Bazı Batı yanlısı kesimlerin İran’da rejimi devirme modeli olarak sunduğu Suriye; bugün İsrail’in devam eden saldırıları, yabancı aktörlerin varlığı, merkezi hükümetin otoritesinin zayıflaması ve güvensizlik ile istikrarsızlığın ve dış müdahalenin sonuçlarının somut bir örneğine dönüşmüş durumdadır.
Beşar Esad hükümetinin düşüşünün ardından bazı medya organları ve Batı yanlısı siyasi akımlar, Suriye’yi İran’da rejimi devirmek için bir model olarak nitelendiriyordu. Ancak zamanla çatışmaların sürmesi, dış müdahalelerin genişlemesi, iç anlaşmazlıklar ve ülkenin kısmen işgali ile bölünmesi; birçok gözlemcinin Suriye’yi Batı hayranlığı için bir ibret dersi olarak tanımlamasına yol açtı.
Suriye’deki son gelişmeler, bu ülkenin derin güvenlik ve siyasi krizlerle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. İsrail’in Suriye topraklarına yönelik tekrarlanan saldırıları, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) bazı ülkelerin gösterdiği tepkiler ve Suriye’nin güneyindeki çatışma raporları, istikrarsızlığın ve yabancı işgalinin bu ülkeye büyük bir darbe vurduğunu ortaya koymaktadır.
Son günlerde Rusya, Pakistan ve Türkiye; BMGK’da İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırılarını kınayarak bunu ülkenin egemenliğine ve istikrarına yönelik bir tehdit olarak değerlendirdi. Buna karşılık ABD, İsrail’e destek verirken bölgedeki gelişmelere yönelik güvenlik odaklı yaklaşımını vurgulamaya devam etti.
Dikkat çeken hususlardan biri, yabancı aktörlerin Suriye’nin çeşitli bölgelerindeki varlığını ve nüfuzunu sürdürmesidir. Kuzeydoğuda ABD destekli güçler bulunurken, diğer bazı bölgelerde de farklı aktörlerin etkisi devam etmektedir.
Ayrıca İsrail, son aylarda Suriye’deki hedeflere yönelik çok sayıda saldırı gerçekleştirdi ve raporlara göre sınır bölgelerinin bir kısmının kontrolünü elinde tutuyor. Bu durum, birçok analistin merkezi hükümet otoritesinin yokluğundan ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün bozulup parçalanmış halinin devam ettiğinden bahsetmesine neden oldu.
Suriye’nin güneyinde de yerel halkın, İsrail askerlerinin ilerleyişine ve saldırılarına karşı koymak için barikatlar ve savunma siperleri kurduğunu gösteren raporlar yayımlandı; bu durum medyada, bölge sakinlerinin güvenlik durumuna ilişkin endişelerinin bir göstergesi olarak yansıtıldı. Suriye’nin bazı köylerinde çocuklar bile Siyonist rejimle mücadele saflarına katılırken, ülkenin topraklarını savunacak Cevlani güçlerinden hiçbir iz yok. Cevlani, kendisini pasif ve aynı zamanda dışa bağımlı/satılmış bir figür olarak sergilemiştir.
Öte yandan Donald Trump’ın, Suriye geçici hükümetinden Lübnan Hizbullahı’na karşı harekete geçmesini beklemesine dair açıklamaları, yeni Suriye hükümetinin çok sayıda dış baskıyla karşı karşıya olduğunu ve Trump’ın Cevlani’ye ABD için bir paralı asker rolü biçtiğini gösteriyor.
Bu baskılar Suriye’yi bölgesel rekabetlerin içine eskisinden daha fazla çekebilir; sonuçları doğrudan ülke halkını etkileyecek olan rekabetler… Şüphesiz direniş ekseniyle çatışmanın Cevlani için onu ciddi bir tehdit altına sokacak sonuçları olacaktır.
Son zamanlarda İran Devrim Muhafızları Ordusu, Suriye’nin “El-Tanf” bölgesindeki ABD askeri özel operasyon komuta merkezini sürpriz bir saldırıyla hedef aldığını duyurdu. Bu olayın Suriye hükümetine de net bir mesaj taşıdığı kesindir.
Böyle bir ortamda bazı analistler; Suriye deneyiminin, Batı tarzı rejim değişikliğinin istikrar ve refah gibi siyasi rüyalardan uzak, tam aksine devasa bir krizin başlangıcı olduğunu gösterdiğine inanıyor.
İlk günlerde, başta Suudi Arabistan ve Katar olmak üzere Arap ülkelerinin yapacağı parasal ve finansal dış yardımlara dair yoğun medya propagandası yapılıyordu; ancak Cevlani ve rejiminin balayı çok çabuk bitti ve şimdi halk güvensizlikten, parçalanmışlıktan ve ekonomik durumdan şikayet ediyor.
Bu tablodan net bir şekilde görülen şey; İran kamuoyunu hedef alan, Batı eksenli hayal tüccarlığı ve medya algı operasyonlarıdır. Suriye’deki gelişmeler, sahadaki gerçeklik ile medyanın oluşturduğu algı arasındaki devasa mesafeyi gözler önüne sermektedir; geriye kalan ise pratikte bölünmüş ve güvensiz bir ülkedir.
Bugün Suriye’de görülen şey sadece bir iç kriz değil; merkezi hükümet otoritesinin zayıfladığı bir toprak parçasında dış güçlerin rekabetinin bir yansımasıdır.
Bu açıdan Suriye tecrübesi; bir ülkenin kaderi dış aktörlerin müdahalesine ve onların siyasi vaatlerine bağlandığında, sonucun kesinlikle istikrar, refah ve güvenlik olmayacağını göstermektedir.
Bu nedenle Suriye, dış güçlerin desteğine güvenilmemesi gerektiği konusunda tarihi bir uyarıdır; Batılı ülkelerin çıkarının hiçbir ülkenin kalkınmasında olmadığını, aksine bu ülkelerin ana avlarını her zaman istikrarsızlığın, güvensizliğin ve Orta Doğu ülkelerini zayıflatmanın bulanık sularında avladıklarını ve bu koşullarda sömürge masalarını kurduklarını gösteren bir tecrübedir.
Not: bu analiz fars news sitesinden alınarak tercüme edilmiştir
