Filistin kökenli analist, Hürmüz Boğazı’nda yaşananların sadece bölgesel bir krizden ibaret olmadığını; aksine deniz boğazlarını birer silaha ve jeopolitik caydırıcılık aracına dönüştürebilecek büyük bir olay olduğunu ve bu nedenle her bölgesel krizin bölgesel ve küresel bir tsunamiye yol açabileceğini düşünüyor.
Rusya’da yaşayan Filistin kökenli yazar ve analist Rami eş-Şair, “Rai al-Youm” adlı elektronik gazetede yayımlanan analiz yazısında şunları kaydetti: “ABD Başkanı Donald Trump; Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar’ın talebi üzerine İran’a yönelik kapsamlı askeri saldırıyı durdurduğunu söyledi. Suudi Arabistan, BAE ve Katar bu konuda herhangi bir resmi açıklama yapmadı. Bu raporda Trump’ın anlatımı esas alınmaktadır. Bu durum; mantık, akıl ve Basra Körfezi’ne kıyısı olan Arap ülkelerinin dış politika öncelikleri ilkeleriyle örtüşmektedir. Bu ülkeler, gerilimin tırmanmasına son verilmesini ve çatışmaların; bölgedeki enerji tesislerini, Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz seyrüseferini tehdit eden ve bölgenin kalkınmasına yönelik ekonomik projeleri yok eden geniş çaplı bir bölgesel savaşa dönüşmesinin engellenmesini istemektedir.”
Körfez’deki Arap ülkeleri ne pahasına olursa olsun İran’ı zayıflatmayı hedeflememekte; aksine gerilimi dizginlemeyi ve kuşkusuz küresel ekonomiyi de etkileyerek bölgede yeni bir güvenlik denkleminin şekillenmesini sağlayacak olan ekonomik istikrarı korumayı amaçlamaktadır. Bölgenin yeni güvenlik yapısında, çatışmalar yerine gerilimin azaltılmasına, diyaloğun artırılmasına ve güvenlik garantilerine dayanılacaktır.
Filistin kökenli analist şöyle yazdı: “Bizler, boğazların sadece ticari, enerji ve ticari mübadele geçitleri olmaktan çıkıp, güç dengelerini yeniden oluşturan araçlara dönüştüğü bir geçiş aşamasındayız. Hürmüz Boğazı’nda yaşananlar ve yaşanacak olanlar sadece bölgesel bir kriz değildir; aksine bu durum, diğer ülkelerin de deniz boğazlarını bir silah ve jeopolitik caydırıcılık aracı olarak kullanmalarına yol açabilecek büyük bir olaydır.”
Bölgedeki Babülmendep Boğazı kapalı olmamakla birlikte güvenlik kısıtlamalarıyla karşı karşıyadır. Bu boğazdan geçişler büyük bir tedbirle devam etmekte; bazı şirketler güvenlik gerekçesiyle gemilerinin rotasını değiştirmekte veya gemilerini sistemlerini kapatarak (fener söndürerek) yürütmektedir. Yemen’deki Ensarullah hareketi boğazı tamamen kapattığını açıklamamış olsa da kapama tehdidindeki gücünü korumaktadır. Düşmanlarına ait gemilerin geçiş maliyetini ağırlaştırmışlardır. Gemilerin hedef alınması ihtimali bile yükleme ve sigorta maliyetlerini artırmakta; bu durum da mal fiyatlarının yükselmesine ve gemilerin rota değiştirmesine neden olmaktadır.
Geçmişin stratejik düşüncesinde her bir boğazın diğerinden bağımsızlığı vurgulanırken, bugün birbirine kenetlenmiş bir enerji geçitleri ağından bahsedilmektedir. Hürmüz Boğazı’nın kapanması, bu boğaza doğal bir alternatif arama çabası anlamına gelir. Bunun doğal alternatifi ise Babülmendep’tir. Eğer bu boğaz da kapanırsa alternatifi sınırlıdır ve dünya ülkeleri “Ümit Burnu” rotasına yönelmek zorunda kalacaktır. Bu durum ise sigorta bedellerinin artmasına, gemi trafiğinin durmasına ve mal fiyatlarının yükselmesine sebep olacaktır.
Dolayısıyla bölgedeki iki enerji geçidinin kapanması birbiriyle bağlantılıdır ve büyük riskler barındırmaktadır. Bu yöntemin başarılı olması küresel ekonomiyi sarsabilir ve farklı güçleri müzakere masasına oturmaya zorlayabilir.
Rami eş-Şair şöyle yazdı: “Son kriz, deniz boğazlarının kontrol altına alınmasının stratejik bir baskı aracına dönüştüğünü ve bazı durumlarda klasik askeri güçten çok daha etkili olduğunu kanıtladı. Küresel ticaret akışını tehdit edebilme gücü, bazı şartlarda nükleer bir cephaneliğe sahip olmaktan çok daha etkilidir.”
