İran’a Karşı Üçlü Proje

Bu projenin en önemli ve en tehlikeli ayağı, gizli sahte istatistik üretme akımıdır. Şu günlerde hükümete danışmanlık yapan ve karar alma süreçlerine yön veren sabıkalı ve kötü şöhretli bazı güvenlik kökenli isimler; yönlendirilmiş ve gerçek dışı raporlar üreterek ülke yetkililerine “İran toplumunun yorulduğu ve ABD’nin dayattığı her şeyi kabul etmekten başka çaresinin kalmadığı” iddiasını kabul ettirmeye çalışmaktadır.

Netanyahu’nun son dönemde “İran içindeki bazılarının” ülkeyi mutabakattan uzaklaştırmadaki rolüne ilişkin açıklamaları, kendisinin ve ABD’nin daha önceki anlaşmaları en çok ihlal eden taraflar olduğu bir vasatta gündeme gelmektedir. Analistler, bu söylemin basit bir suçlamadan ibaret olmadığını; ikilik, iç kaos ve nihayetinde İran’a “aşağılayıcı bir uzlaşmayı” dayatmayı hedefleyen üç ayaklı bir projenin ilk halkası olduğunu belirtmektedir. Güvenilir kamuoyu araştırmaları da İran halkının %70’inden fazlasının ABD ile müzakerelere güvenmediğini ve sadece %1’lik bir kesimin ne pahasına olursa olsun Washington’ın taleplerine boyun eğilmesini istediğini göstermektedir.

Netanyahu ve ABD ile İsrail’in Tarihi Sözleşme İhlalleri

Siyonist rejimin Başbakanı Binyamin Netanyahu, dün gece hızla geniş yankı uyandıran açıklamalarında şu iddiada bulundu: “İran ne zaman bir mutabakata yaklaşsa, İran içindeki bazıları bizi mutabakattan uzaklaştıracak adımlar atıyor.”

Bu iddia, Netanyahu’nun daha önceki mutabakatların sağlanmasından saatler sonra Lübnan’a saldırarak söz konusu anlaşmayı ilk ve en açık şekilde ihlal eden kişi olduğu bir ortamda ortaya atılmaktadır. Ancak daha da önemli olan husus, aynı mutabakatın devamında ABD’nin de istisnasız tüm maddeleri ihlal etmiş olmasıdır.

Bu net sicil karşısında şu soru ortaya çıkmaktadır: Netanyahu bugün neden “nasihatçi” rolünü oynamaktadır? Bunun yanıtı, ABD ve İsrail’in İran’a karşı hedeflerini gerçekleştirmek üzere tasarladığı üç ayaklı hibrit projede aranmalıdır.

Her şeyden önce, İran’da kimsenin savaş ve kan dökülmesini istemediği açıkça vurgulanmalıdır. Hepimiz savaşın getirdiği katliamlara, yıkımlara ve acılara karşı hassasız. Savaş, kimsenin hafifçe bahsedemeyeceği sayısız endişe ve maliyeti beraberinde getirir.

Ancak asıl soru şudur: ABD ve İsrail, İran’a direnişten başka bir çare bırakmış mıdır? Bugün onların aşırı taleplerine boyun eğersek açgözlülüklerinden vazgeçecekler mi? Tarihsel deneyim bize İran’ın yok oluşunu engellemenin tek yolunun “onurlu direniş” olduğunu göstermektedir; çünkü karşı taraf, savaş meydanında elde edemediği şeyleri müzakere masasında ve eş zamanlı olarak yeni bir saldırının zeminini hazırlayarak ele geçirmek istemektedir.

Düşmanın Projesinin Üç Sütunu: İkilik Yaratmaktan Kaos ve Saldırıya

Birinci Sütun: Netanyahu’nun Söylemi; Nifak Tohumları Ekmek İçin Zemin Hazırlığı

Netanyahu bu cümleyle, “anlaşmanın önündeki asıl sorunun ABD ve İsrail’in eylemleri değil, İran’ın içindeki muhalifler olduğu” yönündeki psikolojik algıyı işlemeye çalışmaktadır. Bu iddianın amacı, ABD ve İsrail’in gelecekteki sözleşme ihlallerini meşrulaştırmak ve gerçekleri tersine çevirerek İran kamuoyunu “Eğer anlaşma sağlanamıyorsa suç bizimdir!” şeklinde yanlış bir düşünceye sürüklemektir.

İkinci Sütun: “Savaş mı Barış mı” Yalanı; Bölünme ve Kaos Yaratma Aracı

Bu algı operasyonuyla eş zamanlı olarak, geçmiş yıllar boyunca —en sakin ve savaşsız dönemlerde bile— “ABD ile uzlaşma” söylemini yaymakla meşgul olan bazı özel siyasetçiler ve projeli figürler/ünlüler, bugün de aynı yıpranmış reçeteyle sahneye çıkmıştır. “Savaş”a karşı “barış” adı altında ikili bir dil üreterek “direniş” kavramını “savaş çığırtkanlığı” olarak çarpıtmaktadırlar.

Peki bu ikilik oluşturma çabasının nihai amacı nedir? Yanıt, bu projenin mimarlarının senaryosunda yatmaktadır: Ülke içinde derin bir bölünme yaratarak toplumun bir kesimini diğer kesiminin karşısına dikmek. Bu ikilik yaratma hamlesi, sokak olaylarını alevlendirmenin ön adımıdır. Nitekim deneyimler göstermiştir ki, iç anlaşmazlıklar zirveye ulaştığında düşmanın sızması ve yıkıcı eylemleri için elverişli bir zemin oluşmaktadır.

Ve bu projenin son halkası: İç kaos ve karmaşa yaratıldıktan hemen sonra ABD ve İsrail askeri saldırıya geçecektir; çünkü o koşullarda iç krizle boğuşan bir İran, tutarlı bir karşılık verme kapasitesine en alt düzeyde sahip olacaktır. Bu, daha önce bölge ülkelerinde (Libya’dan Suriye’ye kadar) nispeten başarıyla uygulanan ve şimdi mimarlarının güncellenmiş sürümünü İran’da hayata geçirmeye çalıştığı senaryonun ta kendisidir.

Bu ikiliğin propagandacılarının asla yanıtlamadığı kilit soru şudur: “Bu yapay savaşın diğer tarafı tam olarak nedir? Barıştan kastınız, ABD’nin aşırı taleplerine ‘koşulsuz boyun eğmek’ midir?” Çünkü “kendi kasteddikleri barışın” bir dizi aşağılanmayı (nükleer tesislerin kapatılması, füze silahsızlanması, bölgesel nüfuzun devri ve nihayetinde İran’ın bölünmesi) kabul etmek anlamına geldiğini açıkça söylerlerse, projelerinin maskesi düşecektir.

Üçüncü Sütun: Sahte İstatistik Akımı; Mecburiyet Hissinin Mühendisliği

Ancak bu projenin en önemli ve en tehlikeli ayağı, gizli sahte istatistik üretme akımıdır. Şu günlerde hükümete danışmanlık yapan ve karar alma süreçlerine yön veren sabıkalı ve kötü şöhretli bazı güvenlik kökenli isimler; yönlendirilmiş ve gerçek dışı raporlar üreterek ülke yetkililerine “İran toplumunun yorulduğu ve ABD’nin dayattığı her şeyi kabul etmekten başka çaresinin kalmadığı” iddiasını kabul ettirmeye çalışmaktadır.

Bu akım, rakamları tahrif ederek ve abartılı bir tablo sunarak aslında bir “mecburiyet hissi” mühendisliği yürütmektedir. Projenin nihai amacı, ülkenin en üst düzey karar alma mercilerinde “aşağılayıcı uzlaşma” lehine karar alınmasını sağlamak; böylece İran’ı kendi eliyle savunma araçlarını bir kenara bırakmaya ve ardından bilerek ya da bilmeyerek ülkenin kademeli olarak bölünmesine tanıklık etmeye sürüklemektir.

Halkın teyakkuzda olmasının yanı sıra; güvenlik ve yargı makamlarının da düşmanın iç unsurlarını daha yakından izleyerek bu senaryonun adım adım ilerletilmesini engellemesi gerektiği görülmektedir.

 

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın