koronavirüsü salgınından siyasi olarak nemalanmaya çalışanlardan sayılırlar.
koronavirüs hastalığı belli bir ülkeye has olmayan artık tüm dünya ülkelerini meşgul
eden pandemik bir hastalık haline gelmiştir. Öyle ki dünyanın 190’ı aşkın
ülkesi bu ölümcül ve tehlikeli virüsle mücadele etmek mecburiyetinde kalmıştır.
Suudi Arabistan hükümeti tarafından açıklanan son resmi
bilgilere ve istatistiklere göre ise şimdiye dek 511 kişi bu ülkede
koronavirüse yakalanmıştır. Suudi hükümeti son bir ayda ise bu hastalığa karşı
önleyici ve denetleyici girişimlerde bulunmasına karşı tam tersi siyasi açıdan
bu sağlık tehlikesinden nemalanmaya ve yararlanmaya çalışmıştır. Suud hanedanı
ilk adımda İran İslam Cumhuriyeti’nin bu virüsü Batı Asya bölgesine yaymakla
itham etti. Suudi Arabistan bakanlar konseyi ise İran İslam Cumhuriyeti’nin
girişimlerinin koronavirüs ile küresel
mücadeleyi engeller ile karşı karşıya bıraktığını ve bundan dolayı İran’ın
koronavirüs hastalığının yayılmasında doğrudan pay olduğunu ileri sürdü.
Suudi Arabistan bakanlar konseyi, İran İslam Cumhuriyeti’nin
Suudi Arabistan vatandaşlarına pasaportlarına mühür basmadan topraklarına
girmelerine izin verdiğini ve bu kişilerin de dönüş yolunda koronavirüs
hastalığını Suudi topraklarına taşıdıklarını iddia etti. Aslında Suudi
Arabistan hükümetinin bu iddiası 2011
yılından beri Riyad’ın Tahran’a karşı başlattığı vekalet savaşının bir diğer
ayağı olduğu söylenebilir. Bir diğer yandan ise İran İslam Cumhuriyeti Suudi
Arabistan ortağı ve müttefiki sayılan Bahreyn gibi ülkelerden kendi
vatandaşlarını İran’dan geri almasını istedi ancak bu ülke bu taleplere
aldırmayıp kendi vatandaşlarına bile değer vermediğini göstermiş oldu.
Suudi Arabistan’ın koronavirüsten siyasi olarak
nemanlanmasının ikinci perdesi ise Suud hanedanının Suudi Arabistan Şii
vatandaşlarına yaptığı muamele ve gösterdiği davranışlardır. Koronavirüs Suudi Arabistan’ın birçok şehrine
yayıldığı sırada Suudi Arabistan İçişleri
Bakanı karantina sürecinin ilk adımında hemen ilk yaptığı iş Şiilerin
yoğunlukta olduğu Katif bölgesini karantinaya almak oldu. Suudi hükümeti yetkilileri bu bölgeden kimi vatandaşların
İran’a gittiklerini bahane olarak gösterdi.
Halbuki bundan önce de Suudi Arabistan’ın başka vatandaşları da Güney
Doğu Asya ülkeleri özellikle de Çin’e gelip gitmekteydi. Gerçekte Suudi Arabistan yönetimi koronavirüs salgını bahanesi ile Şiilerin
yoğunlukta olduğu bilhassa Katif’teki insanların bastırmaktadır.
Suudi Arabistan’ın koronavirüsü siyasileştirdiği ve
nemalanmaya çalıştığı üçüncü aşama ise
Filistinli mahpuslar ile ilgilidir.
Halihazırda 60’ı aşkın Filistinli, Filistin İslami Direniş Hareketi (HAMAS)
ile bağlantılı olduğu suçlaması ile
Suudi hapishanelerinde bulunmaktadır.
Bu mahpusların iyi bir durumda olmadığı da belirtilmektedir. Suudi
Arabistan hapishanelerinde bulunan Filistinli esirler ve mahpuslar ise
avukatları ve hatta aile bireyleri ile görüşmekten bile mahrum bırakılmış ve
büyük bir zulme tabi tutulmuşlardır.
Buna esasen Filistin İslami
Direniş Hareketi (HAMAS) Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye ise Riyad’ı bu
hususta eleştirerek Suudi Arabistan
hapishanelerinde tutulan Filistinli mahpusların insani ve milli bir zaruret
gereği serbest bırakılmalarını istedi. Halihazırda ise koronavirüsün yayıldığı
bir sırada bu hususa daha da zaruri bir gerçek haline gelmiştir. Suudi Arabistan hapishanelerinde bulunan
Filistinli mahpusların aileleri de
çocukları ve aile fertlerinin serbest bırakılmalarını isteyerek suçlamaların tamamen temelsiz ve içi boş olduğunu da ileri sürdüler. Gerçekte temelden HAMAS ile zıtlık yaşayan
Suud hanedanı koronavirüs salgınını
fırsat bilerek Filistinli mahpuslara karşı da şiddetini arttırmış ve durumu
onlara daha da çekilmez hale getirmiştir.
