşa ederek bağımsız bir ihracat rotası oluşturmaya çalıştı. Bu hat, Abu Dabi petrolünü doğrudan Umman Denizi kıyısındaki ve Hürmüz Boğazı dışında bulunan Fuceyre Limanı’na ulaştırıyor.

Son kriz sırasında bu altyapı sayesinde BAE, petrol
ihracatının bir bölümünü sürdürebildi. Oysa bölgedeki birçok ülke ciddi kesintilerle karşı karşıya kaldı.

Ancak Suudi Arabistan ile BAE bile Hürmüz’e olan
bağımlılıklarını tamamen ortadan kaldırabilmiş değil. Günlük yaklaşık 20 milyon varil petrol ve petrol ürünü bu boğazdan geçerken, bölgedeki alternatif güzergâhların toplam kapasitesi bunun oldukça gerisinde kalıyor.

Başka bir ifadeyle, tüm alternatif boru hatları azami
kapasiteyle çalışsa bile, Körfez enerji ihracatının büyük kısmı Hürmüz olmadan fiilen kilitlenecek durumda.

Hürmüz Boğazı’ndaki bu güvenlik krizi, küresel piyasalara net bir mesaj verdi: Hürmüz hâlâ dünyanın en önemli enerji boğazı ve uluslararası ekonomi, onu devre dışı bırakacak gerçek bir alternatif üretmiş değil. Kısa ve orta vadede de böyle bir çözüm görünmüyor.

Gerilimin etkileri yalnızca Ortadoğu ile sınırlı değil. ABD’de benzin fiyatları son yılların en yüksek seviyesine çıkarken, enflasyon dalgasının geri dönebileceği yönündeki endişeler yeniden arttı. Petrol fiyatlarındaki her yükseliş, Batılı ekonomilerde doğrudan ulaşım, üretim ve enerji maliyetlerini artırıyor. Bu nedenle ABD ve Avrupa finans piyasaları Ortadoğu’daki gelişmelere son derece duyarlı hâle geldi.

Avrupa’da da Hürmüz krizi ciddi kaygılar yarattı. Avrupa
ülkeleri, Ukrayna savaşından sonra Ortadoğu ve ABD LNG’sine daha fazla bağımlı hâle geldi. Bu nedenle bölgedeki enerji ihracatında yaşanacak herhangi bir
aksama, Avrupa’nın enerji güvenliğini doğrudan tehdit ediyor.

Bu yüzden birçok analist, bölgesel savaşın yalnızca yerel bir kriz olmadığını, aynı zamanda küresel ekonomi için doğrudan bir tehdit oluşturduğunu düşünüyor.

Körfez Arap ülkeleri açısından son kriz büyük bir uyarı
niteliği taşıdı. Alternatif boru hatları ve yeni güzergâhlara yapılan milyarlarca dolarlık yatırımlar bile onları Hürmüz’e bağımlılıktan kurtarmaya yetmedi.

Bugün temel soru şu: Bölge ülkeleri önümüzdeki yıllarda
Hürmüz’e bağımlılığı azaltacak yeni altyapılar kurabilecek mi? Uzmanların büyük bölümü bu soruya olumsuz yanıt veriyor.

Coğrafya hâlâ dünya enerji piyasasının en belirleyici unsuru olmaya devam ediyor. Körfez petrolünün büyük kısmı bu bölgenin iç kıyılarında üretildiği sürece, Hürmüz Boğazı dünya enerji ekonomisinin atan kalbi olmaya devam edecek. Dünya zamanla İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki iradesi ve gücü karşısında yeni düzene boyun eğecek.

SSNNews’den tercüme edilmiştir

 


Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın