Hikmet el-Hicri’nin Siyonistlere Yaranma Çabası…

Şam coğrafyasındaki Dürzi liderler, İsrail ve destekçilerinin yüzlerce yıllık Dürzi kimliğini Siyonist anlatıya entegre etme girişimlerini reddetmelidir.

Suriye’nin Süveyda vilayetindeki Dürzi toplumunun manevi lideri Hikmet el-Hicri, Dürzilerin İsrail devletinin “ayrılmaz bir parçası” olduğunu ilan etti. Suriye’nin Süveyda vilayetindeki Dürzi toplumunun manevi lideri Hikmet el-Hicri bu hafta dikkat çekici bir açıklamada bulundu. Dürzilerin “inanç açısından bile” İsrail devletinin “ayrılmaz bir parçası” olduğunu beyan etti.

Bu açıklamalar, Şam hükümetine muhalif bir dini liderin sıradan ve kışkırtıcı bir başka duruşu olarak görülmemelidir. Bu sözler çok daha derin bir meseleyi ifşa etmektedir: Süveyda’da, Siyonist siyasi söylemin onlarca yıldır beslediği anlatıyla çarpıcı bir benzerlik taşıyan yeni bir anlatının ortaya çıkışı…

Bu anlatı; Dürzileri kendi Arap ve İslam coğrafyasından soyutlamayı ve onları hem siyasi hem de tarihi açıdan İsrailli-Siyonist bir çerçeveye taşımayı vurgulamaktadır.

Mesele sadece el-Hicri’nin İsrail rejiminin desteğini arıyor olması değildir. Onun İsrail ile ilişkisi zaten yıllardır şekillenmektedir.

Aralık 2024’te Beşar Esad yönetiminin devrilmesinden bu yana el-Hicri; İsrail’i giderek artan bir dille önceleri doğal bir siyasi ortak, ardından Dürzi toplumunun geleceğinin olası bir garantörü ve şimdi de Dürziler için manevi ve ideolojik bir ülkü olarak sunmuştur.

Temmuz 2025’te Süveyda’da yaşanan geniş çaplı katliam, İsrail’in rolünün gerekli veya meşru gösterilebileceği bir siyasi atmosferin oluşmasına katkıda bulundu. Ancak el-Hicri şimdi bir ideolojik adım daha atarak, tartışmalı bir siyasi ilişkiyi sözde kadim, tarihi ve dini bir ittifaka dönüştürdü; böylece Siyonist anlatıyı aynen yeniden üreten bir anlatı ortaya koydu.

Siyasi İşlev

Çok daha büyük bir önem taşıyan husus, onun kullandığı dildir. Süveyda Dürzilerinin İsrail ile ortak çıkarlara sahip olduğunu söylemek ile iki tarafın dini inançlarda da ortak olduğunu iddia etmek arasında devasa bir fark vardır.

İlki siyasettir; ikincisi ise önceki kimlik yok edildikten sonra yeni bir kimlik inşa etmektir. Siyonist projenin Dürzilere yönelik olarak tarihsel süreçte faaliyet gösterdiği alan da tam olarak burasıdır.

İsrail rejimi 1948’den sonra sadece Dürzilerle bir ittifak kurmayı hedeflemedi. Bu devlet, Dürzileri İsrail’deki daha geniş Filistinli Arap kimliğinden ayıran kurumlar ve anlatılar inşa etti.

Ayrı eğitim yapıları, siyasi kategorizasyon ve askeri entegrasyon; Dürzilerin etraflarındaki Filistinli Arap nüfustan esasen farklı olduğu algısının kurumlaşmasına yardımcı oldu.

İsrail rejimi bu ayrıştırmayı, Dürzileri Yahudilerle kadim bağları olan farklı bir topluluk olarak sunarak meşrulaştırdı ve onları İsrail’in “kayıp kabileleri” ile ilişkilendirdi. Ayrıca Hz. Musa ile Dürzilerin peygamber olarak gördüğü Yitro (Hz. Şuayb) arasında özel bir bağ oluşturulmaya çalışıldı. Bu anlatı aynı zamanda Dürzilerin yaşadıkları toprakların yöneticilerine sadakat konseptine de vurgu yaptı.

Bu tür anlatıların dini yorumlar, tarihi efsaneler veya siyasi kurgular olup olmaması buradaki ana mesele değildir. Bunların siyasi işlevi, Dürzilerin nereye ait olduğu sorusuna net bir yanıt vermek olmuştur. Ve verilen yanıt giderek şu yöne kaymıştır: Arap dünyasına değil.

İşte el-Hicri’nin son açıklamalarını son derece dikkat çekici ve tehlikeli kılan şey tam olarak bu ideolojik çerçevedir.

Yüzyıllar boyunca Şam coğrafyasının tamamında —Suriye ve Lübnan’dan Filistin ve Ürdün’e kadar— Dürzi toplumları, içinde yaşadıkları toplumlardan ayrılmaz bir parça olmuşlardır.

Suriye’de Dürziler ithal veya yabancı bir topluluk değildir. Onlar bu ülkenin sosyal ve siyasi tarihinin bir parçasıdır. Sultan el-Atraş liderliğindeki 1925 Büyük Suriye İsyanı, Dürzilerin Fransız sömürgeciliğine karşı mücadelesinin ve modern Suriye’nin şekillenmesindeki katkısının en açık sembollerinden biri olmayı sürdürmektedir.

Fakat el-Hicri’nin söylemi tam tersi yönde ilerlemektedir. Bu söylem artık sadece Şam karşısında siyasi bir özerklik talep etmiyor; aksine Dürzileri giderek farklı bir tarihi ve ideolojik alana ait gösteriyor — zirve noktası İsrail olan bir alana…

Böylece bugünün siyaseti meşrulaştırılmak adına geçmiş yeniden yazılmaktadır.

Stratejik Hedefler

Temmuz 2025 Süveyda katliamı, bu söylemin neşvünema bulduğu siyasi atmosferi anlamak açısından merkezi bir öneme sahiptir; ancak bu olay İsrail tarafından gerçekleştirilen basit bir “kurtarma” hikayesine indirgenmemelidir.

İsrail kendi askeri müdahalesini Dürzileri korumak için gerekli bir adım olarak sunarken, eleştirmenler bunu İsrail’in Güney Suriye’deki daha geniş stratejik hedefleri doğrultusunda değerlendirdi. Analistler ayrıca İsrail’in Suriye’yi zayıflatma ve devlet otoritesinin ülkenin güneyinde pekişmesini engelleme çabalarına vurgu yaptılar.

Bu esnada el-Hicri’nin gerilimi tırmandırmadaki rolü derin bir tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Ancak inkar edilemeyecek olan husus; onun Temmuz 2025 katliamının ardından geçmişe kıyasla çok daha fazla siyasi ve askeri nüfuzla sahneye çıkmış olmasıdır ki bu durum, onun ideolojik projesini ilerletmesi için gerekli alanı sağlamıştır.

Artık soru el-Hicri’nin İsrail’i neden bir müttefik olarak gördüğü değildir; soru, onun neden giderek Dürzilerin kendilerini yalnızca İsrail merceğinden tanımalarını istemesidir.

Şayet Dürzilere tarihlerinin esasen İsrail ile bağlaşık olduğu, iki tarafın inanç alanında özel bir bağa sahip bulunduğu ve siyasi geleceklerinin Suriye çerçevesinin dışında yer aldığı söylenirse, bunun sonucu sadece İsrail ile ilişkilerin yakınlaşması olmayacaktır; aksine sonuç, Suriye’deki Dürzilerin Siyonistleştirilmesi olacaktır.

Dürzi Liderlerin Sorumluluğu

Bu gidişatı düzeltme sorumluluğu, sadece Dürzi toplumunun dışında yer alan ve Temmuz 2025 katliamında sorumluluğu bulunan kişilere ait değildir. Suriye, Lübnan, Filistin ve Ürdün genelindeki dini şahsiyetler, aydınlar ve Dürzi toplumunun liderleri bu iddialara karşı koymalıdır.

Dürzi olmanın İsrail ile siyasi, tarihi veya dini bir özdeşleşmeyi gerektirdiği algısını reddetmelidirler. Ayrıca yüzlerce yıllık tarihlerinin, soykırımla suçlanan modern bir devletin çıkarlarına göre yazılmış bir anlatıya indirgenmesini de kabul etmemelidirler.

Asıl tehlike İsrail’e olan siyasi bağımlılık değildir; asıl tehlike, Dürzileri kendi çıkarlarına göre yeniden tanımlamaya çalışan, onları Arap çevrelerinden ve Şam tarihinden koparan ve nihayetinde İsrail ile olan ilişkilerini doğal, kaçınılmaz ve kadim gösteren siyasi bir projeye eklemlenmektir.

Dürziler Siyonizm içinde “erimekten” kaçınmalıdır. Hiçbir koşula bağlamaksızın açıkça şunu söyleyebilmelidirler: İnancımız bize aittir, tarihimiz bize aittir ve siyasi geleceğimiz, bu toprakları yüzyıllardır paylaştığımız toplumları ve milletleri bir kenara bırakmamızı isteyen bir anlatı tarafından belirlenemez.

El-Hicri, Süveyda’nın geleceğini teminat altına aldığını sanıyor olabilir. Ancak Dürzileri kendi tarihlerinden koparan bir anlatıyı kabullenerek, çok daha tehlikeli bir işe kalkışma riskiyle karşı karşıyadır.

 

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın