Batı Medyasının Görmek İstemediği Trajedi: Avamiye Kuşatması

rasthaber

Geçtiğimiz haftalarda ABD Başkanı Donald Trump’ın Suudi Arabistan Krallığı’na gerçekleştirdiği ziyaret dünya medyasını yaklaşık 1 hafta boyunca meşgul etmişti. Trump, sofistike dans figürleriyle kılıç dansına eşlik ederken Suudi güçleri, abluka altına aldığı ülkenin doğusunda yer alan Şii yoğunluklu Katif vilayetine bağlı Avamiye kasabasında terör estiriyordu.

Katif bölgesi, yarımada ülkesinin diğer bölgelerinin aksine Suud yönetimine muhalif, huzursuz bir kitlenin varlık gösterdiği bir bölge olarak gösterilebilir. Öte yandan Katif, Suudi Arabistan’ın İran Körfezi’ne açılan başlıca limanlarından biriyken ülkenin başkenti Riyad’ın da yakın komşusu.

Katif vilayetinde gerilimin doruk noktası, 2016 yılının başlarında, Suud yönetiminin ülkedeki Şiiler için bir kanaat önderi sayılan din adamı Şeyh Nimr ve diğer 46 siyasi hükümlüyü bir gecede infaz etmesiyle yaşandı.

ŞEYH NİMR’İN İDAMI: BARDAĞI TAŞIRAN SON DAMLA

Suud hanedanlığı, Şeyh Nimr’i darağacına götürürken halihazırda istikrarı sağlamakta epey zorlandığı Katif’te gerilim, idam gecesinde tırmanmaya başladı.

Katif vilayetindeki çatışma haliyse yeni değil. Bu, kökeni 1970’lerin sonlarına kadar giden bir mesele ve Suud yönetiminin zayıf karnı.

Biraz daha geriye gidecek olursak 1913 yılında yarımadanın doğusunda yer alan Katif ve El-Ahsa bölgelerinin Vahhabi Riyad Emirliği tarafından işgal edilmesinden bu yana Şiiler çok yönlü baskılara maruz kalıyor.

Suud yönetiminin haksız tutuklamalarına ve hukuksuz yargılamalarına karşı protestolar “Arap Baharı” sürecinde de arttı ve 2012 yılının Aralık ayında tırmanışa geçti. Gösteriler sonrasında Uluslararası Af Örgütü’nden krallığa tutukluların serbest bırakılması yönünde bir de çağrı yapıldı.

Katif vilayetinde yükselen tansiyonun merkezinde Avamiye bulunuyor. Avamiye kasabasının Şiiler için sembolik bir önemi var; burası aynı zamanda Şeyh Nimr’in memleketi.

Bununla birlikte Katif vilayeti, çok sayıda petrol rezervine sahip. Eyalet sınırılarındaki Ras Tanura rafinerisi, krallığın en büyük petrol kaynaklarından birisi ve bölge, İran Körfezi’ne açılan başlıca liman bölgelerinden biri olması hasebiyle ülkenin yagane geliri olan petrol ihracatının önemli odaklarından biri. Bu açıdan kilit öneme sahip.

Bölge çok sayıda petrol rezervine sahip olmasına rağmen ülkenin diğer eyaletleriyle kıyaslanamayacak şekilde az gelişmiş bırakıldı ve sağlık hizmetleri dahi ulaşılmaz hale getirildi.

Toplumsal eşitsizlik Katif’te yaşayan Şiilerin öfkesini açıklayan ana konu. Örneğin Aramco firması Şii mezhebine mensup işçilere Sünnilerden daha az ücret veriyor.

KASIM 1979: KANLI MÜDAHALE

11 Kasım 1979 tarihinde ABD’nin tatbikat yapmak üzere savaş uçaklarını Katif’in güneyinde yer alan Dahran hava üssüne indirmesi bölge halkı tarafından şiddetle protesto edildi.

Bunun ardından Suudi güçleri Katif vilayetinde yer alan tüm yerleşim birimlerinde sokağa çıkma yasağı ilan ederek bölgeye tank ve zırhlı araçlarla müdahale etti.

Suudi güçleri ve öfkeli halk arasında gerçekleşen çatışmalar 30 Kasım 1979’a kadar sürdü ve bu süreç içerisinde 24 kişi öldü, yüzlercesi yaralandı ve binlerce kişi tutuklandı.

‘TERÖRLE MÜCADELE’ ADI ALTINDA BASKI VE AYRIMCILIK

2014 yılının Şubat ayında Suud yönetimi, ”terörle mücadele” konusunda bir takım ”önlemlerin” yer aldığı bir yasayı yürürlüğe koydu.

Söz konusu yasa, ”ateist düşünce tebliğini” ve ”İslam dinini sorgulamayı” suç sayan maddeler de içeriyor(*).

Human Rights Watching (HRW) 2009 yılında yayınladığı bir raporda(**), Suudi yönetiminin ”Şiilerin keyfi olarak tutuklanmasını araştıracak ve sistematik ayrımcılığa son verecek adımlar için tavsiyelerde bulunacak komisyonlar kurması gerektiğini” açıkladı.

Şiiliği ”sapkınlık” olarak betimleyen Suud yönetimi, Katif, El-Ahsa gibi bölgelerde yaşayan nüfusun, kamu istihdamında ve bakanlık düzeyi de dahil olmak üzere devlet kurumlarındaki temsiliyette mezhep ayrımcılığına son verilmesi, Şii nüfusun yaşadığı bölgelere de yatırım yapılması ve Şiilerin dini ve siyasi nedenlerle keyfi olarak tutuklanmasına ve yargılanmasına son verilmesi yönündeki haklı taleplerine on yıllardır kulak tıkıyor.

AVAMİYE KUŞATMASI 2017

Yaklaşık 30 bin kişilik bir nüfusun varlık gösterdiği Avamiye kasabası, 10 Mayıs 2017 tarihinden bu yana Suud yönetimine bağlı askeri güçlerce kuşatılmış durumda.

Suudi yönetimi ”geliştirme” bahanesiyle kasabanın giriş ve çıkışlarını çimento bariyerle kapatarak zırhlı araçlarını kasaba çevresine konuşlandırdı. Tam manasıyla açık hava hapishanesine dönüşen Avamiye’de Suudi güçleri sokaklarda terör estiriyor.

Avamiye kasabasının Musavara ve Dirah semtleri Suudi güçlerinin başlattığı askeri müdahaleden en çok yara alan bölgeler olarak görülüyor.

Kasabada uzun bir süredir elektrik kesintileri yaşanırken Suudi güçleri ev, dükkan ve okullara baskınlar düzenleyerek sokaklarda rastgele ateş açıyor.

Öte yandan kentte sağlık hizmetlerinin durdurulduğu bildirilirken çöp toplama ve temizlik faaliyetleri de engelleniyor.

Yasadışı olarak gözaltına alınan ve hatta infaz edilen mağdurların aileleri dahi adil bir yasal prosedüre başvuramazken Suud yönetimi kendi vatandaşlarına yönelik ciddi hak ihlallerini, yıldırma ve saldırganlık politikalarının dozunu yükselterek haklı çıkarmaya çalışıyor.

BATI ÇIKARININ DERDİNDE

Kanıtlar sunulduğunda bile, “uygar dünya”, Suud yönetiminin kendi vatandaşları üzerinde uyguladığı baskıyı ve siyasi mahkumların şiddetli işkence, aşağılayıcı muamele ve acımasız infazlara tabi tutulmasını kabul etmiyor. 

Birleşik Krallık Başbakanı Theresa May’e göre Birleşik Krallık, Suud krallığının “Vizyon 2030” programı kapsamında reform ve modernize çalışmalarına ortak olmaya hazırlanıyor.

Bunun yanı sıra Trump yönetiminin de Suudi yönetimiyle 350 milyar dolarlık bir silah anlaşması imzalayarak dostluğunu pekiştirdiği ortada.

ZULÜMLE ABAD OLUNUR MU?

”Bir halk ayaklanması acımasız bir şekilde, güç kullanılarak ezilebilir, ancak yönetici seçkinler birbirlerine sadık kalmaya devam edecek mi?” sorusu akılları kurcalayan bir başka mesele. Suudi hanedanlığı, sık sık para ve kıskançlık temelli iktidar mücadelelerine sahne oluyor.

Yakın zamanda bunun en ses getiren örneği 2015 yılının Nisan ayında gündeme gelen Suud yönetimi içerisindeki sürpiz ”görev değişiklikleri” oldu. Yani saray darbesi.

”Sudeyri darbesi” olarak adlandırılan süreç içerisinde Kral Selman, üvey kardeşi olan Mukrin’i veliahtlıktan alarak veliahtlığa yeğeni Muhammed bin Naif’i ve ikinci olarak oğlu Muhammed bin Selman’ı getirdi.

79 yaşındaki Selman ile krallığın tahtı 10 yıllık aradan sonra tekrar Sudeyri ailesinin eline geçerken Şimmeri ailesi mensuplarının üst düzey konumlardan tamamen tasfiyesi söz konusu oldu. Yanı sıra, ne Sudeyri ne Şimmeri olan üvey evlat Mukrin’in Selman’ın ölümünün ardından tahta geçmesi halinde monarşinin tekrar torunlar dönemine döneceği endişesi nedeniyle tasfiye edildiği söylenebilir. Bu, Sudeyri ailesinin bekaası içindi.

Bunun sonucunda Suud krallığının tahtı, Sudeyri ailesinden olmayan tüm diğer varisler için artık sadece bir hayal. Öte yandan Şimmeri ailesine mensup olan Kral Abdullah döneminde ise veliahtlar Sudeyri prensler arasında yer alan Sultan bin Abdulaziz, Naif bin Abdulaziz ve Selman bin Abdulaziz’di.

İkinci veliaht ve aynı zamanda savunma bakanı olan Muhammed bin Selman, Yemen’e yönelik kanlı askeri müdahalenin de mimarı.

Son dönemde ise Kral Selman’ın oğlu Savunma Bakanı Muhammed bin Selman ve veliaht prens Muhammed bin Nayif arasındaki gerginlik gündemde.

Avrupa Suudi İnsan Hakları Örgütü (ESOHR), Avamiye’de konutların tamamen imha edilinceye kadar kuşatmanın devam edeceğini işaret etse de küçücük bir kasabanın bu denli geniş çaplı bir askeri müdahaleye maruz bırakılması ancak Suudi yönetiminin kokaklığıyla açıklanabilir.

Kralllık, vatandaşların meşru taleplerine baskıyla yanıt vermeye devam eder ve reform çağrılarına tolerans göstermezse geç kalmış bir Arap Baharı ile de karşı karşıya kalabilir.

sol

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın