Arak ağır su reaktörünün temelini atması ve İran’ın 2006 yılında nükleer
enerjiye sahip olduğunu duyurması sonrası ABD ve Siyonist rejimin baskıları ile
BM Güvenlik Konseyi’nin İran’a yaptırımları başladı. İran’a uygulanan ilk
yaptırımlardan sonra üçüncü taraflar üzerinden İran ve ABD arasında görüşmeler
yapıldı fakat bir sonuca ulaşılamadı.
ABD ile anlaşma vaadiyle göreve gelen Ruhani hükümeti ve ABD
arasında 2013 yılında ilk kez doğrudan müzakereler yapıldı ve Kapsamlı Ortak
Eylem Planı (KOEP) olarak adlandırılan nükleer anlaşma, İran ile Birleşmiş
Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) daimi üyeleri ABD, Rusya, Çin, İngiltere
ve Fransa ile Almanya (5+1) arasında 14 Temmuz 2015’te imzalandı. 10 yıl
sürmesi planlanan bu anlaşmaya göre İran elindeki 20 bin santrifüj sayısını 5
bin 60 ile sınırlı tutacak, uranyum miktarını 300 kg ile ve zenginleştirme
oranını 3.76 ile sınırlı tutacaktı.
Anlaşmaya göre iki taraf da yükümlülüklerini eş zamanlı
olarak yerine getirmeliydi. İran tarafı yükümlülüklerini hemen yerine
getirirken, ABD daha işin başında anlaşmaya uymayarak yaptırımların tamamını
kaldırmadığı gibi 2018’de Trump’ın göreve gelmesi ile ABD uluslararası yasalara
aykırı olarak anlaşmadan tek taraflı olarak ayrıldığını duyurdu ve İran’a yeni
yaptırımlar getirdi.
Anlaşmanın diğer tarafları olan İngiltere, Almanya ve Fransa
gibi ülkeler ABD’yi bu kararından vazgeçirmeye çalıştıysalar da başarılı
olamayarak ABD’nin zorba yönetimine boyun eğdiler ve ABD yaptırımlarından
etkilenmemek için İran’da olan şirketlerini kapatıp İran’la ticaretlerini
sonlandırdılar.
Bununla birlikte İran’ı masada tutmayı hedefleyip anlaşmayı
korumak isteyen Almanya, Fransa ve İngiltere İran’a petrol ve bankacılık
sektörlerini ABD yaptırımlarından koruyacak bir mekanizma geliştirme sözü
vermelerine rağmen bunu da gerçekleştirmediler. İran ise anlaşmadaki
yükümlülüklerini aşamalı olarak askıya alarak uranyum zenginleştirmeye başladı.
Donald Trump’ın başkanlığındaki ABD, İran’ı füze programı ve
bölgesel nüfuzunun da sınırlandırıldığı yeni bir anlaşmaya zorlayabilmek için
her alanda baskı uyguladıysa da İran, tüm yaptırımlara ve baskılara karşı
direniş gösterdi.
Trump’ın uyguladığı azami baskı politikasının başarılı
olmadığını gören ABD’nin yeni Başkanı Joe Biden ülkesinin tek taraflı çekildiği
anlaşmaya yeniden katılmaya hazır olduğunu bunun için ise İran’ın tüm
yükümlülüklerini yerine getirmesi şartı olduğunu açıkladı. Bunun üzerine İran
ile nükleer anlaşmanın tarafları arasında anlaşmayı yeniden canlandırma ve
ABD’nin anlaşmaya dönüşünün müzakere etmek amacıyla görüşmeler başladı.
Viyana’da başlayan ve 6 tur devam eden müzakerelere haziran
ayında sonuç alınamadan ara verildi. Bu sırada İran’ın yeni Cumhurbaşkanı
İbrahim reisi ise ABD’nin nükleer anlaşmaya dönmesi için yaptırımları kesin
olarak kaldırması gerektiğini ve anlaşmadan bir daha ayrılmayacağını garanti
etmesi gerektiğini açıkladı.
İran ile nükleer anlaşmanın tarafları arasında haziranda
kesilen nükleer görüşmelerin yedinci turu 29 Kasım’da Viyana’da başladı.
İran’ın yeni yönetimi anlaşmaya uymayan karşı tarafın güvence vermediği
takdirde anlaşmaya dönmeyeceğini kesin bir şekilde ifade etmesine rağmen dünya
kamuoyunda anlaşmaya yanaşmayan tarafın kendisi olmadığını bir kez daha ortaya
koydu. Öyle ki uluslararası yasalara aykırı bir şekilde yüzlerce nükleer silaha
sahip işgalci Siyonist rejimin hamisi olan ABD tüm kanunsuzluklarına rağmen
dünya kamuoyunda İran’ın nükleer silah elde etme çabası içinde olduğu
suçlamasında bulunmaktadır.
Kurulduğu günden beri Batı Asya’da sayısız cinayetler
işleyen Siyonist rejimi koruma görevini üstlenen Hiroşima ve Nagazaki geçmişine
sahip ABD yönetimi balistik füzelere sahip olan İran’ın bölgeyi tehdit ettiğini
ve nükleer silah elde ederek dünya için tehdit oluşturduğu yalanıyla İran’a
azami yaptırımlar uygulamakta ve İran’ı nükleer anlaşmaya bağlı kalmamakla
suçlamaktadır. Başından beri uluslararası kanunları çiğneyen ABD yeni yönetimi
Avrupalı devletleri ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansını kullanarak bir
taraftan masaya dönmeye çalışırken diğer taraftan da İran’a baskı kurmak
amacıyla yeni yaptırımlar getirmektedir.
ABD’nin ve Avrupalı devletlerin tüm bu kanunsuzluklarına
rağmen dünyaya bir kez daha ders veren İran heyeti Viyana görüşmelerinde P5+1
grubu için 5 şart belirledi. (Nükleer anlaşmayla ilgili yaptırımların
kaldırılması, yaptırımların kaldırıldığının doğrulanması, ABD’nin çekilmeyeceğine
dair garanti alınması, İran’a tazminat ödenmesi ve tüm tarafların IAEA
anlaşması kapsamındaki yükümlülüklere geri dönmesi.)
Bu şartlar yerine getirildiği takdirde İran’ın da nükleer
anlaşma yükümlülüklerini yerine getireceğini ilan etti. Aynı zamanda ülkenin
geleceği ve halkın refah düzeyinin bu anlaşmaya bağlı olmadığını ilan ederek bu
doğrultuda ülke içi üretimi arttırıcı faaliyetlere ve petrol ihracına olan
bağımlılığı azaltacak girişimlere başladı.
Şimdiye kadarki süreç ABD ve Avrupalı devletlerin İran ile
eşit şartlarda bir anlaşma yapma taraftarı olmadığını açık bir şekilde ortaya
koymaktadır. ABD, işgalci Siyonist rejim İsrail’in güvenliğini sağlamak ve
İran’ın şah döneminde olduğu gibi yeniden kendisine biat etmesini istemektedir.
Uluslararası kanunları yüzsüz bir şekilde çiğneyen ABD, İran’ın nükleer silah
elde etmek için çalışmadığını çok iyi bilmesine rağmen nükleer silah
bahanesiyle İran’ın balistik füze ve İHA gibi silahlara sahip olmasını
engellemeye çalışmaktadır. Gün geçtikçe güçlenen İran’ın bölgede emperyalizmin
oyununu bozması, direniş güçlerine destek vermesi ve doğal zenginliklerini
emperyalistlere peşkeş çekmemesi ABD’nin yeni bir anlaşma yapmak istemesinin
temel nedenleridir.
Nükleer silaha sahip olan işgalci Siyonist rejim ve dünya
emperyalizminin başı ABD’nin, dünyayı ve mazlum milletleri İran’ın sözde sahip
olacağı nükleer silahtan koruyacağı yalanına özgür halklar inanmasa da yalanın
alıcısı çok olur sözünü doğrularcasına başta sözde Müslüman ülke yöneticileri
kraldan çok kralcı bir şekilde ABD ve Siyonist rejime destek veren
açıklamalarda bulunuyorlar. Bu da ABD yönetimine güç vererek İran’a yeni
yaptırımlar yapma fırsatını doğuruyor.
İran’ın nükleer silah elde etme peşinde olmadığı gerçeği
gibi emperyalizmin başı ABD nükleer bahane ile sömürgeciliğine devam etmenin
peşinde…