Analist yazısını şöyle sürdürdü: “Krizin üzerinden yaklaşık 6 ay geçtikten sonra Arap ülkelerinin talebinin, krizin boyutlarının ve Hürmüz Boğazı’ndaki mevcut durumun risklerinin idrak edildiğini düşünüyorum. Trump’ın da geniş çaplı bir bölgesel savaşın patlak vermesi halinde Arap ülkelerinin, Batı’nın ve ABD’nin çıkarlarına yönelik tehdit oluşturan unsurları anlaması umut edilmektedir.”
Şimdi, İran’ı içeriden ve dışarıdan istikrarsızlaştırma ve rejim değiştirme çabalarının ardından, sahadaki tüm göstergeler ve olaylar, İran’ı askeri yollarla boyun eğdirmeye ve güç kullanarak siyasi değişim dayatmaya yönelik tüm girişimlerin başarısızlıkla sonuçlandığını göstermektedir. Gerilimi tırmandırmanın maliyeti tüm taraflar için ağır olacaktır. İran’a karşı yürütülen tüm çabalar ters tepmiş ve bu durum tüm bölge ve dünya için olumsuz sonuçlar doğurmuştur.
Uluslararası durum artık gerilimin tırmanarak devam etmesini kaldıramamaktadır. Tankerler, petrol fiyatları ve Hürmüz ile Babülmendep boğazlarındaki krizler karmaşıklaşırken, artık bir lokma ekmeğin temin edilmesi konuşulmaktadır.
Günümüzde doğal gaz sadece elektrik üretmek ve fabrikaları çalıştırmak için bir yakıt değil; aynı zamanda azotlu gübre fabrikalarının temel bileşenlerinden biri haline gelmiştir. Doğal gaz, amonyak üretiminin temel ham maddesidir; amonyak ise azotlu gübrelerin en önemli bileşenidir.
Enerji arzındaki ve doğal gaz fiyatlarındaki her türlü çalkantı, dünya genelindeki tarımsal üretim maliyetlerini doğrudan etkileyecektir. Kimyasal gübre maliyetlerinin artmasıyla kullanımı azalacaktır. Gübre kullanımının azalmasıyla tarımsal üretim düşecek ve gıda fiyatları yükselecektir. Bu durum, sadece birkaç ay içinde, başta gıda ithalatına bağımlı Afrika ülkeleri olmak üzere birçok ülke için tehlikeli bir zincirleme reaksiyona yol açacaktır.
Rami eş-Şair şöyle yazdı: “Basra Körfezi’nde yaşanan gelişmelerin riskleri ve Trump’ın Körfez ülkelerinin kendisinden İran’a yönelik geniş çaplı askeri saldırıyı durdurmasını talep ettiğine dair iddiası; Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının ve üst düzeyde deniz seyrüseferinin hedef alınmasının, sadece petrol fiyatlarını artırmakla kalmayıp deniz taşımacılığı, sigorta ve yükleme maliyetlerini de artıracak büyük riskler taşıdığını ortaya koymaktadır.”
Bu maliyetler kademeli olarak bakliyat, sıvı yağ, şeker, yem ve diğer temel gıda maddelerinin fiyat artışına yansıyacaktır. Enflasyon, işsizlik ve para biriminin değer kaybından muzdarip kırılgan ekonomilerde gıda fiyatlarının yükselmesi, hızla ekonomik krizlere; ardından sosyal krizlere ve nihayetinde dünya ülkelerinin istikrarını bozacak siyasi krizlere dönüşecektir.
Bu nedenle deniz boğazları ve bunların başında gelen Hürmüz Boğazı, artık sadece enerji akışında değil; gıda istikrarında ve dolayısıyla kırılgan ekonomiye sahip birçok ülkenin siyasi istikrarında da rol oynamaktadır.
Kriz bir deniz boğazında başlamakta; ancak fırın kuyruklarında, göç dalgalarında, halk protestolarında, iç savaşlarda ve Basra Körfezi ile Hürmüz Boğazı’ndan binlerce kilometre uzaktaki rejimlerin ve hükümetlerin çöküşüyle son bulmaktadır.
Filistin kökenli analist raporunun son bölümünde şu ifadelere yer verdi: “Dünya artık coğrafyanın sadece haritadan, tarihin kütüphane raflarındaki kuru bilgilerden, enerjinin sadece bir emtiadan ve deniz geçitlerinin sadece seyrüsefer rotalarından ibaret olmadığı bir aşamaya girmiştir. Artık her bölgesel kriz bölgesel ve küresel bir tsunamiye yol açabilecek; bölgesel bir ülkenin aldığı her karar Afrikalı çocukların gıdasını, Avrupa’daki enflasyonu ve Asya’daki enerji üretim zincirini etkileyecektir. Bu nedenle, 21. yüzyılda kriz yönetimi artık sadece askeri güç dengesine değil; çıkarların birbiriyle ne kadar kenetlendiğini anlama gücüne ve şekillenmekte olan yeni dünya düzeninin dengelerine saygı duymaya dayanmaktadır.”
not: bu analiz tahririeh.com sitesinden alınarak tercüme edilmiştir
