Yemen’e Düşmanlık İsrail’e Destektir

Mekke İttifakı, Suudi Arabistan’a güç ve kabiliyet konuşlandırılacağını açıkladı. Anlaşma metninin getirdiği yükümlülükler hâlâ gizli tutulurken, yasal mevzuata ilişkin soru işaretleri artıyor. Türkiye tehlikeli sulara çekilirken, İsrail ve ABD’nin yükünü de hafifletiyor.

Türkiye ve Pakistan, Suudi Arabistan‘ın yanında dünyanın en fakir ülkelerinden Yemen‘e karşı harekete geçiyor. Mekke Anlaşması’nın tarafı üç ülke çarşamba günü Riyad’da toplandı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katıldığı toplantı sonrası, Suudi Arabistan’a güç ve kabiliyet konuşlandırılacağı açıklandı. Bildirideki ilgili kısmı şöyle:

“Komite, kolektif savunma taahhütlerinin uygulanmasına ivedilikle geçmeyi, bu çerçevede, tarafların ulusal mevzuatlarına uygun olmak kaydıyla askeri kuvvetler ile yeteneklerin uzlaşılan düzenlemeler çerçevesinde Suudi Arabistan’a sağlanmasına ve bunların hızla konuşlandırılmasına yönelik tedbirleri almayı, bu suretle askeri entegrasyonu ve kolektif kapasiteyi güçlendirmeyi kararlaştırmıştır.”

SAVUNMA SİSTEMLERİ HATTA ASKER

Ankara, anlaşmanın Türkiye’ye getirdiği yükümlülükleri resmi olarak açıklamıyor. Sabah gazetesi salı günü şu bilgileri verdi: “Türkiye, Suudi Arabistan’ın kritik dört doğalgaz ve elektrik tesisinin korunmasına alçak ve orta irtifa hava savunma sistemleriyle katkı sunuyor.”

Bu sistemlerin önceki ikili anlaşmalarla Suudi Arabistan’a konuşlandırıldığı ve şimdi Ensarullah saldırılarına karşı kullanılacağı düşünülüyor.

Sabah ayrıca “Suudi Arabistan, Türk askerinin konuşlanması için ülkesinde üs tahsis etmek üzere çalışmalara başladı” bilgisini paylaştı. Konuşlandırmanın boyutu ve amacı açıklanmadı.

Riyad bildirisindeki “harekete geçme” ifadesinin “ulusal mevzuatlara uygun olmak kaydıyla” cümlesiyle yan yana gelmesi dikkat çekiyor. Bu ifade, askeri sevkiyatın hukuki prosedürüne dair iki temel olasılığı gündeme getiriyor. Anlaşmanın anayasal düzeyde bağlayıcılık kazanması için TBMM tarafından uygun bulunması (Anayasa m. 90), muharip güç sevkiyatı durumunda ise Meclisten asker gönderme tezkeresinin geçirilmesi (Anayasa m. 92) gerekiyor.

Bir diğer konu ise Ankara’nın muharip asker yerine teknik personel, danışman ya da hava savunma sistemleri gibi “yetenekleri”, geçmişte imzalanan çerçeve anlaşmaları veya Cumhurbaşkanlığı kararları kapsamında TBMM iznine ihtiyaç duymaksızın hayata geçirmesinin mümkün olup olmadığı. Sabah’ın haberi bu olasılığı güçlendiriyor.

FİDAN’DAN ILIMLI MESAJLAR

Mekke Komitesinin bildirisi askeri angajmanı öne çıkarırken Bakan Fidan daha ılımlı bir tablo çizdi. Fidan şunları söyledi:

– Mekke İttifakı’nın kurumsallaşması ve askerî, teknik düzeyde neler yapılabileceğini; Suudi Arabistan’ın savunmasına verilecek destekleri ve sorunun barışçıl diyalogla çözümünü görüştük.

– Suudi Arabistan’ın sorunun çözümüne ilişkin çok yapıcı bir yaklaşımı var.

İSLAMABAD VE RİYAD’DA İTTİFAK RUHU

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, komite bildirisindeki çerçeveye daha yakın bir açıklamada bulundu. Bakanlık, “İslamabad’ın Suudi Arabistan ve Türkiye ile ittifak çerçevesinde kararlaştırılan kuvvet ve yeteneklerin Suudi Arabistan’a hızla konuşlandırılması konusunda anlaşmaya vardığı” belirtti.

Riyad’daki toplantının ev sahibi Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman da “saldırılara ve bunların arkasında duranlara karşı ortak caydırıcılığın devreye sokulacağı teyit edildi.” ifadelerini kullandı.

GÜRDENİZ: BÖLGESEL ÇIKARLARIMIZ DOĞRUDAN ETKİLENİR

Emekli Amiral Cem Gürdeniz, anlaşmanın hâlâ TBMM gündemine gelmediğini hatırlatarak “kolektif savunma”, “askeri entegrasyon” ve “hızlı konuşlandırma” gibi ciddi askeri yükümlülükler içerdiğini vurguladı. Gürdeniz, “NATO’nun 5. maddesini hatırlatan bir kolektif savunma sorumluluğuna hangi şartlarla giriyoruz?” diye sorarak şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bu sorumluluğun sınırı Suudi topraklarının savunulması mıdır, yoksa Ensarullaha karşı harekâta katılmak mıdır? Türk askerinin Yemen’de sıcak çatışmaya gireceği iddiaları doğrulanmasa da bu ihtimal dahi risklidir.”

Babülmendep Boğazı’nın önemine dikkat çeken Gürdeniz, Ensarullahın Türkiye’yi hasım olarak görmeye başlamasının Kızıldeniz’deki deniz ticaretini ve bölgesel çıkarları doğrudan etkileyebileceğini belirtti.

İSRAİL VE ABD’NİN YÜKÜ AZALACAK

Gürdeniz son olarak, Türkiye’nin ekonomik destek uğruna başkasının savaşına girmemesi gerektiğini vurgulayarak bu savaştan kimin kârlı çıkacağını sorguladı:

“Yemen’de İsrail‘e karşı en sert askeri direnci gösteren ve Gazze nedeniyle Kızıldeniz cephesini açan Ensarullahla Türkiye’nin karşı karşıya gelmesi halinde bundan stratejik olarak kim yararlanacaktır? Türkiye’nin Ensarullahla çatışması kuşkusuz İsrail ve ABD’nin üzerindeki bölgesel baskıyı azaltacaktır. O halde Mekke Anlaşması Türkiye’yi neden kendi jeopolitik çıkarlarından uzaklaştırıp ABD-İsrail ekseninin bölgesel hedefleriyle örtüşebilecek bir askeri pozisyona sürüklüyor?”

aydınlık

 

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın