Seyyid Hasan Nasrallah yalnızca siyasi bir lider veya bir partinin genel sekreteri değildi; adı, Lübnan ve bölgenin yakın tarihinin önemli bir bölümüyle kenetlenmişti. 1992’den 2024’e kadar Lübnan Hizbullahı’nın genel sekreterliğini yürüten bu Şii din adamı ve siyasetçi; otuz yılı aşkın liderliği boyunca hareketi Lübnan’daki bir direniş oluşumundan bölgesel denklemde etkili bir aktöre dönüştürmüş, kendisi de Direniş Ekseni’nin en tanınan simalarından biri haline gelmişti.
1960 doğumlu Seyyid Hasan Nasrallah, havza eğitimini Necef İlim Havzası ile Baalbek’teki İmam el-Muntazar Medresesi’nde tamamlamış ve Şehit Seyyid Abbas Musevi’nin öğrencilerinden biri olmuştu. Bir süre de Kum’da Seyyid Mahmud Haşimi, Seyyid Kazım Haeri ve Muhammed Fazıl Lenkerani gibi üstatların derslerine katılmıştı. Siyasi yolculuğu Emel Hareketi üyeliğiyle başlayan Nasrallah, 1982 yılında bir grup devrimci din adamıyla birlikte bu hareketten ayrılarak Lübnan Hizbullahı’nın kuruluşunda rol aldı.
1992 yılında Seyyid Abbas Musevi’nin şehadetinin ardından Genel Sekreterlik görevine seçilen Nasrallah, 2024’teki şehadetine kadar bu makamı sürdürdü. Onun liderlik dönemi; 2000 yılında Güney Lübnan’ın özgürleştirilmesi, 2004’te Lübnanlı esirlerin kurtarılması ve şehit naaşlarının geri alınması, ardından da 2006 yılındaki 33 Gün Savaşı gibi Hizbullah tarihinin en kritik dönüm noktalarına sahne oldu.
Bu yıllarda Nasrallah sadece siyasi ve askeri bir yapıyı yöneten bir komutan değildi. Söylemleri; samimiyet, açıklık ve coğrafi ile mezhepsel sınırları aşan bir edebiyatın bileşimiyle dinleyicilerini etkiledi; zamanla “Direnişin Seyyidi” unvanını kazandı.
Nasrallah döneminin en belirgin özelliklerinden biri, psikolojik ve medya savaşının askeri ile istihbari kapasitenin geliştirilmesiyle entegre edilmesiydi; bu yaklaşım direniş literatüründe “deşet dengesi” (tazun-i ro’b) olarak adlandırıldı. Nasrallah, Siyonist rejim karşısında yalnızca askeri alanla sınırlı kalmayan, siyasi, psikolojik ve medya boyutları da olan denklemleri kalıcı hale getirmeye çalıştı.
Siyonist güvenlik çevrelerinde yapılan değerlendirmelerde dahi Nasrallah’ın bu özel konumu her zaman dikkate alındı. İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi Eski Başkan Yardımcısı ve Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü (INSS) araştırmacısı Orna Mizrahi, onun destekçileri nezdinde müstesna bir saygınlığa sahip olduğunu ve 32 yıllık liderliğinin Hizbullah’ı bağımsız ve güçlü bir kuvvete dönüştürdüğünü yazmıştı.
Çatışmanın Zirve Noktasında Şehadet
27 Eylül 2024, Hizbullah tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu. Seyyid Hasan Nasrallah, Siyonist rejimin Lübnan’ın güneyindeki Beyrut Dahiye bölgesine düzenlediği bombardıman sonucunda şehit düştü.
Bu suikast, Hizbullah’ın liderlik ve komuta kademesinin daha önce de bir dizi suikastla karşı karşıya kaldığı bir vasatta gerçekleşti. Fuad Şükür, İbrahim Akil ve İbrahim Kubaysi gibi komutanlar hedef alınmış, yapının askeri ve komuta kademesi ağır baskı altına girmişti.
Nasrallah’ın şehadetinden birkaç gün önce, 17 ve 18 Eylül 2024 tarihlerinde Lübnan’da haberleşme cihazlarının (çağrı cihazları ve telsizler) patlatılması olayı yaşanmış, yaklaşık 40 kişi şehit düşerken 2900’den fazla kişi yaralanmıştı. Nasrallah, 19 Eylül’deki son konuşmasında bu operasyonu önemli bir güvenlik darbesi olarak nitelemiş ancak Gazze’yi destekleme cephesinin kararlılıkla süreceğini vurgulamıştı.
Söz konusu konuşmasından sekiz gün sonra Seyyid Hasan Nasrallah hedef alındı. Onun şehadeti yalnızca bir komutanın kaybı değil, otuz yılı aşkın süredir bu hareketin başında bulunan ve kimliğinin simgesi haline gelen düşünsel ve sembolik bir önderin şehadetiydi.
Bir Liderin Yokluğu ve Bir Düşüncenin Sınavı
Nasrallah’ın şehadetinin ardından Hizbullah ciddi bir boşlukla yüzleşti. Ancak tam da bu noktada Nasrallah’ın direniş düşüncesi üzerindeki etkisi kendini gösterdi. Onun mirası yalnızca konuşmalar veya askeri kararlar bütünü değildi; yıllar içinde kurumsallaşmış ilkeler ve denklemler silsilesiydi.
Nitekim Genel Sekreterlik görevini üstlenen Şeyh Naim Kasım, Nasrallah’ın kaybından doğan acıya rağmen partinin onun çizdiği yolda ilerleyeceğini ilan etti.
Nasrallah sonrası dönemde Hizbullah; çatışma kurallarının değişmesi, Birinci ve İkinci kademe çok sayıda komutanın şehit düşmesi gibi yeni şartlarla karşı karşıya kaldı. Buna rağmen hareket, yıllar içinde oluşturduğu askeri birliklerini yeniden organize ederek yeni komutanlar ve unsurlar yetiştirmeyi başardı.
Nitekim onun naaşı, şehadetinden yaklaşık 150 gün sonra, 23 Şubat 2025 tarihinde Beyrut’ta düzenlenen kitlesel bir törenle toprağa verildi. Seyyid Hasan Nasrallah’ın mirası; direnişi geçici bir tepki olmaktan çıkarıp kalıcı bir düşünceye ve kurumsal bir denkleme dönüştürmüş olmasında yatmaktadır.
