Gizli Bir Gezide Üç Dosya: Netanyahu’nun Abu Dabi’deki Bilmecesi

Abu Dabi, Netanyahu’nun Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) gerçekleştirdiği gizli ziyarette yalnızca coğrafi bir varış noktası değil, aynı zamanda üç kritik dosyanın kesişim noktasıdır.

 28 Eylül 2026 tarihine kadar yayımlanan raporların incelenmesi, Binyamin Netanyahu’nun Abu Dabi’ye yaptığı gizli ziyaretin ve Muhammed bin Zayid ile görüşmesinin gerçekliğinin, bu ziyarete ilişkin bazı ayrıntılardan daha güvenilir (teyitli) olduğunu göstermektedir.

Netanyahu’nun 27 Eylül 2026 Pazar günü Abu Dabi’ye gerçekleştirdiği bir günlük ilansız ziyaret ve BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid ile görüşmesi, üst düzey bir Siyonist yetkili tarafından Reuters’a doğrulanmıştır. Raporlar, Netanyahu’nun özel bir uçakla Abu Dabi’ye gittiğini, İşgal Rejimi Başbakanlık Ofisi’nin ise görüşmenin detaylarına ilişkin bir açıklama yapmadığını aktarmaktadır.

Ancak bu ziyaretin önemi yalnızca gizli tutulmasında değil; yapıldığı zamanlamadadır. Ziyaretin gerçekleştiği an, bu temasa özel bir siyasi ağırlık kazandırmaktadır.

Bu ziyaretin, Tam da Siyonist Rejim bünyesinde Netanyahu’nun 7 Ekim 2023 saldırısı öncesinde durumdan haberdar olup olmadığına dair tartışmaların yeniden alevlendiği günlerde yapıldığını eklemek gerekir.

Eylül ayının başlarında Haaretz gazetesi, iki gazetecisinin araştırmasına dayanarak; Muhammed bin Zayid’in saldırıdan yaklaşık 10 gün önce gerçekleşen 45 dakikalık bir telefon görüşmesinde Netanyahu’yu, İslami Direniş Hareketi (Hamas) Siyasi Büro merhum Başkanı Yahya Sinvar’ın büyük bir operasyon hazırlığında olduğu hususunda uyardığını bildirdi.

Bu anlatının halen tartışmalı olduğu hususu önemlidir. Netanyahu’nun ofisi bu iddiayı “kesin bir yalan” olarak nitelemiş ve böyle bir telefon görüşmesinin gerçekleşmediğini iddia etmiştir. BAE’li yetkililer de farklı dönemlerde bu anlatıyı doğrudan doğrulamaktan kaçınmışlardır. Resmi pozisyonlardan birinde BAE’li bir yetkili; Abu Dabi’nin güvenlik konularını ilgili kurumlar aracılığıyla diğer ülkelerle yürüttüğünü, bu tür detayları devlet başkanları düzeyinde ele almadığını belirtmiştir.

Dolayısıyla burada Haaretz’in raporu ile kanıtlanmış gerçeklik arasına bir mesafe koymak gerekmektedir.

Netanyahu’nun Ziyareti Neden Tam da Bu Dönemde Önem Kazandı?

Ayrıca Haaretz’in Abu Dabi ziyaretine ilişkin yayımladığı yeni raporda; Netanyahu’nun bin Zayid ile görüşmesinde, BAE liderinden 7 Ekim öncesine ait uyarı raporunu yalanlamasını talep ettiği iddia edilmiştir. Rapora göre Gaspçı Siyonist Rejimin Başbakanı, BAE Devlet Başkanı’ndan bir nevi siyasi veya ahlaki destek de istemiştir. Bu iddia da isimsiz kaynaklara dayanmakta olup İsrailli ve BAE’li yetkililer görüşmenin ayrıntılarını resmi olarak açıklamamıştır.

Eğer bu rapor doğru kabul edilirse ziyaretin anlamı değişmektedir. Bu durumda Netanyahu Abu Dabi’ye yeni bir bölgesel girişim başlatmak için gitmemiş; aksine ziyaretin bir amacı, yeniden alevlenen eski bir dosyanın siyasi sonuçlarını yönetmek olabilecektir.

Bu açıdan bakıldığında söz konusu dosya Netanyahu için son derece hassastır. Çünkü tartışma artık sadece bir istihbarat uyarısından ibaret değildir; daha büyük soru şudur: 7 Ekim’e giden günlerde uyarı niteliğindeki bilgiler en üst siyasi makamın elinde var mıydı ve eğer var idiyse neden buna uygun bir karar alınmadı?

Daha Önemli Bir Belge: Suudi Arabistan Meseleye Gerçekte Nereden Dahil Oluyor?

Ancak Suudi Arabistan bu dosyada farklı bir biçimde yer almaktadır: 7 Ekim öncesindeki İsrail-Suudi Arabistan ilişkilerini normalleştirme müzakereleri aracılığıyla…

New York Times’ın 25 Eylül’de yayımladığı ve Times of Israel’in aktardığı bir haber, 1 Ekim 2023 tarihli bir güvenlik toplantısının tutanaklarına dayanarak; Netanyahu’nun BAE’den geldiği iddia edilen uyarıyı aldıktan sonra rejimin güvenlik yetkilileriyle yaptığı toplantıda Gazze’de sükunetin korunması gerektiğini vurguladığını öne sürmüştür. Raporda sunulan gerekçe ise Hamas’a yönelik askeri bir harekatın, ABD arabuluculuğunda Suudi Arabistan ile yürütülen normalleşme müzakerelerine zarar verebileceği düşüncesidir.

Eğer bu anlatı ve New York Times’ın dayandığı belgeler geçerli kabul edilirse, mesele göz ardı edilmiş bir uyarıdan çok daha karmaşık bir hal alacaktır.

Bu durumda, 7 Ekim öncesindeki siyasi hesaplarda bir çelişki ortaya çıkmaktadır: Bölgede büyük bir diplomatik hamleyi ilerletmek adına sükuneti korumak ile Hamas’ın artan faaliyet sinyallerine karşı güvenlik yanıtı verme zorunluluğu arasındaki çelişki…

Açıklamalardaki bu nüans önemlidir; zira toplantının ayrıntılarına, özellikle de Suudilerin varlığına dair henüz yeterli kamuya açık belge bulunmamaktadır.

Sonuç olarak, Netanyahu’nun Abu Dabi’ye gerçekleştirdiği gizli ziyareti iki lider arasındaki sıradan bir görüşme olarak değerlendirmek mümkün değildir. Ziyaretin zamanlaması, 7 Ekim öncesi uyarı dosyası ve Suudi Arabistan ile normalleşme konusunun İşgal Rejimi’nin iç siyasi tartışmalarının merkezine geri dönmesi, bu temasa özel bir önem katmaktadır.

Aynı zamanda buradan BAE, Suudi Arabistan ve İsrail’in entegre bir ittifak kurduğu veya Suudi temsilcilerin bu görüşmede hazır bulunduğu sonucunu çıkarmak doğru olmaz; zira böyle bir çıkarım için elimizde yeterli açık delil yoktur.

Şu an için belgelere en çok dayanan husus şudur: Muhammed bin Zayid’in 7 Ekim öncesindeki uyarısına dair ciddi bir rapor yayımlanmış, Netanyahu bunu reddetmiş, BAE detaylar konusunda temkinli bir tutum takınmış ve şimdi işgal altındaki topraklardaki seçimlere sadece birkaç hafta kala Netanyahu şahsen aynı BAE lideriyle görüşmüştür.

Bu açıdan Abu Dabi yalnızca coğrafi bir destinasyon değil, üç dosyanın kesişim noktasıdır: Birincisi 7 Ekim’in siyasi sorumluluğu, ikincisi Gaspçı Siyonist Rejim’in Arap ülkeleriyle ilişkileri, üçüncüsü ise Netanyahu’nun Siyonist Rejim iç siyasetindeki geleceği.

Ve belki de en önemli soru halen cevapsız kalmaya devam etmektedir: Eğer iddia edilen uyarı gerçekten iletildiyse, bunu kim teslim aldı, bu konuda kim karar verdi ve bu uyarı neden etkili bir güvenlik kararına dönüşmedi? Bu soruya verilecek yanıt, her türlü yalanlamadan veya gizli görüşmeden daha fazla, 7 Ekim öncesinde gerçekte ne yaşandığının tablosunu netleştirecektir.

not: bu analiz tahririeh.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın