Amerikan Düşünce Kuruluşu: İran Henüz Neden Teslim Olmadı?

“Dış İlişkiler Konseyi” (CFR), Trump’ın iddiaları doğruysa ve petrol Hürmüz Boğazı’ndan kolaylıkla geçebiliyorsa, ham petrol fiyatlarının neden hâlâ İran’a karşı başlatılan savaştan önceki seviyenin çok üzerinde seyrettiğini sordu.

Amerikan düşünce kuruluşu “Dış İlişkiler Konseyi” (Council on Foreign Relations), Hürmüz Boğazı’ndaki durum ve İran’a karşı yürütülen savaşın geleceğine ilişkin analizinde şu değerlendirmelere yer verdi:

Orta Doğu’dan petrol ihracatı yeniden artışa geçti ve bu durum bazı çevrelerin Birleşik Devletler’in İran ile olan savaşta kazanmakta olduğunu iddia etmesine yol açtı. Ancak Hürmüz Boğazı son derece tehlikeli bir rota olmaya devam ediyor, Tahran Washington’ın şartlarını kabul etmeye yaklaşmış değil ve bu çatışmanın maliyetleri her iki taraf için de yükselmeyi sürdürüyor.

Başkan Donald Trump’ın İran ile savaşı sekizinci ayına girdi. Buna rağmen son zamanlarda ABD açısından bazı iyi haberler yayımlandı: Orta Doğu’dan daha fazla petrol çıkıyor; en azından İran dışı petrol… Ve bu miktar, ABD ile İsrail arasındaki çatışmanın başladığı 28 Şubat’tan bu yana görülen en yüksek seviyede.

Gerçek petrol ihracatı rakamları tartışmalı bir konudur; zira birçok tanker takip sistemlerini kapatarak Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Buna rağmen özel araştırma şirketi Kpler, Eylül ayındaki ham petrol ihracatının savaş öncesi seviyenin %70’inin biraz altına ulaştığını tahmin ediyor. ABD müttefiki ana petrol üreticisi ülkeler, Şubat ayındaki günlük 19 milyon varile kıyasla düşüş göstererek günlük yaklaşık 13 milyon varil ihracat yaptı. Buna karşılık İran, ABD Deniz Kuvvetleri’nin Temmuz ayında Hürmüz Boğazı ablukasını uygulamasından bu yana bu boğaz üzerinden petrol ihraç edemedi.

Bu durum, Trump’ın öngörülebilir ve her zamanki gibi abartılı böbürlenmelerine yol açtı. ABD Başkanı geçen hafta gururla şöyle dedi: “Boğaz’ın neredeyse tam kontrolüne sahibiz.” Ayrıca “Son birkaç günde tarihte hiç olmadığı kadar çok petrolün Hürmüz Boğazı’ndan çıktığını” iddia etti.

Trump, Birleşik Devletler’in İran ile olan savaşı “çok yakında” kazanacağını da sözlerine ekledi. Savaşı destekleyen bazı uzmanlar da onun bu özgüvenini doğruladı.

Peki bu gelişmeler gerçekten Birleşik Devletler’in İran’ı yenmenin eşiğinde olduğunu mu gösteriyor?

Geçtiğimiz yedi ay boyunca dünya, Trump ve yardımcılarından bu tür iddiaları defalarca işitti; dolayısıyla onların sözlerini gereğinden fazla ciddiye almamak gerekir. Gerçek çok daha karmaşıktır. Petrol ihracatındaki artış olumlu bir gelişme olarak değerlendirilse de bu trendin İran’ın Trump’ın iddialı taleplerini kabul etmeye hazır olduğuna dair hiçbir kanıt bulunmamaktadır. Bu talepler, İran’ın nükleer ve füze programlarını sonlandırmasından bölgedeki vekil hareketlere verdiği desteği kesmesine ve hatta nihayetinde İslam Cumhuriyeti rejiminin kendisine son verilmesine kadar uzanmaktadır.

Son gelişmeleri doğru bir perspektiften görmek önemlidir. Eğer petrol bu kadar kolaylıkla akıyorsa, Brent ham petrolünün fiyatı Cuma günü neden hâlâ varil başına 100 doların üzerinde seyrediyordu? Yani savaşın başlamasından önceki güne kıyasla yaklaşık %40 daha fazla! Birleşik Devletler’de bir galon benzinin ortalama fiyatı, savaş öncesi 2,98 dolardan geçen hafta 4,47 dolara yükseldi. ABD’de dizel yakıt fiyatları daha da hızlı artarak savaş öncesi galon başına 3,75 dolardan geçen hafta 6,52 dolara ulaştı. Bu, yaklaşık %75’lik bir artış anlamına geliyor. Fiyatlardaki bu sıçrama o kadar büyük bir maliyet baskısı yarattı ki, G7 ülkeleri Cuma günü önümüzdeki dört ay boyunca stratejik rezervlerinden 100 milyon varil dizel ve ham petrol serbest bırakacaklarını duyurdu.

Asıl sorun şu ki, Hürmüz Boğazı deniz ticareti için hâlâ son derece riskli bir güzergah olmayı sürdürüyor ve İran gemilere yönelik saldırılarına devam ediyor. ABD bazı gemilerin boğazdan geçişine izin vermeyi başardı, ancak bu ancak ABD Deniz Kuvvetleri’nin devasa ve sürdürülemez çaptaki varlığıyla mümkün olabildi. Bu konuşlandırma şu anda iki uçak gemisini ve çok sayıda diğer savaş gemisini kapsıyor.

Bununla birlikte, petrol ihracatındaki artışın büyük bir kısmı Hürmüz Boğazı üzerinden değil; Kızıldeniz, Akdeniz (Süveyş Kanalı üzerinden) ve Arap Denizi’ndeki alternatif ve baypas rotalarından gerçekleştiriliyor. Bu alternatif rotalar, yerini aldıkları yoldan çok daha uzun ve daha maliyetlidir. Wall Street Journal gazetesi, Orta Doğu’dan Çin’e petrol taşıyan bir tankerin nakliye maliyetinin savaş öncesi varil başına 7 dolardan şu anda varil başına 35 dolara yükseldiğini bildirdi.

Bu çatışma ayrıca Fars Körfezi bölgesindeki rafinerilere ve işleme tesislerine hasar vererek işlenmiş petrol ürünleri ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihracatını kısıtladı. İran saldırıları, Katar’ın devasa Ras Laffan LNG ihracat merkezinin üretim kapasitesinin %17’sini devre dışı bıraktı. Katar mümkün olan tüm hızıyla onarım çalışmalarını sürdürüyor, ancak hasar gören iki LNG ünitesini yeniden üretim döngüsüne sokmak üç yıla kadar sürebilir.

Dolayısıyla, savaşın yol açtığı küresel ekonomik şok hafifçe yatışmış olsa da muhtemelen yakın zamanda sona ermeyecektir. Elbette savaşın getirdiği ekonomik kriz İran için dünyanın diğer bölgelerine kıyasla çok daha şiddetlidir. Birleşik Devletler’de enflasyon yükselerek Şubat ayındaki yıllık %2,4 seviyesinden Ağustos ayında %3,4’e ulaştı. Ancak İran’da enflasyon kontrolden çıkmış durumda ve yıllık ortalama %80’in üzerindedir. İran para birimi de Dolar karşısında tarihinin en düşük seviyesine geriledi.

Buna rağmen, İran halkına uygulanan ekonomik baskının hükümetin teslim olmasına yol açacağına dair hiçbir işaret yoktur. İran, Küba ve Kuzey Kore gibi ABD yaptırımlarına dayanma konusunda uzun bir tecrübeye sahiptir.

İran’ın, liderlerinin Haziran ayında Trump ile müzakere ettiği cömert anlaşmadan çekilerek bir hata yaptığı savunulabilir. Bu anlaşma, İran’ın dondurulmuş ve yaptırıma tabi tutulmuş onlarca milyar —hatta yüz milyarlarca— dolarlık varlığını serbest bırakabilir ve karşılığında Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması dışında İran’dan neredeyse hiçbir şey talep etmeyebilirdi. Görünüşe göre bu anlaşmayı Devrim Muhafızları Ordusu bozdu; Hürmüz Boğazı’ndan çıkmak için Umman kıyısı boyunca ilerleyen tankerlere saldırılar başlattılar. Bu muğlak anlaşma ayrıca Tahran liderlerinin İran’ın boğaz üzerinden yapılan tüm deniz trafiğinin kontrolünü ele geçireceğini düşünmelerine neden olmuştu.

O anlaşma olmadan, İran’ın teslim olmaktansa misilleme adımları atma olasılığı çok daha yüksektir. Bu ülke, bölge genelindeki petrol tesislerini ve gemileri hedef almak için kullanabileceği çok sayıda füze ve İHA’ya halen sahiptir. Nitekim İran son günlerde Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik saldırılarını artırdı. ABD Deniz Ticareti Operasyonları Merkezi (UKMTO/US maritime body) 28 Eylül’den bu yana en az yedi saldırı kaydetti. Buna ek olarak, İran’ın Husi müttefikleri şu anda Babülmendep Boğazı üzerinde hakimiyet kurmuş durumdadır; bu konu onlara Kızıldeniz rotasından yapılan petrol ihracatını baskı altına alma imkanı vermektedir. İran destekli güçler daha önce Suudi Arabistan’ın Doğu-Batı boru hattına zarar vermişti ve hiç şüphesiz yakın gelecekte bunu tekrarlayabilirler.

Muhtemelen Trump’ın, Kasım ara seçimlerinden sonra ABD’nin İran ile savaşa müdahalesini tırmandırabileceği yönünde mesajlar vermesinin nedeni de budur. ABD Deniz Kuvvetleri bölgeye bir uçak gemisi daha ve ek bir Deniz Piyade Müfrezesi (MEU) sevk etmeye hazırlanıyor; bu hamle, bölgede bulunan iki uçak gemisine ve yaklaşık 50 bin ABD askerine eklenecektir. Ancak ABD’nin daha fazla hava saldırısı düzenlemesinin ardından İran’ın teslim olmaya daha yatkın hale geleceğini düşünmek için hiçbir neden yoktur; özellikle Birleşik Devletler’in şu ana kadar bu ülkenin tepesine yağdırdığı bomba ve füze hacmi dikkate alındığında…

Trump ve destekçileri bu çatışma için askeri bir çözüm bulunduğunu varsayıyorlarsa kendilerini kandırıyorlar demektir. Böyle bir çözüm yoktur. Savaşı bitirmenin tek yolu İran ile müzakerelere yeniden başlamaktır; bu müzakereler de muhtemelen Trump’ın savaş öncesindeki taleplerini karşılamayan bir anlaşmayla sonuçlanacaktır. Bunun yerine yaptırımlar ve dondurulan varlıklar konusunda İran’a tavizler verilmesi gerekecektir. Bir başka deyişle, Trump’ın Haziran ayında imzaladığı anlaşmaya çok benzeyen bir anlaşma…

 

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın