“Defense Budget” sitesi, Suudi Arabistan’ın 2026 yılı askeri bütçesini 90 milyar dolara yakın bir rakam olarak tahmin etmiştir. Suudi Arabistan bu askeri bütçenin yanı sıra F-15, Eurofighter Typhoon, Tornado ve benzeri farklı tiplerde 384 savaş uçağına sahiptir. Şu anda Yemenli devrimcilerle savaş halinde olan bu petrol zengini ülke, en az 200 Amerikalı, İsrailli ve Avrupalı askeri danışmanın yardımından da faydalanmaktadır.
Buna karşılık, “Yemen TV France” raporuna göre 2026 yılı askeri bütçeleri 2,5 milyar dolar olan ve ordusu modern operasyonel savaş uçaklarından yoksun bulunup yalnızca füze, İHA ve sıradan silahlarla savaşan Yemenli devrimcilerle karşı karşıyayız. Bu devrimciler 2015 yılından bu yana tam bir abluka altında bulunuyorlar ve ikisi arasında yeni bir savaş dalgasının başlamasına neden olan şey de Yemen’in bu yılın Temmuz (Tir) ayında başlattığı bu ablukayı kırma çabasıdır.
Bu yılın Temmuz ayından itibaren, kuşatma altındaki Yemen Silahlı Kuvvetleri yukarıda miktarı belirtilen bütçe ve imkanlarla savaş meydanlarında binlerce Suudi ve Emirlikli paralı askeri etkisiz hale getirmiş, Suudi Arabistan’da sağlam havalimanı ve rafineri bırakmamıştır. Yemenliler bu kısa süre zarfında son derece önemli olan Babülmendep Boğazı’nı kontrol altına almış, Suudi havalimanlarına yönelik peş peşe saldırılarla bu ülkeyi havadan ve denizden ablukaya almışlardır. Bu savaşa da “Ablukaya Karşı Abluka” adını vermişler ve bu saldırıları durdurmanın tek yolunun ülkelerine yönelik 12 yıllık Suudi ablukasının kaldırılması olduğunu belirtmişlerdir. Henüz bitmedi, okumaya devam edin:
Siz bu yazıyı okuduğunuz sıralarda devrimciler çok önemli bir eyalet olan Taiz’i tamamen ele geçirmek üzereler. Taiz, Kuzey (Yemenli devrimcilerin kontrolünde) ile Güney (Suudi ve BAE güçlerinin kontrolünde) arasındaki “darboğaz” konumundadır. Yemen’in merkezini güneyine bağlayan en önemli yol da bu eyaletten geçen Taiz-Aden yoludur. Yemenli devrimciler bu bölgeyi ele geçirerek güneydeki Suudi komutasındaki güçleri fiilen izole etmekte ve Suudi ile Emirlikli unsurların başkenti olan Aden’e doğru ilerleme yolunu açmaktadır.
Yemenli devrimciler Babülmendep’teki kazanımlarını pekiştirmek için karada stratejik bir derinliğe ihtiyaç duymaktadır. Taiz, sahip olduğu dağlık yüksekliklerle (Sabir Dağı gibi) bu derinliği sağlamakta ve Yemen’in sahile ve boğaza çıkan güzergahlara hakim olmasına imkan tanımaktadır. Yaklaşık 4,5 milyon nüfusuyla Taiz’in Yemen’in en kalabalık eyaleti olduğu gerçeğine de dikkat edilmelidir; bu da buranın özgürleştirilmesinin karşı tarafın insan kaynağı devşirme ve direnişi sürdürme yeteneğini zayıflatabileceği anlamına gelir. Tek kelimeyle, Yemenli devrimciler Taiz’i özgürleştirerek Yemen’in kuzey ile güneyini bağlayan halkayı koparmakta, kıyıdaki kazanımlarını pekiştirmekte, düşmanı ciddi şekilde zayıf bir konuma düşürmekte ve onu insani ile siyasi açıdan güçsüzleştirmektedir. Bugün yarın Yemen’in tam özgürleşme haberinin yayınlanması da inşallah yakındır…
Şimdi iki gün önceki “Wall Street Journal” haberine dikkat edin: “Bilgili kaynaklar bize, Yemen güçlerinin Riyad’a yönelik füze saldırılarını tırmandırmasının ardından Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın hareket alanını sıkı korunan ve sığınaklarla donatılmış saraylarıyla sınırlandırdığını ve özel güvenlik tedbirleri altına alındığını söyledi… Veliaht Prens etrafındaki koruma tedbirleri olağanüstü şekilde artırıldı ve son halka açık görünümü geçen Salı günü ulusal bir kan bağışı kampanyasına katılmasıyla gerçekleşti…”.
Bu rapor, Bin Selman’ın ABD, İsrail ve Avrupa’dan gelen o kadar çok bütçe, askeri danışman ve o kadar çok modern savaş teçhizatına rağmen Yemenlilerin füze ve İHA korkusundan yeraltı sığınakları arasında mekik dokuduğunu söylüyor! Ya da Bloomberg’in “konuya yakın kaynaklara” dayandırdığı son raporu; burada okuyoruz ki “Bin Selman, Yemen ile çatışmaların tırmandığı bir ortamda Batılı müttefiklerin ilgisizliği karşısında umudunu kaybetmiş durumda… İngiltere sadece yakıt ikmal uçaklarıyla sınırlı bir destek sağlıyor ancak Riyad’ın daha fazla yardım taleplerini reddediyor. ABD, askeri danışmanlar göndermesine rağmen, Yemen’i geri püskürtmeyi hedefleyen doğrudan destek taleplerine yanıt vermiyor. Donald Trump, Yemen’in Riyad Havalimanı’na düzenlediği saldırıyı sadece ‘çok kötü’ olarak niteledi ve… Riyad şimdi Pakistan’ın desteğini aramaya ve daha fazla hava savunma sistemi tedarik etmeye çalışıyor…”
Peki ama neden Yemenliler bu kadar başarılı olurken Suudiler olamıyor?! Suudilerin bu savaştaki performansı o kadar zayıf kaldı ki, siyaset bilimci ve Chicago Üniversitesi Profesörü “Robert Pape” şöyle dedi: “Suudi Arabistan’ın bu aptalca politikaları devam ettikçe, o prenslerin New York ve Londra’ya taşınmayı [kaçmayı] düşünmeleri daha iyi olur.”
Savaşta Yemen’in üstün el olmasının nedeni sadece Suudi rejiminin ve onun Türkiye, Pakistan, Mısır, ABD, İsrail, Avrupa vb. müttefiklerinin zayıflığı mıdır? Yoksa başka nedenleri mi var? Daha önce bu sütunda bu konuyu ele almıştık ancak Yemen’deki son gelişmeler ışığında kısa bir özet geçmekte fayda var:
İlahi lütuflardan sonra belirtmek gerekir ki; Yemenli devrimciler inanç ve biatla savaşıyor, ancak karşı cephe yani Suudi Suudi askerleri (onlar da Yemenlidir) para için savaşıyor. Ve bir kimsenin para için canı pahasına savaşmayacağı bir gerçektir! Yemenli devrimciler sadece para için savaşmamakla kalmıyor, bu yolda ellerinde ne varsa sahaya sürüyorlar. Halkın ve kabilelerin cephelere yaptığı maddi yardımlarla ilgili zaman zaman yayınlanan görüntüler ve raporlar bu yaklaşımı net bir şekilde göstermektedir. Yürekten gelen inanç askere motivasyon verir ve motivasyonu, yürekten inancı olmayan bir asker canı pahasına savaşmayacaktır. Suudi paralı askerlerinin Babülmendep’ten tereyağından kıl çeker gibi kaçması ve bu boğazın özgürleşme hızı dünyayı şok etti! İşte bu noktaya dayanmaktadır.
İkinci nokta Suudilerin kendisidir. Yapay büyüme gösteren ve kalkınmayı sadece yüksek kuleler inşa etmekte gören Suudi Arabistan gibi ülkeler, böylesi koşullarda gerçek yüzlerini gösterirler. İçme suyundan çivisine, füzesinden silahına, mühendisinden pilotuna ve savaşçısına kadar her şeyi “kiralık” olan bir ülke bundan daha iyi olamaz. Gerici Arap ülkeleri “güvenliği” bile petrol dolarlarıyla satın almaktadır ve ABD gibi “güvenlik satıcılarının” aşağılamalarla dolu desteği olmadan fazla dayanamazlar.
Ancak Yemen’deki durum tamamen farklıdır. Yemenliler tarihsel olarak savaşçıdır ve temel olarak siyasi ile dini düşüncelerinde “Kıyam bi’s-seyf” kavramı yer alır. Burada kıyam bi’s-seyf; “Zalim hükümdara karşı kılıçla kıyam etmek” anlamına gelir. Bir başka deyişle, Yemenli devrimciler meşruiyetlerini esasen zalime karşı silahlı kıyamdan alırlar. Düşmanla savaşla dolu uzun tarihleriyle birlikte böyle bir düşünce ve inanç, onları günümüz savaşlarında kullanılan yaygın askeri ve psikolojik operasyonların etkilemediği cesur ve korkusuz savaşçılara dönüştürmüştür. Yemenlilerin en özel niteliğinin işte bu iman, inanç ve siyasi düşünce olduğu rahatlıkla söylenebilir; karşı cephe ise inanç, fikir veya vatan için değil, para için savaşan farklı milliyetlerin birleşimidir. Yemenlilerin bir günde farklı milliyetlerden 2.500 askeri esir aldığını duyduğumuzda, Suudilerin para saçarak ordu kurmak istediğini ve böyle bir ordunun bundan daha iyi savaşamayacağını anlıyoruz.
“Düşmanın istihbarata erişiminin sınırlı olması”, Yemen’in düşmanlarının fazla bir şey yapamamasına neden olan bir diğer faktör olabilir. Burada sadece tek bir örnek olarak Yedioth Ahronoth gazetesinin askeri analisti “Yossi Yehoshua”nın şu ifadelerine değinip geçelim: “Yemen’deki istihbarat ve hedefleri kaybettik… Lübnan, Gazze, Suriye vb. sorunlar nedeniyle yıllarca Yemen’i ihmal ettik ve Husiler hakkında hiçbir istihbaratımız yok.”
Ancak Yemenlilerin kendisiyle ilgili olan ve unutulmaması gereken çok önemli bir neden daha var. Yemen’de düşman saldırılarıyla karşılaşıldığında herkes tek ses ve tek yürek olarak düşmanın karşısında, liderlerinin ve silahlı kuvvetlerinin yanında durur. Örneğin kimse düşmanın hoşuna gitsin diye: “Babülmendep Boğazı müreffeh bir boğaz olmalıdır, eğer müreffeh olmazsa ve gemi geçmezse ne yapacağız? Gemisiz boğaz ne işe yarar?” demez. Ya da bir başkası, düşmanın zayıflık ve yenilgi konumunda olduğunu görmesine, dünyanın en saygın isimlerinin ve medyasının her gün “ABD’nin yenilgi nedenlerini” yazıp söylemesine rağmen “ters anlatı” kurarak “Kendi bekamız için Türkmençay benzeri bir anlaşmaya razı olmalıyız” demez. Ya da bir diğeri gibi “Yemen’i korumak için gereken her türlü taktiksel geri çekilme yapılmalıdır” demez.
Teslim olunması halinde -en iyi ihtimalle- ülkesinin Venezuela’nın kaderini paylaşacağını, -en iyi durumda ise- halkı, seçkinleri ve yetkilileri katledildikten sonra Bayan Rodriguez boyutlarında birinin iktidara oturacağını bilmeyen birinin hesap hatası yapmış olması uzak bir ihtimaldir! Çünkü düşman ülkesinde Venezuela modelini tekrarlamak istediğini açıkça söylemiştir. Düşmanın ülkesini bölmek istediğini de kesinlikle duymuştur, çünkü bunu da açıkça dile getirmiştir. Bir siyasetçi istese bile bu kadar cahil olamaz; düşmanın ağzından bu açık uyarıları duyup tekrar teslimiyet reçetesi yazamaz.
Bu süreçte belki de Yemenlilerin başarısının en büyük sırrı, bünyelerinde bu tür “Einstein”ların bulunmamasıdır; zira bulunsaydı, işleri çoktan bitmişti!
Not: bu analiz kayhan.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir
