olduğunu belirttiği isimlerden biri de Hüseyin Baybaşin’di. Uyuşturucu
kaçakçılığı suçlamasıyla Hollanda’da Vught Cezaevi’nde tutuklu bulunan Hüseyin
Baybaşin Artı Gerçek’e açıklamalarda bulundu.
90’lı yıllardaki “faili meçhul” cinayetlere
ilişkin bilinen ve büyük ölçüde doğrulanmış olan iddialara ilişkin kendi gözlem
ve deneyimlerini de aktaran Baybaşin, “Öldürülecek Kürt şahsiyetlerin
listesini o dönemin Askeri Yargıtay Başkanı İlhan Şener Paşa bizzat bana
İstanbul’a getirip verdi” dedi.
Baybaşin’in açıklamalarından bir kesit şöyle:
“Mehmet Ağar devletin işleyişini, yapısını
değiştirebilecek bir güçte olmadığını çok iyi bilir. Dolayısıyla devletin
kurallarına uygun ve emirlerine riayet ederek yaşıyor. Bana göre Mehmet Ağar’ın
yaşamı Türkiye Cumhuriyeti devletinin yapısının bir aynasıdır. Bunun
görülmesinde yarar var.
1990’larda Kürt iş adamları gibi Kürt siyasi şahsiyetler,
Kürt yazarlar ve Kürt etkin şahsiyetleri Demirel’in başkanlığında verilmiş olan
bir karar ile sistemli ve organizeli olarak katledilmeye başlandılar.
Uygulamayı Tansu Çiller organize etti. Öldürülecek Kürt şahsiyetlerin listesini
o dönemin Askeri Yargıtay Başkanı İlhan Şener Paşa bizzat bana İstanbul’a
getirip verdi. Kendisiyle çok yakın
görüşüyorduk. Onunla birbirimizin evlerine giderdik ve Ankara’ya gittiğimde
Gölbaşı’ndaki Vilayetler Evi’nde sürekli yemek yemeğe giderdik. Başka devlet
yöneticileriyle de o ortamda ve o çevrede görüşürdük. Generaller lojmanındaydı.
Benim orada görüştüğüm başka generaller de vardı. Yani bana İstanbul’a gelmesi
için bana yakın olduğunu izah etmek için tekrarlıyorum; öldürülecek Kürt
şahsiyetlerin listesini İlhan Şener Paşa bana bizzat verdikten sonra bu
listenin iptal edilebilmesi için çok çalıştım. Kendisi de çok yardımcı oldu ama
söylemek zorundayım başaramadım.
Sedat Peker’den bahsetmişsiniz. Bu adam kim, tanımam. Onun
söylediklerini veya açıklamalarını da görmedim.
Dolayısıyla bir yorum yapmayacağım. Ancak Türkiye’nin bir narko devleti
olduğu konusu bir sır değildir. Bunu sizlerin de bilmesi lazım! Bütün dünya da
biliyor. Kolombiya, Meksika ve Afganistan gibi ülkelerde uyuşturucu taciri
çeteler, baronlar, karteller var ama o ülkelerde bile uyuşturucu trafiği bir
devlet sektörü değildir. Türkiye’de uyuşturucu trafiği bir devlet
sektörüdür.
Bildiğiniz gibi Susurluk soruşturması esnasında Meclis
Susurluk Soruşturma Komisyonu Mesut
Yılmaz’ın ifadesini aldığında Mesut Yılmaz çok net olarak, ‘Bu uyuşturucu
trafiği devletin kontrolünde yürütülüyor’ dedi. Parantez içinde söylemedi, açık
ve net söyledi. Bu ifade o raporda mevcut duruyor. Türkiye’de bu işi bir
başbakandan daha iyi bilecek biri de olamaz. Ayrıca Susurluk Meclis Soruşturma
raporu Veli Özdemir arkadaş tarafından kitaplaştırıldı. Öyle de
ulaşabilirsiniz. Ama o belgeler bizde de
var. İsterseniz göndeririz sizlere. Devlet adına birileri yani Türkiye Devleti adına
birileri şu çeteler var, bu mafya grubu var gibi açıklamalar yaparken yalan
söylüyor. Türkiye Devleti adına birileri eğer bir şahsın mafyada onlarca adamı
olduğunu biliyorsa onun bir suç örgütü olduğunu, cezayı müeyyide gerektirecek
neden olduğunu ve tutuklanıp yargılanması gerektiğini bilmesi gerekir. Bunu
açıklayan devlet birimleri bilerek yalan söylüyorlar ve halkın dikkatini kendi
pisliklerinden uzaklaştırmayı amaçlıyorlar.
Devletin yapısı suç örgütü tarzını aşamıyorsa mafya devletin
kendisidir. Doğruları kabul etmezsek o zaman var olan doğrulardan ötürü oluşan
sorunları da çözümleyemeyiz. Bunun özellikle dikkate alınmasını rica ederim.’’
