Lübnan’da yayımlanan “El-Bina” gazetesinin genel yayın yönetmeni; uluslararası meselelerde Rusya ve Çin’in rol oynamasına karşı çıkan ABD’nin İran ile savaşa girdiğini ve İran’daki savaşı tek celsede bitirerek Rusya ve Çin’in de kaderini tek celsede bitirebileceğini düşündüğünü belirtiyor. ABD’nin İran karşısındaki yenilgisi, Amerikan stratejik aklını asla Rusya ve Çin’in işini bitiremeyeceği sonuna ulaştırmış ve bu nedenle ABD’nin Rusya ve Çin’e karşı davranış biçimi değişmiştir.
Lübnanlı analist ve Lübnan’da yayımlanan “El-Bina” gazetesinin genel yayın yönetmeni Nasır Kandil, ABD’nin İran’a karşı savaşı ve Rusya’nın İran ile ABD arasındaki arabuluculuğu hakkındaki değerlendirmelerini “Masdar El-Hadas” YouTube kanalına aktarırken şunları söyledi: “ABD Başkanı Donald Trump ilk kez, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile İran, Ukrayna ve enerji (motorin) olmak üzere üç dosya hakkında müzakere ettiğini açıkladı.”
Üç ay önce Trump’a Putin ile olan ilişkisi sorulduğunda, onunla Ukrayna hakkında müzakere ettiğini söylemişti. “Putin, Rusya’nın İran konusunda arabuluculuk yapmaya hazır olduğunu öne sürdü, ancak ben ona sadece Ukrayna hakkında müzakere edeceğimizi söyledim. Sen kendi savaşını düşün, ben de kendi savaşımı düşüneceğim.” Ancak şimdi Trump, Putin ile enerji, Ukrayna ve İran olmak üzere üç konu hakkında müzakere ettiğini resmi olarak açıkladı. Trump ayrıca ABD ara seçimlerinden önce bir savaşın olmayacağını duyurdu. Bu durum, diplomasiye ve Rusya’nın arabuluculuğuna şans tanıdığını gösteriyor.
Bir diğer konu ise Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un İran ziyareti. Lavrov, herhangi bir çözüm için mutabakat zaptını zemin ve mukaddime olarak nitelendirdi ve Rusya’nın İran ile ABD arasında arabuluculuk yapmaya ve İran’ın zenginleştirilmiş uranyum meselesini çözmeye hazır olduğunu ilan etti. Diğer bir konu da Putin’in Witkoff ve Jared Kushner dahil olmak üzere Trump’ın elçileriyle yaptığı görüşmedir. Her iki taraf da müzakerenin ardından İran’ın bu müzakerelerde önemli bir yer kapladığını onayladı.
Kandil açıklamalarının bir diğer bölümünde şöyle konuştu: İran’a karşı savaş başlamadan önce medyada, düşünce kuruluşlarında ve hatta ABD yönetiminde, İran’a saldırının amacının Rusya’yı ve Çin’i kuşatmak ve zayıflatmak olduğu dile getiriliyordu. İran Asya’nın kalbidir. İran, Körfez bölgesindeki enerji sisteminin kalbidir. İran’ın zayıflatılması, ABD’nin Rusya ve Çin’i dünyanın kalpgâhından (heartland) uzaklaştırma amacının bir parçasıdır. Eğer ABD İran’daki rejimi değiştirmeyi başarırsa, Rusya kuzeyde tecrit olacak ve artık siyasi ile jeopolitik denklemlerde bir rol oynamayacaktır. Suriye artık Rusya’nın nüfuz üssü olmayacaktır.
Rusya’nın Tartus’ta askeri varlığının bulunduğu doğrudur, ancak bu askeri varlık sınırlıdır ve Rusya’nın siyasi nüfuz kazanmasını sağlamayacaktır. Rusya, Hazar Denizi ve İran üzerinden Basra Körfezi’ne de erişebilir. Bu ülke Irak ve Suriye üzerinden Akdeniz’e de ulaşabilir. İran, Rusya’nın birçok dosyada önemli bir rol oynamasını ve küresel bir güç olarak tanınmasını sağlamaktadır. Rusya ayrıca İran aracılığıyla Hindistan ile bağlantı kurmaktadır.
Çin de ekonomik ve siyasi açıdan İran ile ilişki içindedir. Kuşak ve Yol Girişimi İran’dan geçerek Türkiye’ye ve Basra Körfezi’ndeki Arap ülkelerine ulaşmaktadır. Çin, Basra Körfezi’ndeki Arap ülkeleri ve Türkiye ile güçlü ilişkilere sahiptir. Bu ilişkileri sürdürmek için Çin’in coğrafi bir çevreye ihtiyacı vardır ve bu çevre Çin için İran’da mevcuttur. Dünyada jeopolitik açıdan İran ve Rusya gibi ABD hegemonyasına direnen hiçbir ülke yoktur.
İran’ın temel konumu, siyasi mukadderatı ve bu ülkenin diğer güç unsurları ile enerji piyasasındaki yeri, ABD’yi İran ile savaşa girmeye sevk etmiştir. ABD’nin bu savaştan güttüğü önemli amaç, Rusya’yı kuzeyde, Çin’i ise Uzak Doğu’da tecrit etmektir.
Şimdi ABD, Rusya’nın arabuluculuğuna ve Pakistan eliyle yürütülen Çin’in inisiyatifine muhtaç hale gelmiştir. Hatta Trump, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması için Çin Devlet Başkanı ile görüştüğünü defalarca açıkladı. Bu durum, ABD’nin uluslararası meselelerde Rusya ve Çin’in rol oynamasına dair yaklaşımını İran geçgecinden (kapısından) geçerek değiştirdiğini göstermektedir. Uluslararası meselelerde Rusya ve Çin’in rol oynamasına karşı çıkan ABD, İran ile savaşa girmiş ve İran’daki savaşı bitirerek Rusya ve Çin’in de kaderini bitirebileceğini düşünmüştü.
ABD’nin İran karşısındaki yenilgisi, Amerikan stratejik aklını asla Rusya ve Çin’in işini bitiremeyeceği sonuna ulaştırdı. Şimdi ABD’nin Rusya ve Çin’e karşı davranış biçiminin değiştiği görülmektedir. ABD, Rusya’dan İran ile ABD arasında aracılık yapmasını istemektedir. ABD, Çin ile olan davranışını da değiştirmiştir. Trump Çin’i ziyaret etmiş, ardından Şi Cinping ABD’yi ziyaret etmiştir. Artık Trump gümrük tarifelerinden ve Çin ile Rusya’ya yönelik yaptırımlardan bahsetmemektedir. Bilakis, Rusya’nın enerji yaptırımlarından, özellikle de motorin konusundan muaf tutulması, ABD’nin ekonomik iş birliği peşinde olduğunu göstermektedir.
Trump, Rusya ve Çin’den enerji piyasalarını siyasi gerilimlerden uzak tutmak için birlikte çalışmalarını ve hatta Rusya ile İran’a yönelik enerji yaptırımlarının kaldırılmasını istemektedir. Bu son derece önemli bir konudur ve Ruslar bu mesajı İranlılara ileterek şunları söylemiştir: “Enerji piyasalarının gerilimlerden uzak tutulması konusu gündeme geldiğinde, Amerikalılara İran hakkında nasıl davranılacağını sorduk. Onlar bunun İran’ı da kapsadığını söylediler.” Bu konu İran ile siyasi bir uzlaşıyı gerektirmektedir. Rusya ile de Ukrayna hakkında siyasi bir uzlaşıya varılmalıdır. ABD’nin yeni tutumu tahakküm ve hegemonya çerçevesinin dışındadır. Bu büyük ve kapsamlı bir gelişmedir.
Lübnanlı analist şunları kaydetti: Bu meseleler savaşın sonuca ulaşmadığını ve ABD’nin İran ile savaşın stratejik kayıplarına adapte olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte, yine de gururunu ve prestijini koruyacak uzlaşılara varmaya ve İran’ı yenilgiye uğrattığını ve onu anlaşmaya mecbur bıraktığını iddia edip yansıtarak propagandaya çalışmaktadır. Trump savaşın kollarından kurtulmak için hâlâ bu yönteme ihtiyaç duymaktadır, ancak İran’ın bu alanda Trump’a yardım edeceği görünmemektedir. İran, Trump’ın kendi itibarını kurtarmasına izin vermeyecektir. Bu ülke kendi haklarının peşindedir ve hiçbir imtiyazdan vazgeçmeyecektir. İran’ın Rusya ile iş birliği de tam bu ilke üzerine kurulacaktır.
İran zenginleştirilmiş uranyumunu Rusya’ya teslim etmeyecektir ve bu uranyum İran’da kalacaktır. Bir uzlaşı sağlanacaksa, icraî garantiler verilmeli ve bu uzlaşı uygulanmalıdır. Rusya ve Çin’i kuşatmak isteyen ABD, şimdi İran karşısında yenilgiye uğradıktan sonra Çin ve Rusya’dan İran’daki savaşı sonlandırmak için arabuluculuk yapmalarını talep etmektedir. Rusya ile ilişkileri sürdürmede ısrar etmek, ABD’nin İran çıkmazında ve bataklığında kapana kısılıp kaldığını göstermektedir. Hatta Rusya’dan enerji satın alma konusu bile enerji satın almanın ötesindedir. İran bu konuda ne Rusya’ya ne de Çin’e hiçbir imtiyaz vermeyecektir. İran müzakerede yeni bir denklem kaleme almanın peşindedir. ABD pratikte yaptırımları İran’dan kaldırmalıdır. İran da bundan sonra nükleer silah peşinde olmadığını garanti edecektir.
Birçok gösterge, bu kez İran meselesi çözülmezse İran’ın atom bombasını test edeceğini göstermektedir. Hatta bazı taklit merjileri, nükleer silah elde etmenin haram olduğuna dair fetvanın Ayetullah Hamaney’in şehadetiyle sona erdiğini ve artık bu alanda yeni bir fetva verilebileceğini söylemektedirler. Belki de İran’ın nükleer silah elde etmesine dair fetva verilecektir. Belki de ABD ara seçimlerinden önce veya sonra, İran’ın nükleer dosyasını incelemek üzere Rusya, Çin ve ABD başkanları arasında üçlü bir zirve düzenlenecektir.
Lübnanlı bu analiste göre ABD bu süre zarfında İran’a saldırmayacaktır ve seçimlerden önce İran’a saldırmayan biri seçimlerden sonra da saldırmayacaktır. Eğer Netanyahu İran’a saldıracak olursa, bu intihar anlamı taşır. Eğer Netanyahu seçimlerde kaybederse ve rakibi Eisenkot kazanırsa, Netanyahu’nun dokunulmazlığı ortadan kalkacak ve ona “Buyurun hapishaneye!” denilecektir. Ayrıca İran’a karşı savaş komitesi de onu hapse mahkum edecek ve ona, ABD ile İsrail’i yenilgiye uğradıkları çılgınca bir savaşa senin soktuğunu söyleyeceklerdir.
Trump da artık savaşmayı düşünmüyor, çünkü o savaşı sürdürmeye muktedir değildir. ABD’de enerji fiyatları yükselmiş ve geçim koşulları kötüleşmiştir. ABD’nin kendi füze rezervleri olarak kabul ettiği Suudi Arabistan, silah ve teçhizatının büyük bir kısmını Yemenlilerle yaptığı savaşta harcamış ve depoları boşalmıştır. Trump savaştan kaçmaktadır ve savaş seçeneği artık masada değildir. Diplomasi yolunda Çin ve Rusya’dan yardım almak zorundadır. ABD de İran’a bazı imtiyazların verilmesi için iki küresel güç olan Rusya ve Çin’e garantiler vermelidir. Rusya ve Çin de İran’ın çıkarlarını sağlayan şeylerden vazgeçmeyecektir ve bu durum Çin ve Rusya’nın İran ile olan stratejik iş birliğini ortaya koymaktadır.
“El-Bina” gazetesinin genel yayın yönetmeni konuşmasının sonunda şunları söyledi: İran güçlüdür ve meçhul denklemlere sahiptir. Bu ülke, karşı tarafı rahatsız edebilecek güç unsurlarına sahiptir; kendisi direnebilmektedir ancak ABD böyle unsurlara sahip değildir. İran’ın füzeleri bu ülke için yeterlidir ve ABD’nin ana bombasına (MOAB) ve diğer silahlarına çok daha büyük bir şiddetle karşılık verebilirler.
Not: bu analiz tahririeh.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir
