Washington’ın Hayali Üçlemesi: ABD Hazine Bakanı’nın Çürümüş Senaryoları

ABD Hazine Bakanı tarafından ortaya atılan “Devrim Muhafızları içinde örgütsel isyan”, “halk ayaklanması” ve “müzakere masasında teslimiyet” şeklindeki üç senaryo, Beyaz Saray’ın hesaplama mekanizmasındaki derin sorunları gözler önüne seriyor. Bu senaryolar; İran Silahlı Kuvvetleri’nin ideolojik yapısına, sahadaki fitne zincirlerinin boşa çıkarılmasına ve Tahran’ın ekonomik terörizme karşı kararlı misilleme doktrinine dayanması nedeniyle daha şimdiden çıkmaza girmiş durumda.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in İran İslam Cumhuriyeti’ndeki gelişmelerin geleceğine ilişkin son açıklamaları, Beyaz Saray’ın “hesaplama mekanizmasındaki” derin ve kronik sorunu bir kez daha ortaya koydu.

Bessent, gerçekçi bir analizden ziyade Washington’daki iflas etmiş düşünce kuruluşlarının hayal dünyasını andıran yaklaşımıyla Tahran için üç senaryo ortaya koyuyor: “Devrim Muhafızları içinde örgütsel isyan”, “yönetime karşı halk ayaklanması” veya “teslimiyet ve dayatılan şartlar çerçevesinde müzakere masasına geri dönüş.”

İran’ın siyasi, askerî ve toplumsal yapısının incelenmesi, bu üç senaryonun masadaki seçenekler değil, İran İslam Cumhuriyeti’nin temel yapısının ve ülkenin ulusal caydırıcılık kapasitesinin bilinmemesinden kaynaklanan temelsiz varsayımlar olduğunu gösteriyor.

Devrim Muhafızları’nın İdeolojik Yapısında “Örgüt İçi Darbe” Efsanesi

Bessent’in ilk senaryosu, yani Devrim Muhafızları Ordusu içerisinde bölünme veya örgüt içi darbe yaşanacağı iddiası, bu kurumun kapitalist dünyanın klasik ve kışla merkezli ordularıyla gülünç bir biçimde karşılaştırıldığını gösteriyor.

Siyaset bilimi ve güvenlik çalışmalarında askerî darbeler, genellikle kimlikleri maddi çıkarlara dayanan, subaylarla alt kademeler arasında sınıfsal ayrışmanın bulunduğu ve ideolojik meşruiyetten yoksun örgütlerde ortaya çıkar.

Devrim Muhafızları ne paralı bir ordu ne de yalnızca klasik bir askerî kurumdur. Aksine devrimci, esnek ve halk kitleleriyle iç içe geçmiş bir yapıya sahiptir.

Devrim Muhafızları’ndaki örgütsel bağ, ideolojik hiyerarşi ve Velayet-i Fakih doktriniyle derin inanç bağları temelinde şekillenmiştir. Bu yapı, sürekli faaliyet gösteren ideolojik-siyasi denetim sistemleri, koruma mekanizmaları ve Dini Lider temsilciliği aracılığıyla güçlendirilmektedir.

Öte yandan Devrim Muhafızları’nın kadro ve komutanlarının toplumsal kökeni halkın farklı kesimlerine dayanmaktadır. Yapı içerisinde herhangi bir sınıfsal veya çıkar temelli kopuş bulunmamaktadır.

Bu derece yüksek ideolojik bütünlüğe ve ülkenin stratejik çıkarlarına bağlı bir yapıda “darbe veya iç isyan” ihtimalini düşünmek, askerî sosyolojinin hiçbir kriteriyle örtüşmeyen, Hollywood filmlerinden beslenen bir yanılsamadır.

“Halk Ayaklanması” Serabı: 12 Günlük Savaştan Ramazan Savaşı’na Komploların Başarısızlığı

Bessent’in ikinci iddiası, halk ayaklanması yoluyla sistemin çökertilebileceği yönündedir. Bu, düşmanların onlarca yıldır defalarca deneyip başarısız olduğu bir senaryodur.

Son yıllarda Pentagon ve Siyonist rejimin istihbarat birimlerindeki planlayıcılar, “12 Günlük Savaş” gibi ağır askerî çatışmaları ve ardından “Ramazan Savaşı” olarak adlandırılan gerilimleri dayatarak İran toplumunun iç patlama noktasına ulaşacağını ve rejimi devirme projesinin başlatılacağını düşündüler.

Ancak sahadaki gerçekler, hibrit savaşın planlayıcılarını bir kez daha şaşkına çevirdi.

Tel Aviv ve Washington’daki komuta merkezlerinin şehirlerde isyan çıkmasını beklediği günlerde İran sokakları; ülkenin toprak bütünlüğünü, ulusal kimliğini ve İslami sistemi savunmak amacıyla yekpare ve bilinçli bir şekilde sahaya çıkan insanlarla doldu. Böylece iç isyan stratejisine ağır bir darbe vuruldu.

Bu kapsamda, Devrim Lideri Ayetullah Seyyid Mücteba Hamaney, kamuoyunun basiretine ilişkin önemli ve tarihî mesajında, halkın sahnedeki dikkat çekici varlığını hibrit fitne zincirlerinin kırılmasında belirleyici unsur olarak nitelendirerek birlik çağrısında bulundu ve şöyle dedi:

“Büyük İran milletinin sahnedeki uyanık, imanlı ve cesur varlığı, düşmanın kötü niyetli vehimlerinin bedenine son kurşunu sıktı. Bugün herkesin görevi, bu çelik gibi bütünlüğü güçlendirmek, yapay bölünmelerden kaçınmak ve düşman saldırısı karşısında ulusal kardeşliği pekiştirmektir.”

Bu somut katılım, İran toplumunun geçim talepleri ile düşmanın düşmanca senaryolarına destek vermek arasındaki temel farkı iyi bildiğini ve dış tehdit karşısında ulusal birlik düzeyinin arttığını ortaya koydu.

Müzakere Masasında Teslimiyet Çıkmazı: Askerî Savaşın Yenilgisi ve Ekonomik Terörizmin İşlevsizliği

Bessent’in üçüncü senaryosu, yani İran’ın zayıf bir konumdan müzakere masasına gelmesi, Washington’ın İran karşısında içine düştüğü çıkmazın açık bir itirafıdır.

Washington, doğrudan askerî çatışmada ve vekâlet savaşlarında duvara toslayıp herhangi bir taktik zafer elde edemeyince, elinde kalan tüm kapasiteyi finansal terörizm ve kapsamlı ekonomik savaşa yöneltti.

Ancak Amerikalı planlamacılar siyasi Alzheimer yaşıyor. İran halkı, 47 yılı aşkın süredir ABD Hazine Bakanlığı’nın en karmaşık yaptırım rejimleri ve baskılarıyla mücadele ediyor. İran, bu zorlu dönem boyunca savunma, İHA, nükleer ve füze sanayileri başta olmak üzere temel sektörlerini yerlileştirmiş ve ekonomik altyapısını yüksek düzeyde dayanıklılığa ulaştırmıştır.

Bunun yanı sıra, mali baskılara pasif biçimde katlanma dönemi de sona ermiştir.

Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Tümgeneral Muhsin Rızai, bu alandaki yeni Tahran doktrinini şu sözlerle ortaya koydu:

“Ekonomik savaş devam ederse, Hürmüz Boğazı üzerinden veya Basra Körfezi’nin herhangi bir noktasından tek bir damla petrol bile ihraç edilmeyecektir. İran, ABD’nin İran halkına karşı yürüttüğü ekonomik savaşa katılan veya destek veren her ülkenin eylemini bir savaş eylemi olarak değerlendirecektir.”

Hesap Hatasının Sonucu

Scott Bessent ve ABD yönetimi, İran İslam Cumhuriyeti’nin içeriden çökecek kırılgan bir kışla rejimi olmadığını; kendi halkından kopuk olmadığı için yönetime karşı genel bir halk ayaklanmasının yaşanmayacağını ve dış ekonomik baskılar karşısında boyun eğmeyeceğini anlamalıdır.

ABD Hazine Bakanlığı tarafından hazırlanan üç senaryo, aslında Batı’nın İran’ın bölgede oluşturduğu yeni düzen karşısındaki başarısızlığını gizlemeye yönelik bir ileri kaçış hamlesidir.

Bu hesap hatasının sürdürülmesi, Washington’ı arzuladığı bir anlaşmaya değil, sonuçları telafi edilemeyecek daha sert bir çatışmaya sürükleyecektir.

 

not: bu analiz snn.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın