ABD Ordusunun Irak’tan Kaçışı

ABD ordusu yaklaşık 12 yılın ardından, bu yılın 7 Mehr (29 Eylül) tarihinde askerî güçlerini Irak’tan çekti. Oysa Irak Parlamentosu’nun yabancı askerlerin ülkeden çıkarılmasına ilişkin kararının kabul edilmesinden birkaç ay öncesine kadar ABD, çeşitli yeni adlandırmalar ve yöntemler altında bu güçleri operasyonel sahada tutmak için büyük çaba harcadı. ABD’nin kendi isteğiyle olmayan bir şeye boyun eğdiği açıkça görülmektedir. Nitekim bu çıkarılmanın küçük düşürücü olması ve önemli sonuçlar doğurması nedeniyle Pentagon ve Irak’taki ABD unsurları, öncelikle çekilmenin yalnızca askerî operasyonlar alanında gerçekleştiği izlenimini vermeye çalıştılar. Askerî güçlerin eğitim, istihbarat ve danışmanlık görevleriyle ve NATO da dâhil olmak üzere yeni biçimler altında Irak’ta kalmaya devam edeceğini öne sürdüler. İkinci olarak da askerî çekilmeyi, direniş güçlerinin silahsızlandırılması ve silahların devletin elinde toplanması meselesiyle takas ederek ABD’nin askerî çekilmesini bir kazanım gibi göstermeye çalıştılar.

Dolayısıyla ABD ordusu, Irak Parlamentosu’nun kararı uyarınca bu ülkeyi terk etmek zorunda olduğu hâlde, bunu ustaca kendisi açısından büyük bir kazanıma, direniş cephesi ve İran açısından ise ağır bir kayba dönüştürmeye çalışmıştır. Ancak sahadaki gerçeklik ile bu iddialar arasında yer ile gök arasındaki kadar büyük bir fark vardır.

ABD, 1394/2015 yılında, yaklaşık 130 bin askerini dört yıl önce Irak’tan küçük düşürücü bir biçimde çekmesinin ardından yeniden harekete geçti. Dokuz yıl süren Irak işgalinde herhangi bir sonuç elde edememesi ve Irak’ın direnişin önemli merkezlerinden birine dönüşmesi nedeniyle ağır biçimde sorgulanan ABD, bir bahane ile askerî güçlerinin bir bölümünü yeniden Irak’a göndermeye çalıştı.

IŞİD’in Irak’taki suçları bu bahaneyi oluşturdu. Oysa belgelere göre IŞİD, CIA ve Pentagon’un ortak ürünüydü ve bölgede giderek güçlenen direniş sürecini engellemek amacıyla oluşturulmuştu. IŞİD’in 1394/2015 yılında Irak topraklarının geniş bir bölümünü ele geçirmesi, ABD’nin yeniden askerî müdahalede bulunmasına zemin hazırladı. ABD ordusu, “terörizmle mücadele koalisyonu” adı altında sınırlı ve temkinli bir biçimde Irak’a girdi ve ülkenin güney, batı ve kuzeyindeki bazı bölgelerde konuşlandı.

Bu güçlerin görevi, başlangıçtan itibaren resmî olarak açıklanandan farklıydı. Şehit General Kasım Süleymani o dönemde, kanıtlar ve somut deliller ortaya koyarak, ABD askerlerinin fiilen Irak direnişine karşı IŞİD için bir “kurtarma şemsiyesi” hâline geldiğini söylüyordu.

IŞİD’in Irak ve Suriye’deki egemenliği, Ayetullah Uzma Seyyid Ali Sistani’nin fetvası, şehit İmam’ın liderliği, şehit Süleymani ile Ebu Mehdi el-Mühendis’in girişimleri ve Iraklı ve Suriyeli gençlerin, Lübnan Hizbullahı’nın ve çeşitli ülkelerden “Harem savunucuları” olarak adlandırılan güçlerin yanı sıra Irak ve Suriye askerlerinin mücadelesiyle 1397/2018 yılında sona erdirildi.

O dönemde bu cephenin başındaki isim olan General Süleymani, IŞİD’in dünya üzerindeki toprak hâkimiyetinin sona erdiğini güçlü bir şekilde ilan etti. IŞİD’in yönetiminin sona ermesi ve büyük ölçüde zayıflamasıyla birlikte Amerikan askerlerinin Irak ve Suriye’deki varlığını sürdürmesinin gerekçesi de ortadan kalkmıştı. Buna rağmen Amerikalılar Irak’ta sekiz yıl daha kaldılar; nitekim hâlen Suriye’de de bulunmaktadırlar. Bu varlığın devam etmesi, ABD’nin Irak’a gelip sonra gitmek amacı taşımadığını göstermektedir.

Bu süreçte, sonuçları ABD’yi planlarını yeniden gözden geçirmeye zorlayan önemli bir gelişme yaşandı. General Kasım Süleymani ile Ebu Mehdi el-Mühendis’in Bağdat Havalimanı’nda öldürülmesi, ABD ordusunun gerçek yüzünü ortaya çıkardı.

Bundan önce Irak halkı, Baas Partisi’nin İran’a karşı savaş ve 1991/1370 Şaban İntifadası sırasında en az bir milyon kişiyi öldürmüş olması nedeniyle, sınırlarını bilen düzenli bir Amerikan ordusuyla karşı karşıya olduklarını düşünüyorlardı. Terörizmle mücadele alanının tanınmış komutanlarının, Iraklıların kendilerine karşı derin bir minnet ve borç duygusu beslediği bu iki ismin öldürülmesi, bu basit yaklaşımı ortadan kaldırdı.

Bu noktada, IŞİD’in saldırısı sırasında yardım talebi şeklinde ortaya çıkan talep, ABD’nin ülkeden çıkarılması talebine dönüştü ve sonraki gelişmeler bu talebi daha da derinleştirdi.

İran’ın Ayn el-Esed askerî üssüne yönelik ağır saldırısı, ABD ordusunun karşısına yeni ve büyük bir meydan okuma aşaması çıkardı. General Süleymani’nin öldürülmesinden yaklaşık yedi gün sonra gerçekleştirilen bu saldırı, Amerikan üslerine ve askerlerine yönelik benzeri görülmemiş bir saldırı sürecinin başlangıcı oldu.

Bu süreç daha sonra ABD askerlerinin Afganistan’dan çıkarılması sırasında; “Vaat Edilen Gerçek” operasyonları sırasında; 12 günlük savaşta; Ramazan Savaşı’nda; altı aylık ateşkes dönemindeki olaylarda ve Yemenliler ile Iraklıların ABD askerlerine ve üslerine yönelik saldırılarında devam etti.

Aynı gelişmelerle eş zamanlı olarak, Batı Afrika’da Sahel ülkeleri olarak bilinen altı Müslüman ülke — Fildişi Sahili, Gana, Sierra Leone, Burkina Faso, Gine-Bissau ve Nijer — yaklaşık 100 yıl boyunca Fransa’nın askerî hâkimiyeti ve ekonomik-kültürel sömürüsü altında kaldıktan sonra, 1401-1403/2022-2024 yılları arasında güç ve direniş yoluyla Batı’nın askerî hâkimiyetinden çıktılar. Kuşkusuz Batı’nın askerî hâkimiyetine karşı koyma süreci bu örneklerle sınırlı kalmayacaktır.

ABD’nin Irak’tan askerî olarak çıkarılması, bu aşağılayıcı çekilmenin bir göstergesidir.

ABD, son altı ay içinde en az 13 askerî üssünü Ürdün, Kuveyt, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’da İran’ın askerî baskısı altında yüzde 50 ila 80 oranında boşaltmıştır. Oysa bu üslerin her biri ABD açısından özel bir istihbarat ve operasyon karargâhı niteliğindeydi ve aynı zamanda ABD’nin güvenlik, siyasi ve ekonomik nüfuzunun temel dayanaklarını oluşturuyordu.

Bu üslerin boşaltılmasıyla birlikte ABD’nin bölgedeki diğer bütün planları da ciddi biçimde zayıflamaktadır.

Şimdi ise ABD’nin bundan böyle politikalarını eskisinden daha hafif ve hareket kabiliyeti yüksek bir biçimde yürüteceği izlenimi verilmektedir. Nitekim daha önce bazıları, ABD gemileri ve uçaklarının İran’ın menzilinden uzaklaştırılmasıyla Pentagon’un daha saldırgan ve daha güvenli bir şekilde savaşacağını ileri sürmüştü.

Oysa gerçek şudur: Kendi düşmanının coğrafi sınırlarından uzaklaşan bir gücün operasyonel kapasitesi, her kilometrede biraz daha azalır ve operasyonel morali zayıflar.

Öte yandan ABD’nin askerî üslerini — ki bunları kapatmak en zor işti — kapatmayı başaran güç, Irak gibi bir ülkede ABD’nin güvenlik, ekonomik ve siyasi nüfuzunu kesmek için de mutlaka bir yol bulma kapasitesine sahiptir.

ABD, Mehr ayında Irak’tan çıkarılmasıyla birlikte son 48 yılda İran’ın etkisinin bulunduğu beşinci mutlak çıkarılma deneyimini yaşamıştır.

İlk kez İran, İslam Devrimi’nin zaferiyle ABD askerlerini 1357/1978 yılının Aban ile Dey ayları arasında küçük düşürücü bir biçimde ülkeden çıkardı. ABD’nin dört yıldızlı generali Hauser, darbe amacıyla Dey ayında İran’a geldiğinde, 1978 yani 1357 yılında İran’daki Amerikan askerlerinin sayısını 58 bin olarak belirtmiştir.

İran İmparatorluk Ordusu Genelkurmay Başkanlığı Beşinci Dairesi Başkanı Korgeneral Halil Bahşiazer ise 1356/1977 yılında İran ordusunun bütün personelinin aylık toplam maaşının 14 milyar tümen olduğunu, buna karşılık Amerikan askerî danışmanlarının aylık gelirlerinin 17 milyar tümen olduğunu söylemektedir.

Dört yıl sonra, 2 Aban 1362/23 Ekim 1983’te Lübnan halkı, ABD’nin ülkelerinin İsrail tarafından askerî işgalini desteklemesi nedeniyle Beyrut’taki Amerikan deniz piyadeleri kışlasına saldırdı.

Lübnan İslamî Cihad Örgütü’nün sorumlu tutulduğu bu saldırıda 241 Amerikan deniz piyadesi ve ABD ordusuna bağlı 6 teknik personel öldürüldü. Bu darbe, Amerikan askerlerinin Lübnan’dan kalıcı olarak kaçmasına yol açtı.

Başkan Reagan bu olay karşısında, saldırının kimler tarafından gerçekleştirildiğini bilmediğini söyleyerek pasif bir tutum sergiledi ve Amerikan askerleri Lübnan’ı bir daha dönmemek üzere terk etti.

ABD’nin üçüncü kaçışı, George W. Bush’un başkanlığı döneminde 1386/2007 yılında Irak’ta gerçekleşti. Amerikan ordusu birkaç bin kayıp ve on binlerce yaralı verdikten sonra çekilme belgesini imzaladı ve iki yıldan kısa bir süre içinde 130 bin işgalci askerini Irak’tan çıkardı.

ABD’nin Afganistan’dan dördüncü çıkarılışı ise 1400/2021 yılında, bu ülkenin 20 yıl boyunca işgal edilmesinin ardından gerçekleşti. Bu çekilme o kadar küçük düşürücüydü ki ABD’deki hiçbir yetkili bunu savunamadı.

Bu çekilme Trump tarafından imzalanmış, ancak Biden döneminde uygulanmıştı. Afganistan’ın işgalinde Bush’un ortağı olan eski İngiltere Başbakanı Tony Blair bu çekilmeyi kınadı ve “üzücü” olarak nitelendirdi.

İlginç olan şu ki Afganlar bu çekilmenin son gününü 11 Eylül 2021 olarak belirlemişti! Afganistan’ın ABD ve İngiltere tarafından askerî olarak işgal edilmesinin gerekçesi olarak gösterilen 11 Eylül’ün yıldönümü olan 11 Eylül!

Ve şimdi, 7 Mehr günü gerçekleşen ABD’nin Irak’tan beşinci çıkarılışı yaşandı ve ABD askerî güçleri Irak’tan kalıcı olarak çıkarıldı.

not: bu analzi kahyan.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın