Hamd Alemlerin Rabbi Allah, salatu ve salam O’nun Resulu ve
temiz Ehli beytine olsun.
ÇARESİZ OLMAK MI YADA ÇARESİZLİĞİ YOL EDİNMEK Mİ?
İnsanlar hayatları boyunca bir takım engeller ile karşılaşır
ve bu engeleri aşmanın yolunu şöyle veya böyle arar, kendine bir yol tutmaya
çalışır ki nefes aldığı müddetece hayatını devam ettirebilsin. Biz buna hayat
mücadelesi yada yaşamak diyoruz. Herkes kendi yaşam şartlarına & ortamın göre bir yaşam tarzı tanımı var.
İnsanların yaşam tarzları, yaratılış yapıları, yetiştikleri
çevre ve aldıkları eğtim ile iç içedir. Herkezin yaratılış yapıları farklıdır.
Yaratılış yapısı; düşünme & hayal güçü, insanın hayatında oluşturacağı
imkanlarını gerçekleşmesini tetikler.(Ana kart) Buna ek olarak Yetiştiği çevre
ve aldığı etiğim, aklını kullanması ve hayal ettiklerini gerçekleştirmesini
sağlar.(güncellemeler). Bu bağlamda İnsan iki tip yapılanmadan oluşur.
Huy. (Ruhun varlığı)
Maddeci çevre yapısı)
İnsanın Yaratılışta ki yapısı olan « düşünme ve hayal güçü »
hayatındaki yapılanmada önemli rol görür. Çünkü insan aklını bu çerçeve
dahilinde kullanır. Akıl, Düşünce & hayal güçü tarafından bir uygulama
programı gibi işlev görür.
İnsan, yaratılış yapısı olarak Hür doğar. Hür irade Sonradan
verilmiş bir değer değildir. Hür irade, insanın düşüncelerini oluşturarak
ileriye dönük projeler ve hayallerini peşinde koşmasını sağlamaktadır. İnsan,
hayallerini ve projelerini geliştirmek için sahip olduğu akılı Eğitimle
geliştirerek (aile, toplumsal, akademik) günceller. Aynı zamanda İnsan, sosyal
ve toplumsal yaşaması için Haya ve Edebe sahiptir. Bu insanların bir arada
guruplar olarak beraber yaşamasını sağlamaktadır.
İnsan tanımı yaparsak, Hür irade sahibi & düşünebilen
(doğal yapısı), Aklını (doğal yapısı) kullanarak gelişen ve sahip olduğu Haya
& Edeb (doğal yapısı) ile sosyal bir yaratıktır. (Bu arada bir parantez
açakrak sunu belirlemek isterim ki Yapay zeka Düşünemez & hayal edemez, hür
iradesi yoktur ve kendi varlığının devamını sağlayamaz yani üreme, sevgi, hüzün
ve ölüm nedir hissedemez Fakat tanımlar ki oda insanlar tarafından verilen
bilgiler doğrultusunda, hür iradesiyle değil)
İnsanın doğal yapısı çevresiyle, eğitimiyle nasıl
gelişmektedir ?
Varlık olarak tek yapı olan insan, iki farklı nüansa
(cinsiyet) sahiptir. İnsanın gelişmesi, hayatındaki yetişme tarzı, bulunduğu
sosyo-ekonomik ve jeografik çevresi ile bire bir orantılıdır. İnsana statü
verecek yapı insanın yaşam tarzını belirlemektedir. Sırasıyla, Tarihi,
Sosyolojisi, Jeolojik çevresi ve Biyolojik yapısı ile bire bir orantılı ve iç
içedir. Insanın kapsayan bu yapıları insan değiştirebilme güçüne haizdir yada
bu yapılanmaların kendiside farklı oluşturabilir. (Bu işlenecek farklı bir
konudur) Kısaca insan kendi üzerindeki statüye hakimiyeti söz konusudur. O ise
İnsanın yazımızın başında söylediğimi gibi Hür iradeye sahip olmasının en
önemli göstergesidir. Fakat Hür iradesini kapsayan yada servis dışı bırakan çok
önemli bir faktör olan Duygu/ Güç vardırki insan bu güçe isteyerek yada
istemiyerek teslim olmaktadır. Bu gücün sınırsız bir imkanı vardır. O güç, tüm
değerleri sıfırlayan bir güçtür. Biz buna AŞK diyoruz. Bu bizim hayatımıza
değer ve anlam vermektedir. Yaşantımızı bir mücadele yada savaş meydanı ve
korkulu bir yol olmaktan çıkarıp huzur, güven, sevgi alanına çevirmektedir.
Çünkü artık sahip olunan AŞK, Bizler herşeyin en doruk noktasına çıkmaktadır
AŞK derken ne anlıyoruz ? Neyi tarif ediyoruz ? yada Neyi
kastediyoruz ?
Aşk, sevgini kamile erdiği nokta yani tapınmak, bir bütün
olmaktır, sınırsız ve asıl itibariyle kalıcıdır. Fakat bizlerin aşk’ı
banlaştırmamız, hayvani duygulara indirmemiz, dünyanın o süslü materyaliste
hayatına bağlanmamız için kullandığımız bir araç yapmamız, gerçek Aşkı
tanımamıza engel teşkil etmektedir. Aşkı Mutlak insanın erişmesi ve tadına
varması gereken Gerçek Aşktır. Fakat bu Aşk ise çok kolay sahiplenmeye müsait
değildir. Aslında Aşkı Mutlak’ı içimizde olan o sonsuz güçün kendisidir. Fakat
ne tuhaf ki sahiplenmemek için çaba harcıyoruz yani herşeyi tersini yapıyoruz !
Nasıl mı? Bizler, kendi elimizle kendimizi bencilliğimizle
kurduğumuz zindana hapis ediyoruz tabi bu bizi çevreleyen diğer faktör ve doğal
etkenler ile ; sabırsızlaştırıyoruz, aceleci oluyoruz, kibrileşiyoruz,
mütekebbirleşiyoruz dolayısıyla hayatımızdan korkuyoruz, gururumuz yanlış
yönlediriyoruz ve neticeden Ask’i mutlak olan doğal güçümüzü daha ufak ve ucuz
şeylerele satıyoruz, hedefimizi değiştiriyoruz. Bu değiştirme arzusu kişlerin
doğal yapılarına ve statülerine göre farklılıklar arz etmekte ve
seviyelenmekte. Bu andan itibaren her türlü çelişkiler, gövde gösterileri,
kıskançlık, ilahlık taslama ve mücadeleler başlamakta ve insanlar bir birini
çekememekte ve bir birlerine düşman olmakta. hayat bir mücadele & savaş
alanına dönmekte. Bunun sebebi, İnsan Kendi varoluş sebebini Dünya merkezli
vede sınırlı görmesi, Yaşamının sadece dünya hayatından ibaret olduğunu sanması
ve Ruh varlığını geldiği ve döneceği yeri unutup, gözüyle gördüğü ölümlü
bedenini ilahlaştırmasından kaynaklanmakta. Bu, insanın mutlak aşka erişmesini
engelemekte ve Mutlak Aşkın alt basamaklarına takılıp kalmasını sağlamaktadır.
başka bir değişle kendi eli ile iç dünyasında yaptığı zindanlara kendisinin
mahkum etmesidir.
Nedir o basamaklar ?
Her insanda var olan, insanin varlığıni koruması ve devamını
sağlayan, insana yaşam güçü sağlayan katalizör görevi gören değerler ne yazik
ki insanın hedefini şaşırmasıyla farklı işlevler görmektedir. (Katalizör bir
aksiyonu hızlandıran fakat karışımın özünü etkilemeyen elementler. Hedef değil
sadece araç)
Yukarıdada belirtiyimiz üzeri; Kibirlenmesi, Şehvetinine
köle olması, Açgözlü & Bencil olması, Mütekebbir Hırsı, Şükür etmemesi,
Öfkesine teslim olması, korkaklığı ve kıskançlığıdır. Insanın Aşkı Mutlaka
ulaşması için, aşkın bu alt basamaklarının üzerine basarak geçmesi gerekir. Ne
yazık ki Insan bu basamakları (katalizör) kendine nihayi amaç edinmekte ve
aşk’i mutlak ile karıştırmaktadır. Fakat İnsan bu halleri aştığı an, bu
hallerini emri ve ayağının altına aldığı an, Aşkı Mutlaka erişmektedir ki işte
o an, İnsan boyut değiştirmekte, bir damla iken, okyanusa düşüp okyanusun
kendisi olmaktadır.
Bu açıklamadan sonra kendimize şunu soralım; Acaba insan aciz
bir varlıkımıdır ?
Şayet insan Aşkın alt basamaklarına takılıp kalırsa ve
kendine bu basamakları nihayi bir hedef olarak belirlerse insan aciz bir
varlıktır ve Hüsrana uğrayanların tayfasındandır. Yaratılışta sahip olduğu Hür
iradesini yitirmektedir. Gerçek mandada İradeyi mutlak olan Hürriyetin
kaybetmektedir. Insan Kamil olmanın tüm yollarını kapatmaktadır. Dolayısıyla
Doyumusuz ve tatminsiz Madde vücudu mutsuz bir hal içinde ömürünü geçirmesi
vede Hayvanlardanda daha alt seviyey inmesini sağlamaktadır.
İnsan Aşkı Mutlaka erişmesi ise ; Ölümün anlamını yitirdiği,
yeniden doğmak olduğu,(kendi oz varlığına sahip olduğu) arzu ve isteklerin sadece kendisinin ol
demesi ile olduğu, güçünü sınırsız olduğu, kısacası dünyanın sadece o
sonsuzuluk içinde bir noktadan ibaret olduğu, aslına dönüp Hakk al yakin
olmanın hallidir. Madde vücut, Ruh ile senkronize olmuş ve Herşeyile kosmos
aleminde gezinmesidir.
Fakat ne yazık ki bu hali alabilecek bir güç bizlerde mevcud
olmasına rağmen « Hür irademize » ve «düşüncelerimize» sahip çıkamamız, Bizleri
nefsimizin arzularına köle etmektedir, o basamakları aşmamızı engelemekte hata
dahada aşağı olan çukura (alçaklaştırmak)
indirmektedir ki o da insani yapımızdan çıkmaktır. Bu hal bizleri vahşi,
cani ve canavar kılmaktadır.
İnsanın Dikkat etmediği yada umursamadığı nokta ; Kendi
elimiz ile kurduğumuz o zindanlara kendimizi tusak etmektir. Netice olarak «
Bizler yaratılış itibariyle çaresiz değiliz ama kendimize çaresizliği öz
benliğimizi yitrerek bir yol/ yapı edindik. » Bunuda ne yazık ki tanımlarını
yanlış yerlerde kullandığımız « Hürriyet & özgürlük & hükümdarlık »
için Bencilligimiz & kibrimiz ile yapmaktayız.
Mustafa Kemal TAŞPINAR
4 Ocak 2020
