ABD Savunma Çevrelerinde Yeni Bilişsel Strateji

Bilişsel savaşta mesele sadece kimin daha hızlı karar verdiği değildir; daha da önemli olan mesele, karar vericinin karar anında, birkaç dakika önce gözlemlediği aynı bilişsel alanda bulunup bulunmadığıdır. Bu konu, INSS’in yeni makalesinde de yer almıştır.

Klassik savaşlarda hız, belirleyici bir avantajdı. Kim daha erken görür, daha hızlı analiz eder, daha çabuk karar verir ve daha hızlı eyleme geçerse rakipten bir adım öndeydi. İşte bu mantıktan hareketle John Boyd’un (ABD Hava Kuvvetleri albayı, savaş uçağı pilotu ve askeri teorisyen) ünlü OODA teorisi, operasyonel üstünlüğü anlamanın en önemli çerçevelerinden biri haline geldi. Yani: Gözlemle (Observe), Yönelim Göster (Orient), Karar Ver (Decide) ve Uygula (Act). Bu modelde gözlem gerçekliği alır; yönelim ona anlam katar; karar tepkiyi seçer ve uygulama ise bunu sahaya taşır.

Ancak bugünün sahası, özellikle bilişsel alanda, artık Boyd’un üzerinde düşündüğü saha değildir. Bugün bir karar verici bir olaya ilişkin verileri analiz etmekle meşgulken, tam da o “karar verme” ile geçen birkaç dakika içinde sahanın kendisi değişmiş, anlatılar (anlatımlar) başkalaşmış, kamuoyu yer değiştirmiş, bir etki operasyonu başlamış, platform algoritmaları başka bir içeriği öne çıkarmış ve hatta karar vericinin gerçekliğe dair ilk algısı yürürlükteki gerçeklikle örtüşmez hale gelmiş olabilir.

İşte bu noktada “zaman”, tali bir faktör olmaktan çıkıp stratejik bir değişkene dönüşmektedir.

ABD Ulusal Savunma Üniversitesi Ulusal Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nün (INSS) Strategic Insights serisinde 11 Ağustos 2026 tarihinde John Murray, Dr. Elise Annet ve Dr. James Giordano tarafından yayımlanan “Decision Advantage in Cognitive Warfare” (Bilişsel Savaşta Karar Avantajı) başlıklı yeni makale tam da bu noktadan başlamaktadır.

Yazarlar, bilgi odaklı ve yapay zeka tabanlı ortamlarda karar avantajının yalnızca kararın hızına ve kalitesine bağlı olmadığını; kararın, sürekli değişen bilişsel ve operasyonel ortamla ne ölçüde eş zamanlı (senkronize) kalabildiğine bağlı olduğunu savunmaktadırlar. Yazarlar; hız, uyum ve öğrenmenin yanı sıra “zamansal eş zamanlılığı” (zamansal senkronizasyonu) karar üstünlüğünde önemli bir değişken haline getirmektedirler.

Bu tartışmanın önemi yalnızca içeriğinde değil, yayımlandığı yer ve bunun devamlılığında yatmaktadır. Makale, ABD Ulusal Savunma Üniversitesi’ne bağlı INSS’te yayımlanmış olup, 18 Ağustos’ta yayımlanan ikinci bölümü doğrudan komuta mimarisinin yeniden tasarlanmasına ve insan ile yapay zeka arasındaki görev dağılımına odaklanmaktadır.

Yazarlar; hız ve kesintisiz izleme gerektiren görevlerin olabildiğince yapay zeka sistemlerine devredilmesini, ancak muhakeme, durum yorumlama, sorumluluk ve nihai karar yetkisinin insanda kalmasını önermektedir.

Bu nedenle söz konusu makaleyi “ABD’nin yeni resmi doktrini” olarak değil, ABD savunma çevrelerindeki yeni bir fikri ve stratejik yönelimin işareti olarak okumak belki de daha doğru olacaktır. Bu yönelimde ana mesele artık sadece karar döngüsünün hızını artırmak değil; insan idraki, makinenin işleme kapasitesi ve değişen bilişsel saha arasındaki eş zamanlılığı korumaktır. Bu husus, özellikle komuta kademesinin ve bilişsel savaşın geleceği açısından büyük önem taşımaktadır.

Gerçeklik Kararı Beklemediğinde

Bilişsel ortamda bilgi sadece aktarılmakla kalmaz; sürekli üretilir, yeniden yorumlanır ve yeniden dağıtılır. İnsanlar konuşmakta, sosyal ağlar anlatıları yeniden üretmekte, algoritmalar bazı içerikleri öne çıkarıp bazılarını önemsizleştirmekte, çeşitli aktörler müdahalede bulunmakta ve hedef kitlenin davranışı da tam olarak bu bilgi akışının etkisiyle değişmektedir.

Böyle bir ortamda, “gözlem” anında doğru olan bilgi, “uygulama” anında artık yetersiz ve hatta yanıltıcı olabilir. Yalın bir ifadeyle karar verici, sadece değişken bir saha ile karşı karşıya değildir; gözlem ile karar arasındaki mesafede kendisi de değişen bir saha ile karşı karşıyadır.

Yazarlar bu durumu, örgütün karar vermesi için gereken zaman ile bilişsel ortamın değişim hızı arasındaki boşluk (açık) olarak açıklamaktadır. Eğer karar anlık bir gözleme dayalı olarak alınırsa, uygulama aşamasına gelindiğinde ortam başlangıçta görülenden uzaklaşmış olabilir.

Fakat diğer yandan, karar verme süreci gereğinden fazla uzarsa etkileme fırsatı da kaçırılabilir. Dolayısıyla mesele, “hız” ile “hassasiyet” arasında basit bir seçim yapmak değil, kararın değişen saha ile eş zamanlılığını korumaktır.

Bu nedenle bilişsel sahada senkronizasyon (eş zamanlılık) olmaksızın gösterilen hız, kendi aleyhine bir duruma dönüşebilir. Toplumun eski bir görüntüsüne dayanarak çok hızlı karar alan bir örgüt, yalnızca gerçeklikle bağdaşmayan hızlı bir karar üretmiş olur.

İyi karar, dolayısıyla sadece hızlı ve isabetli olan karar değildir; uygulama aşamasına ulaştığında dahi bilişsel saha ile halen örtüşen karardır.

OODA’dan dOODAc’a: Karar Boşlukta Oluşmaz

Burada OODA modelinin geliştirilmesi önem kazanmaktadır. 2011 yılında “Çok Katmanlı Stratejik Değerlendirme” programında tanıtılan dOODAc çerçevesi; Boyd’un klasik modelini, “mevcut durum” veya zihinsel hazırlık halini ve ayrıca eylemin sonuçlarını ekleyerek genişletmektedir. INSS’in yeni makalesi, bu çerçeveyi yapay zeka ortamlarındaki bilişsel savaşı açıklamak için kullanmaktadır.

Bu yaklaşıma göre karar alma, artık gözlemden eyleme uzanan düz bir çizgi değildir. Zihniyet ve ön kabuller görme biçimini; görme biçimi yorumu; yorum kararı; karar eylemi ve eylemin sonucu da bir sonraki döngüyü şekillendirir.

Yani karar bir boşlukta meydana gelmez. Önyargılar, psikolojik ve sosyal durum, kurumsal kültür, biyolojik ve çevresel faktörler ile bireysel ve kurumsal ön kabuller bütünü, henüz gözlem aşamasından önce neyin nasıl görüleceği ve nasıl anlaşılacağı üzerinde etki bırakır. Diğer taraftan, her eylem bir sonuç doğurur ve bu sonuç yeniden gelecekteki algıyı, kararı ve davranışı etkiler.

Sonuç olarak bilişsel savaşta basit bir döngü ile karşı karşıya değiliz; aksine özyinelemeli (geribeslemeli) bir bilişsel ekosistem ile karşı karşıyayız. Her mesaj, her haber, her karar ve her medya eylemi, bir sonraki bilişsel sahanın bir parçasını inşa edebilir.

Medya Sadece Sahayı Gözlemlemez; Onu İnşa Eder

Burada önemli bir soru ortaya çıkmaktadır: Bizler sadece bilişsel sahada mı hareket ediyoruz, yoksa onu kendimiz mi inşa ediyoruz? Cevap: Her ikisi de.

Medya sadece gerçekliği aktarmaz; konu seçimi, başlık, anlatı açısı, çerçeveleme, yayın sırası ve tekrar sıklığı ile hedef kitlenin algısının şekillenmesinde de rol oynar.

Artık bir haber sadece bir olaya dair bilgi demek değildir; bilişsel sahaya yeni bir girdi olabilir. Bu durum gazetecinin konumunu da değiştirmektedir.

Gazeteci artık sadece “ne olduğunu” bilen kişi değildir; bu olayın nasıl bir bilişsel ortamda anlatıldığını, hedef kitlenin bunu nasıl algıladığını ve bunun yayımlanmasının aynı ortamda nasıl bir değişim yaratacağını da bilmek zorundadır. Bu açıdan bakıldığında medya hem sahanın gözlemcisi hem de sahayı inşa eden aktörlerden biridir.

“Yapay Zeka” Sadece Daha Fazla Hız Demek Değildir

Aynı açıdan bakıldığında, yapay zeka hakkındaki yaygın hatalardan biri, onu yalnızca önceki işleri daha hızlı yapmaya yarayan bir araç olarak görmektir. Yapay zekanın bilişsel savaştaki gerçek önemi başka bir yerde, yani sahayla ilgili kesintisiz gözlem ve işleme kabiliyetinde olabilir.

Yapay zeka; devasa miktardaki verileri, sözcük değişikliklerini, içerik yayılım modellerini, kamuoyu trendlerini ve anlatı değişimlerini insanın gücünün çok ötesinde bir hızla izleyebilir. INSS makalesinin “kesintisiz izleme”, “bağlamın sürekli entegrasyonu”, öngörücü analiz ve karara adaptif destek üzerinde durduğu nokta tam olarak burasıdır.

Ancak bu durum insanın devreden çıkarılması anlamına gelmez. Tam aksine, makalede önerilen modelde insan; “sürekli bilgi işleyen” konumundan çıkıp gözlemci, hedef belirleyici, eylem sınırlarını çizen, nihai muhakeme ve sorumluluk sahibi konumuna geçmelidir.

Makine sahayı daha yüksek bir frekansla tarayabilir; ancak muhakeme, sorumluluk, durumun yorumlanması ve nihai karar insanda kalmalıdır. Daha basit bir ifadeyle: Yapay zeka sahayı daha yüksek frekansta görür; insan ise anlamı, yönü ve sorumluluğu belirler.

Bu durum belki de bilişsel savaşın geleceğindeki en önemli değişimlerden biridir: Yani insanın elenmesi değil, insanın makine yanındaki rolünün yeniden tanımlanması.

Bilişsel Üstünlük: Sahanın Değiştiğini Daha Geç Gözden Kaçırmaktır

Belki de bu dönüşümün en önemli dersi şudur: Yapay zeka çağında bilişsel üstünlük artık sadece daha hızlı görmek veya daha hızlı karar vermek anlamına gelmemektedir; bilişsel üstünlük, gördüğümüz şeyin değişmekte olduğunu kavrayabilmektir.

Bilişsel savaş alanındaki bir savaşçı; gözlemden karara, karardan eyleme ve eyleimden etkiye kadar geçen sürede toplumun zihninde, bilgi ağında ve anlatı sahasında nelerin değiştiğini bilir.

Nitekim bilişsel savaşta kazanan, sadece daha hızlı karar veren değildir; kazanan, sahanın değiştiğini daha geç gözden kaçırandır.

İbrahim Efşari/Farsnews.ir

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın