Financial Times gazetesi eleştirel bir analiz yayımlayarak Trump’ı “Yıkıntıların Ortasında Duran Adam” olarak nitelendirdi ve Donald Trump’ın Amerikan küresel düzeninin tabutuna son çivileri çaktığını yazdı.
Financial Times gazetesi, “Amerikan Küresel Düzeninin Çarkları Yerinden Çıkıyor” başlıklı eleştirel raporunda Donald Trump hükümetinin bu düzeni çökertmeye yönelik adımlarını mercek altına aldı.
Gazete, sadece iki haftalık zaman dilimi içinde Donald Trump’ın, onun küresel düzene bakışını net bir şekilde ortaya koyan bir dizi karar aldığını kaydetti. Rapora göre bu bakış açısı; ABD’nin eşit müttefiklere değil, kendisine tabi ve bağımlı ülkelere sahip olduğu, güç kullanımının her şeyin üzerinde tutulduğu bir dünyayı yansıtmaktadır. Güney Kore ile ortak askeri tatbikatların azaltılmasından Kanada ile girilen ticaret savaşına, İran’a yönelik ekonomik baskıların tırmandırılmasından Venezüella ile yapılan devasa petrol anlaşmasına kadar tüm adımlar, Washington’ın kendisini istediği zaman ve istediği şekilde diğer ülkelere muamele edebilecek bir konumda gördüğünü kanıtlamaktadır.
Raporda, Trump’ın 16 Ağustos’ta ABD ve Güney Kore arasındaki ortak askeri tatbikatların önemli ölçüde azaltıldığını duyurduğu hatırlatıldı. Üç gün sonra İran’a karşı yeni bir plan açıklayan Trump yönetimi, birkaç gün sonra “Ekonomik Tecrit Operasyonu” adını verdiği bu hamleyle İran’ı besleyen tüm ekonomik damarları kesmeyi hedeflediğini bildirdi. 21 Ağustos’ta ABD-Kanada ticaret müzakereleri, Washington’ın Ottawa’nın diğer ülkelerle ticaret anlaşması yapma özgürlüğünü kısıtlayan yeni talepleri nedeniyle tıkandı. Ardından 28 Ağustos’ta Trump, “dünya tarihinin en büyük petrol anlaşması” olarak tanımladığı adımı atarak, kanıtlanmış 65 milyar varil rezervli 17 petrol sahasını geliştirecek yeni bir Venezüella şirketinin %55’lik üretim kontrolünün ABD’ye devredildiğini ilan etti.
Trump: Yıkıntıların Ortasında Duran Adam
Financial Times, bu gelişmelerin münferit kararlar olarak görülemeyeceğini, aksine Trump’ın dünya vizyonunu yansıttığını vurguladı: Gerçek ittifakların bulunmadığı, ABD’nin ana güç olduğu ve bu gücün raporda “zorba” olarak tanımlanan tek bir kişinin elinde toplandığı bir dünya.
Bu durum, ABD’nin İkinci Dünya Savaşı sonrasında inşa ettiği küresel düzenle köklü bir zıtlık oluşturmaktadır. Harry Truman hükümetinin Dışişleri Bakanı Dean Acheson, Present at the Creation (Yaratılışta Hazır Bulunmak) adlı kitabında, savaş sonrası Amerikan dış politikasının amacının, kaosun içinden tüm dünyayı yok etmeden “özgür bir dünya yarısı” inşa etmek olduğunu açıklamıştı. Marshall Planı ve küresel serbest ticaret sisteminin kurulmasını içeren bu proje, nihayetinde Batı bloğunun Soğuk Savaş’ı kazanmasına ve Sovyetler Birliği’nin çöküşüne katkı sağlamıştı.
Financial Times bu mirasa atıfta bulunarak eleştirel bir tonla şu değerlendirmeyi yaptı: Eğer Trump bir gün kendi biyografisini kaleme alacak olursa, adını Present at the Destruction (Yıkımda Hazır Bulunmak) koyması daha yerinde olacaktır. Bu, savaş sonrası düzen hayallerinin yıkılmasından tek başına sorumlu olduğu anlamına gelmemekte; ancak şu an o düzenin tabutuna son çivileri çakan kişi olduğu gerçeğini yansıtmaktadır.
Güney Kore konusunda Trump, tatbikatların azaltılmasını Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile olan “çok iyi ilişkisi” ile gerekçelendirdi. Bu yaklaşım, dünyanın en büyük ekonomik mucizelerinden birini gerçekleştiren demokratik bir ülke olan Güney Kore’nin konumuyla çelişmektedir. ABD-Güney Kore ortak tatbikatları şimdiye kadar bir savaşa yol açmamış olsa da, ABD’nin Seul’e olan taahhütlerini zayıflatması tehlikeli sonuçlar doğurabilir.
Kanada konusunda ise raporda Trump’ın yaklaşımının arkasında üç temel inancın yattığı belirtiliyor: Kanada’nın tam anlamıyla bağımsız bir ülke olmadığı, ticaret fazlasının özü itibarıyla saldırgan bir tutum olduğu ve ticaret politikalarını sürekli değiştirmenin hiçbir maliyet getirmeyeceği düşüncesi. Yazara göre bu düşünce yapısının sonucu kaostan başka bir şey olmayacaktır; ancak Trump kaos bir sorun değil, aksine bir fırsat olarak görmektedir.
ABD’nin İran Konusundaki Çıkmazı
Gazete daha sonra İran savaşına değinerek, çatışmaların yeniden başlamasıyla birlikte bölgede ne tür yeni kırılmaların yaşanacağının belirsizliğini koruduğunu vurguladı. Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması kırılgan bir zemindedir ve savaşın gidişatı ABD’nin ilk baştaki vaatlerinden çok uzaktır. Yazara göre “Ekonomik Tecrit Operasyonu”nun farklı bir sonuç üretmesi pek olası değildir; zira İran yönetimi yıllardır süren baskıları ve mevcut savaşı geride bırakmış, liderleri yenilginin kendileri için ne anlama geldiğini kavramış ve Trump’ın 2018’de nükleer anlaşmadan çekilmesinden sonra uyguladığı “azami baskı” politikası hedefine ulaşamamıştır. Makalede, Çin’in de bu politikanın yeni sürümünün başarılı olmasını muhtemelen engelleyeceği ifade edildi.
Rapor, Venezüella ile yapılan petrol anlaşmasını ise “19. yüzyıl sömürgeciliğinin” açık bir örneği olarak nitelendiriyor. Financial Times, birçok Venezüellalının Nicolas Maduro’nun ABD’de hapsedilmesinden memnuniyet duyabileceğini, ancak beklentilerinin diktatörlüğün sona ermesi olduğunu; yoksa bunun yerini ülkenin petrolünü kontrol eden yabancı bir gücün alması olmadığını yazdı. Yazara göre bu anlaşmanın ABD açısından başarısı bile şüphelidir; nitekim yeni özel yatırımcıların güvenliğini kimin sağlayacağı belirsizliğini korumaktadır.
Raporun sonunda, Trump’ın dünya görüşünü anlamak için tutarlı bir ideoloji veya ilkeler silsilesi aranmaması gerektiği belirtildi. Onun yaklaşımı geleneksel bir realizme dönüş bile değildir; aksine ABD’nin İkinci Dünya Savaşı sonrasında inşa ettiği düzenin tam karşı kutbunda yer almaktadır. Dünya bugün büyük bir düzensizlik dönemine girmiştir ve “yıkım anında hazır bulunmak”, Trump’ın dünyaya miras bıraktığı tablodur.
