Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ile gerçekleştirdiği görüşmeyi kaleme aldı.
Öztürk, yazısına “24. Genelkurmay Başkanı emekli
Orgeneral Hilmi Özkök, emekliye ayrıldıktan sonra, kendisiyle röportaj yapmak
isteyenlere, ‘Son kullanma tarihimi tamamladım’ diyor ve konuşmuyordu.
Kendisini aradığımda aynı sözü hatırlattı, ancak bazı sorularıma cevap
vereceğini ve bunu da ilk kez yapacağını söyledi” diye başladı.
Haberine “Konuşmayı kayda alacağımı söylediğimde,
‘Rahatlıkla alabilirsiniz. Ben her zaman söylediklerimin arkasında durmuşumdur’
dedi. Özkök, 14 yaşında giydiği asker üniformasını tam 52 yıl üzerinden
çıkartmadı. ‘Tam emekli olup köşeme çekilip dinlenmeye hazırlanmıştım ki ne
göreyim; yaptığım, yapmadığım, yapamadığım her şey için lehte, aleyhte gündemde
kalmaya mahkûm olmuşum’ diyor” notunu da düşen Öztürk, sorduğu soruları ve
Özkök’ün bunlara verdiği yanıtları şöyle aktardı:
Bu süreçte beni en çok inciten; askeri kanunları, komuta
kontrol ilişkilerini ve karargâhlardaki hiyerarşik yapı ile çalışma usullerini
bilmeyen bazı genç medya mensuplarının, sosyal medya kullanıcılarının haksız ve
saygı hudutları dışına çıkan suçlamaları oldu.
Önceleri ‘Varsın desinler, gönülleri hoş olsun’ dedimse de
bunların yoğunluğu o kadar arttı ki eşim, çocuklarım, torunlarım ve sevenlerim
acı çeker oldu. Basına saygım ve şahsi prensiplerim gereği hiçbir basın mensubu
hakkında ne tazminat ne de ceza davası açtım. Bu tutumum maalesef bazılarını
cesaretlendirdi.
Orgeneral Özkök’e, Fetullah Gülen’in kendisi hakkında
söylediği öne sürülen konuyu hatırlatıyorum. Özkök şunları söylüyor:
Bir yazar sözüm ona Fetullah’a ‘Ordunun tavrı ne zaman
değişir, ne zaman demokratikleşir?’ diye sormuş, Gülen de ‘Eğer Hilmi Özkök
Genelkurmay Başkanı olursa’ cevabını vermiş. Soruyu sorduğu iddia edilen yazar
bu iddiayı 26 Şubat 2005’te yazısında yalanlamıştı. Ancak bu iddia birileri
tarafından gerçekmiş gibi gündeme oturtuldu. Soran başka, cevaplayan başka,
aleyhinde yorumlanan ben Hilmi Özkök!
‘Bir lafımı bulamazlar’
Amaçları, hükümetle kavga etmediğim için, benimle kavga eden
birilerinin beni irticacı, Fetullah’a yakın göstererek etkisizleştirmek,
yıpratmak istemeleridir. Benim Fetullah veya Fetullahçılar için söylediğim,
onları metheden bir laf bulamazlar.
Yurt dışı gezilerimde okullarından hiçbirini ziyaret
etmedim. Fetullahçı olduğunu bildiğim hiçbiriyle konuşmadım. Ne bankalarına
para yatırdım ne de gazetelerini okudum. Bu konularda bir yanlışım olsaydı
bazılarının neler yapacağını tahmin edebilirsiniz.
‘Kendimi savunmadım’
2004 Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında, o günkü
adıyla ‘Gülen Cemaati’nin’ tehlike ve ulaştığı imkân, kabiliyetleri ve alınması
gereken tedbirler konusunda TSK adına ve şahsen onayladığım değerlendirme
konuşmasıdır. Bu konuşma Fetullah yapılanması hakkında MGK kayıtlarında yer
alan resmiyet kazanmış görüşlerimdir. Bana Fetullahçılara yakın diye iftira
edenlerinki gibi safsata değildir.
Bana bu yönde atılan iftiralara karşı ben ‘MGK’da bu
konuşmayı yaptım’ diye kendimi savunmadım ve bu acılara ailece katlanma sabrını
gösterdim. MGK konuşmaları gizlidir, açıklanamaz. Daha sonra bu konuşmam her
nasılsa önce Taraf gazetesinde yayımlandı, sonra Milliyet gazetesinin bir
saygın yazarının makalesinde, son olarak da bir siyasi partinin (CHP Genel
Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu) sayın Başkanı’nın kürsü konuşmasında aleniyet
kazandı.
TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu’ndaki ifadem sırasında
bir milletvekili MGK’da bu konuşmayı yapıp yapmadığımı sordu. Konu aleniyet
kazandığı ve bir milletvekili tarafından TBMM’de sorulduğu için ‘Evet’ cevabını
verdim. Malum olduğu üzere MGK kararları hükümete tavsiye niteliğindedir.
Bunları uygulayıp uygulamama hükümetin takdiridir. Bunun sonuçlarının izlenmesi
benim görevim ve yetkim değildir.
‘MİT bildiriyor’
Evet, bana diğer bir yanlış yüklenme de görevim sırasında
Fetullahçıları ordudan atıp atmadığımdır. Aslında diğer bazı komutanlara da
aynı konuda sorular yöneltiliyor. 2002-2006 yıllarında o zamanki adıyla
‘Cemaat’ olan Fetullahçılık, kanunen bir suç değildi. Kanunun suç saymadığı bir
konumda olan kişiye ‘Ordudan atmak’ gibi ağır bir ceza verilebilir mi?
Ancak biz İstihbarat organlarının (MİT ve Emniyet İstihbarat
birimleri) bu gibi yapılara veya düşünce sistemlerine bulaşanları bize
bildirdiğinde veya biz böyle bir duruma vakıf olduğumuzda bu kişilerin hem
askeri hem de irticai örgüt bağlantılarından emir aldıklarını değerlendirerek
‘disiplinsizliklerine’ kanaat getirdik. Bu nedenden dolayı Yüksek Askeri Şura
(YAŞ) kararıyla ordudan ihraç etmekteydik.
‘FETÖ’yle ilişkim yok’
Anayasa gereği YAŞ kararları yargı denetimi dışında
tutulduğundan, ihraç edilenler yargıya başvuramıyorlar düşüncesiyle o zaman YAŞ
üyesi Başbakan ve Milli Savunma Bakanı kararlara şerh koyuyorlardı. Umarım
şimdilerde ‘Fetullahçılar niye atılmıyordu’ diyenler bu açıklamalarımı düşünürler.
Eylemler, vuku buldukları zaman ve koşullar içinde
değerlendirilmeli. Benim FETÖ’nün evveli ve sonrasıyla hiçbir ilişkim olmadı.
“I” harfi gibi çizgisi belli biriyim. Hayatımda hiçbir zaman “S” harfi gibi
olmadım. Hiçbir işimi birileri beni beğensin diye değil, görevim olduğu için
yaptım.
‘Sivrisinekleri bertaraf ettik ama’
Zararlılar ünlü söylemde belirtildiği üzere ‘bataklıktaki
sivrisinekler’ gibidir. Bataklık kurutulmadıkça yok edilemezler. Şimdi bazıları
TSK’yı ‘Niçin atmadınız, ne yaptınız?’ diye sorguya çekiyor. Biz elimizden
geldiği kadar sivri sinekleri bertaraf ettik. Ancak uzun yıllardır var olan bu
bataklığı biz kurutamadık.
Bana, “TSK’da bu kadar çok Fetullahçı olduğunu, bunların 15
Temmuz hain darbe girişiminde bulunabileceğini bekliyor muydunuz?” diye
soruyorsunuz. Ben 2002-2006 dönemini ve birkaç yıl öncesini
değerlendirebilirim. Kuvvet Komutanlıkları ve Genelkurmay Başkanlığı’nın
irticai örgütlerle ilgili istihbarat yetki, sorumluluk ve teşkilatı yoktu. TSK
istihbarat birimleri sadece savaş istihbaratı konularında faaliyet gösterir.
‘MİT’ten geliyordu’
Bu konular, özellikle irticai faaliyetlerdeki bilgiler, bize
MİT tarafından iletilirdi. Emniyet teşkilatının edindiği bilgiler de MİT
vasıtasıyla ulaştırılırdı. Bunlar her kademede dikkatle değerlendirilir, eksik
bilgiler varsa tamamlanır ve irticai faaliyetlere katıldığı kesinlik
kazananların durumu kış aylarında toplanan YAŞ’a getirilirdi.
Orgeneraller, başbakan ve MSB’nin de katılımıyla oluşan YAŞ
bu kişiler hakkında karar verirdi. Sayısını tam olarak bilmemekle birlikte çok
sayıda askeri şahsa bu uygulama yapıldı. YAŞ kararlarına şerh konulması bu
kişilerin ordudan uzaklaştırılmasına mani olmadı.
‘Fethullahçılık tehditti’
Şu bir gerçek ki TSK, Fetullahçı hareketi, değişen
derecelerde de olsa, daima tehdit değerlendirmelerine dahil etmiştir. İmkân,
kabiliyetlerini artırdıklarını MGK’da gündeme getirmiştir. Ancak kendilerini
çok iyi sakladıklarını bildiğimiz bu kişilerin bu kadar çok olduklarını benim
dönemimde tam olarak değerlendirebildiğimizi düşünmüyorum.
Darbe girişimini yapabilecek seviyeye geldikleri benim
komutanlık dönemimde değerlendirilmedi. Bunların kendilerini darbe yapabilecek
seviyede görmelerini emeklilik dönemimde, bilgi noksanlığımın da etkisiyle,
doğal olarak algılamış değilim. Fakat darbe girişimine kalkıştıklarında bunun
başarılı olamayacağını hemen değerlendirdim.
