İran’ın yarı resmi haber ajansı farsnewste yayınlanan makalede reformistlerin Hürmüz konusundaki görüşleri eleştirildi.
Makale şu şekilde;
İran’ın Ramazan dayatma savaşı sonrasında Hürmüz Boğazı’nda uyguladığı yönetim modeli, bu stratejik su yolunu Tahran için dayatma savaşında güçlü bir koz haline getirdi. Bölgesel sınırları aşan bu güç kaldıracının, ülke içindeki bazı siyasi akımlar tarafından öneminin azaltılmaya çalışılması ise oldukça şaşırtıcıdır.
Tahran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki yönetim gücünü sergilemesi ve bunun ekonomik etkilerinin düşman cephesinde belirmesinden bu yana, bazı siyasi figürler ve medya organları bu stratejik su yolunun önemini önemsizleştirmeye çalışmaktadır.
“Neden Petrol 200 Dolar Olmadı?” başlığı, Ağustos ayının son günlerinde ve Eylül ayının başlarında bazı Reformist yayın organlarında sıklıkla işlendi. Bu yayınların amacı, Hürmüz Boğazı’nın ülke kamuoyundaki stratejik ağırlığını dolaylı yoldan azaltmaktı.
Söz konusu haber ve raporlarda; petrol fiyatlarının 200 dolara ulaşmamasının, Hürmüz Boğazı kozundan vazgeçilmesi veya en azından bu su yoluna fazla bel bağlanmaması gerektiğinin bir kanıtı olduğu iddia ediliyordu.
Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmasının Trump için ABD içinde en büyük siyasi krize dönüştüğü bir dönemde Sazandegi gazetesi şu ifadelere yer vermişti: “Bazıları Hürmüz’ün hâlâ çok önemli olduğunu söylüyor. Ancak küresel ekonomi, güvenliği kalmamış bir Hürmüz ile yaşamaya geçmişe kıyasla çok daha hazır duruma geldi.”
“Hürmüz Boğazı’nın Artık Bir Karı Yok!”
Jeopolitik intihar ya da Şark gazetesinin ifadesiyle “Hürmüz’ün Kademeli Ölümü” söylemi, Reformist medyanın ve figürlerin Hürmüz Boğazı’nın stratejik değerini düşürme gayretlerinin bir parçasıdır.
Bu su yolunun kapalı kalmasının ABD’nin stratejik petrol rezervlerindeki sert düşüşle kendini göstermesinden önce, Şark gazetesi geçen Mayıs ayında —ateşkesin üzerinden henüz bir ay geçmişken— Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmasının uzamasından duyduğu huzursuzluğu dile getirmişti!
Kuruş Ahmadi, bu Reformist gazetede yayımlanan makalesinde, Hürmüz Boğazı’nın kapalı tutulmasının sürdürülmesinin İran’a hiçbir ekonomik fayda sağlamayacağını ve dünyanın bir gıda krizine sürükleneceğini savundu. Ayrıca makalede, ABD’nin Hürmüz Boğazı’nın kapanmasından ve petrol fiyatlarının yükselmesinden fayda sağlayacağı iddia edilmişti.
Bu iddia, kısa süre sonra ABD’nin stratejik petrol rezervlerinin hızla tüketilmesi ve ülkede benzin ile özellikle motorin fiyatlarının tarihi seviyelere ulaşmasıyla boşa çıktı. Nitekim ABD resmi kaynaklarının en güncel verilerine göre, ülkenin stratejik petrol rezervleri geçen hafta 800 bin varil daha azalarak 283,8 milyon varil seviyesine geriledi.
Buna rağmen Mehdi Arab Sadık, Şark gazetesine yaptığı açıklamada şu iddiada bulunmuştu: “Savaştan önce Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrolün yaklaşık %50’si artık bu darboğazın dışından pazara ulaşıyor. Samimi söylemek gerekirse dünya Hürmüz olmadan da yaşamayı öğrendi.”
Hürmüz’ün Değerini Düşürme Konusunda Trump ile Aynı Telden
Reformist figürlerin ve medyanın İranlı okuyucu nezdinde Hürmüz Boğazı’nın önemini eksiltme çabaları sürerken, Atlas Okyanusu’nun diğer tarafında Trump da Amerikan kamuoyuna benzer bir algıyı kabul ettirmeye çalışıyordu.
Eylül ayının son günlerinde Amerikan Otomobil Birlikleri (AAA), ülkede motorin fiyatlarının tarihi rekor kırdığını resmen açıklarken, Trump kimi zaman Hürmüz Boğazı’nı “Trump Boğazı” olarak adlandırıyor, kimi zaman da su yolunun tamamen açık olduğunu iddia ediyordu. Bu tür retorikler, küresel petrol piyasasında ve yakıt fiyatlarında etkisini artık büyük ölçüde yitirmiş durumdadır.
Nitekim ABD’deki Brown Üniversitesi’nin son verilerine göre, ABD’nin İran’a yönelik saldırısının başlamasından bu yana yükselen benzin ve motorin fiyatları, Amerikalı tüketicilere 111 milyar 600 milyon dolardan fazla ek maliyet yükledi.
Ancak ABD’de motorin fiyatlarının rekor kırmasından kısa süre önce, 9 Eylül tarihinde Sazandegi gazetesi şu değerlendirmeyi yapıyordu: “Günümüz dünyası aksayan bir Hürmüz ile yaşamak için geçmişe kıyasla daha fazla araca sahip ve artık bu su yolu eskisi kadar kolay rehine alınamaz.”
Nükleerden Füzelere, Şimdi de Hürmüz Boğazı’na
Geçtiğimiz yıllarda İran ne zaman caydırıcı gücünün bir unsurunu sergilese, belirli siyasi akımlar bu gücü sınırlandırmaya ve değersizleştirmeye çalıştı. Yerli nükleer sanayinin kapatılmasını desteklemekten Batı ile anlaşma bahanesiyle füze gücüne saldırmaya kadar, her defasında İran’ın bir güç kaldıracını hedef aldılar.
Haşimi Rafsancani’nin füzelerin olmadığı bir dünyadan bahsettiği zamanlardan, Cevad Zarif’in ABD’nin tek bir bombayla tüm savunma sistemimizi çökürtebileceği iddiasına kadar bu akım; tüm yerli güç unsurlarını aşağılayarak her şeyi tek bir anlaşmaya feda etmeye çalıştı. O anlaşmanın önünde ise şimdi Hürmüz Boğazı adında yeni bir engel duruyor.
Amerikalı analist Megyn Kelly, Hürmüz Boğazı’nı İran için atom bombasından çok daha güçlü bir silah olarak nitelendirirken; Muhammed Cevad Zarif, Payab Düşünce Kuruluşu dergisine yazdığı makalede şu iddiayı öne sürmüştü: “Hürmüz Boğazı’nın uzun süreli kapalı kalması veya kısa süreli kullanımı, Çin’in de katılımıyla İran’a karşı küresel bir konsensüs yaratabilir.”
Trump hükümetinin ve içerideki bazı aktörlerin tüm çabalarına rağmen petrol fiyatlarının halen 100 doların üzerinde seyrettiği bu dönemde; Reformistlerin İran’ın elindeki bir diğer güç unsurunu daha elinden almaya çalıştığı görülüyor. Dün nükleer sanayi ve füze programı üzerinden propaganda yürütenler, bugün “ya müzakere ya savaş” ikilemini körükleyerek “Hürmüz Boğazı” adı altında yeni bir kurban arayışındadır.
