Anlaşma Bir Seraptı; Himmeti: “Tek Bir Dolar Bile Serbest Bırakılmadı”

İslamabad Anlaşması ile JCPOA’nın (Nükleer Anlaşma) ortak sonu, eleştirmenler ve inkılap akımı tarafından önceden ihtar edilmişti; fakat şimdi başka göstergeler de bu durumu doğrulamaktadır.

İslamabad Anlaşması da JCPOA’nın kaderini paylaştı. JCPOA’nın mimarları; İran yaptırımların tavan sınırını aşmışken ve Obama ile John Kerry “Nükleer Anlaşma olmasaydı yaptırımlar çökecekti” itirafında bulunmuşken, İran’ın bu anlaşmadaki taahhütlerini alelacele yerine getirmişlerdi. Ruhani, anlaşmanın uygulandığı ilk gün tüm yaptırımların kalkacağını iddia etmişti; ancak düşmanın cevabı yaptırım ve suikast oldu. İslamabad Anlaşması’nda ise yetkililer Hürmüz Boğazı’nı trafiğe açtılar, ancak ABD deniz ablukasını başlattı. İsrail hâlâ Lübnan’ı hedef almaya devam ediyordu ve ABD bir kez daha İran’a saldırdı.

JCPOA döneminde Ruhani, ülkenin tüm işlerini ABD ile yapılacak bir anlaşmaya bağlamış ve düşmanın güvenilmez olduğu konusunda uyarıda bulunan eleştirmenlere haksız ithamlarda bulunmuştu. Burada ise Cumhurbaşkanı “Müzakere etmeyip de ne yapalım!” diyordu. Oysa biz Hürmüz Boğazı’nı kapattığımızda düşmanın menfaatleri ve ekonomisi mahvoluyor, bu durum caydırıcılık yaratıyordu. İslamabad Anlaşması’ndan sonra da yaptırımlar aynen kaldı, paralar serbest bırakılmadı; Devrim Lideri’nin temel ilkesel görüşü uygulanmadığı için bir başka JCPOA vakası daha tekrarlandı. Bu yüzden, müzakere yetkililerinden birinin görüşünün aksine ABD, askeri harekatla elde edemediği her şeyi bu anlaşmayla elde etmiş oldu.

İmam Seyyid Mücteba Hamaney, “Prensip olarak başka bir görüşe sahiptim” buyurdu; yani yetkililer ilkeler aksine hareket ettiler ve yapılan hesap hatası, yetkililerin icraatlarında ve ABD’nin anlaşmayı ihlal etmesinde kendini gösterdi.

Şartlarınız Ne Zaman İhlal Edilecek?

Savaş devam etseydi ABD; petrol, dolar ve benzin gibi alanlarda çok daha şiddetli bir sıkıntıya girecek ve savaş makinesi durma noktasına gelecekti. Ateşkesin ve gerilimi düşürme politikasının kabul edilmesiyle hedefe kesinlikle ulaşılamadı; düşman anlaşma hükümlerini ihlal etmenin yanı sıra İran’a yeniden saldırdı.

Anlaşma bir seraptı. Bazı yetkililer bu şartlar altında İslamabad Anlaşması’ndan bir gurur belgesi olarak söz ediyorlar. Sormak gerekir: Öyleyse sizin şartlarınız ne zaman ihlal edilmiş sayılacak?

Anlaşmanın ve JCPOA’nın ortak sonu elbette daha önce eleştirmenler ve inkılap akımı tarafından uyarılara konu olmuştu; fakat şimdi başka göstergeler de bu durumu doğrulamaktadır.

Merkez Bankası Başkanı: “Anlaşma Kapsamında Şu Ana Kadar Dondurulan Paraların Hiçbiri Serbest Bırakılmadı”

JCPOA döneminde, dönemin Merkez Bankası Başkanı Veliyullah Seyf, Nisan 2016’da Bloomberg TV’ye verdiği mülakatta JCPOA’nın İran için şu ana kadar “neredeyse hiçbir” ekonomik kazanım sağlamadığını açıkça ifade etmişti. İslamabad Anlaşması’na gelince, Merkez Bankası Başkanı Abdünnasır Hemmeti, 19 Ağustos 2026 Çarşamba günü televizyonda yaptığı canlı yayında, anlaşma kapsamında dondurulan paralardan şu ana kadar hiçbir şeyin serbest bırakılmadığını vurguladı. JCPOA’nın “neredeyse hiçbir” noktasından, İslamabad Anlaşması’nın “tamamen hiçbir” noktasına geldik.

Anlaşma, ABD’ye Nefes Alma ve Yeniden Toparlanma Fırsatı Sundu; Bizim İçin İse Tam Bir Kayıp Oldu

JCPOA’nın sonu göz önüne alındığında, ABD ile yapılacak başka bir anlaşmanın kötü sonuçlanacağını, tam bir kayıp olacağını ve bu alanda İmam Humeyni’nin (r.a.), Şehit İmam’ın (ruh-u pakleri şad olsun) ve İmam Seyyid Mücteba Hamaney’in (Allah onu korusun) ilmi rehberliğine ve öğretilerine bağlı kalmanın gerekliliğini öngörmek zor değildi. Özellikle de ABD’nin askeri mühimmat ve petrol azalması nedeniyle şokta olduğu bir dönemde…

Bunun sebebi de simetrik olmayan savaş, düşmana ağır maliyetler yüklenmesi, silahlı kuvvetlerimizin devrimci ve velayetçi bir ruhla sergilediği samimi mücadelesi, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ve ABD ile İsrail üslerine düzenlenen saldırılardı. Bu atmosferde ABD’nin bir anlaşmaya hayati derecede ihtiyacı vardı. Bu anlaşma ABD’ye nefes alma ve yeniden toparlanma fırsatı verdi; bizim için ise tam bir kayıp oldu.

Amerikalı Düşman, Batı Kültürü ve Yaşam Tarzına Sahip Aynı Amerikalı İnsandır

“Müzakere ederiz, savaş gölgesi kalkar” diyorlardı; ancak savaş çıktı ve Devrim Lideri suikaste uğradı. Ateşkes günlerinde dahi şehitler verdik. Batı kültürü ve yaşam tarzına sahip aynı Amerikalı insan olan Amerikalı düşman; 28 Şubat 2026’da Devrim İmamı Hazreti Ayetullah el-Uzma Hamaney’e suikast düzenliyor, gelip Tomahawk füzesiyle Minab’daki Şecere-i Tayyibe okulunu hedef alıyor, birkaç dakika sonra yardım için toplanan insanları bir sonraki füzeyle vuruyor ve kesinlikle bir suçluluk hissetmiyor. Çünkü Batı kültürü ve Amerikan özgürlük anlayışı gereği, hatalarından dolayı utanç duymaması öğretilmiştir. Nitekim Vietnam’da 1,5 milyon insanı katlettiği gibi, dünyanın diğer bölgelerinde de bolca cinayet işlemiş ve işlemeye devam etmektedir. Binlerce yıllık İran milletine “Sizi taş devrine döndürmek ve bu medeniyeti yok etmek istiyorum” diyor ve İran milletini terörist olarak nitelendiriyor.

Bu şartlar altında biz; silahlı kuvvetlerin geniş kapasitesine, halkın direniş ve ülkeyi savunma konusundaki devasa desteğine ve düşmanı etkisiz hale getirip kalıcı caydırıcılık yaratma gücüne sahipken, bir erk başkanı seviyesinde gidip ABD ile müzakere ediyoruz ki bu durum inkılap tarihi boyunca emsalsizdir. İlk kez bir erk başkanı müzakereye gitti ve bu durum düşmana ciddi bir zayıflık mesajı verdi.

Düşman Bize Direniş ve Savaştan Başka Yol Bırakmadı; Bu Bir Varoluş Savaşıdır

Bir diğer husus da şudur: Savaşı biz mi başlattık ki Cumhurbaşkanı “Savaşırsak şöyle olur, böyle olur” diyordu? Savunma hiçbir koşulda durdurulamaz. Milletimiz İslam İnkılabı’nı ve ülkeyi savunma, direnme noktasında kararlıdır; Suriye, Irak ve Afganistan gibi topraklarının işgal edilmesine izin vermeyecektir. Amerikalılara savaşın kötü olduğunu söyleyin! İslami İran, mütecaviz düşmana karşı direnmekte ve kendini savunmaktadır. Düşman bize direniş ve savaştan başka yol bırakmamıştır ve bu bir varoluş savaşıdır. Şehit İmam, “ABD, İran’ı yutmak istiyor” buyuruyordu. Savaş durmuş değildir. Savaşın kazanımlarını kalıcı kılmalıyız; dolayısıyla ne Boğaz ne de nükleer mesele müzakere edilebilir.

Düşman İran’ı haritadan silmek istediğini söylerken, burada her halükarda müzakere kapısını kapatmayacağımız ve petrol fiyatlarının düşeceği algısı yaratıldığında düşman, İran’ı Libya ve Lübnan’a dönüştürebileceğini anlıyor. ABD bu derece cinayet işlerken birileri cinayetin faili olan ABD’nin adını bile anmıyor, hatta şerefli barış kılıfı altında teslimiyet teklif ediyor; düşman da yeniden saldırabileceğini anlıyor. Amerikalıların defalarca sözünden dönmesine rağmen hâlâ birileri müzakere peşinde koşuyor, başarısız olmuş reçeteleri izliyor ve diğerlerine “ideolojik” ve “bağnaz” diyor!

Bugün Yaşanan Hayat Pahalılığı, Düşmanın Ekonomik ve Psikolojik Savaş Bulmacasında Doğrudan Yer Almaktır

ABD, İran’a saldırmaktan ancak bir hata yapması durumunda tüm menfaatlerini ve kendisine üs veren ülkeleri taş devrine döndüreceğimizi bildiği takdirde kaçınır. Savaşın maliyetini yükseltmeliyiz. Düşük maliyet, düşman saldırılarının devam etmesi demektir. Bugün yaşanan hayat pahalılığı, düşmanın ekonomik ve psikolojik savaş bulmacasında doğrudan oynamaktır. Doğru yol; ablukayı kırmak, kanın hesabını sormak ve intikam almaktır. İntikam almazsak halkın yaşamı sürekli tehdit altında kalacaktır. İran İslam Cumhuriyeti birçok krizin üstesinden gelmiştir ve yetkililer, Devrim Lideri’nin buyurduğu gibi, kendilerini bu yüce milletin seviyesine çıkarmalı ve düşmanın karşısında dimdik durmalıdır.

not: bu haber kayhan.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın