İngiliz British Petroleum (BP) şirketi Bakü ve Hazar Denizi’ndeki petrol çıkarımından muazzam karlar elde ederken, uzmanlara göre bu faaliyetlerin çevresel zararları İran’a ulaşıyor. Bu durum, İngiltere’nin bölge petrol kaynaklarındaki uzun geçmişiyle birlikte İran’ın ulusal çıkarlarına verdiği tarihsel zararları yeniden hatırlatıyor.
Uluslararası ilişkiler ve Kafkasya uzmanı Hüseyin Ahmedi’nin İngiliz şirketi British Petroleum’un (BP) Azerbaycan Cumhuriyeti’ndeki faaliyetlerine ilişkin son değerlendirmeleri, İngiltere’nin bölge petrol denklemindeki —ve İran’a ağır kayıplar veren— rolünü yeniden gündeme taşıdı.
Kafkasya uzmanı Hüseyin Ahmedi, yakın zamanda yaptığı açıklamada bir İngiliz şirketi olan BP’nin Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Hazar Denizi’ndeki petrol kaynaklarının önemli bir bölümünde aktif faaliyet yürüttüğünü ve şirketin bu kaynaklardaki payının yaklaşık %38’e ulaştığını belirtti.
Ahmadi ayrıca, Hazar’daki petrol çıkarma operasyonlarının neden olduğu petrol sızıntıları dahil çevresel kirliliğin İran karasularına ulaştığını ve İran ekosistemini doğrudan olumsuz etkilediğini vurguladı.
Bu açıklamalar, Hazar Denizi’nin Hukuki Statüsü Sözleşmesi üzerindeki tartışmaların kıyıdaş ülkeler arasındaki gündemini koruduğu bir dönemde geldi. Ahmadi bu çerçevede, Hazar’daki her türlü hukuki ve ekonomik düzenlemenin yalnızca hukuki boyutlarıyla değil, bölge enerji kaynaklarında aktif olan yabancı aktörlerin çıkarları açısından da analiz edilmesi gerektiğini savunuyor.
Uluslararası ilişkiler uzmanı, söz konusu sözleşmenin İran Meclisi tarafından onaylanması durumunda, BP’nin Bakü açıklarındaki faaliyetlerinden kaynaklanan ve İran’a ulaşan çevresel zararları önleme konusunda Tahran’ın hukuki ve fiili hareket alanının daralacağına inanıyor.
Ancak kârı İngiltere’nin cebine giren, zararı ve yükü ise İran’a yüklenen bu İngiliz petrol operasyonları köklü bir geçmişe dayanıyor.
D’Arcy Antlaşması ile Başlayan Yağma
Hikaye 1901 yılında, D’Arcy İmtiyazı ile başladı. İran’da henüz kimsenin petrolün stratejik öneminden haberdar olmadığı bir dönemde Muzaffereddin Şah, William Knox D’Arcy’ye devasa bir imtiyaz tanıdı. Bu anlaşma; İran’ın büyük bir bölümünde petrol ve diğer bazı yer altı kaynaklarını arama, çıkarma, işleme ve satma hakkını 60 yıl süreyle D’Arcy’ye devrediyordu. Buna karşılık İran hükümetine nakit bir ödeme, bir miktar hisse ve yıllık net kârın yalnızca %16’sı veriliyordu.
Mescid-i Süleyman’da petrolün bulunmasının ardından İngiltere-İran Petrol Şirketi (AIOC) kuruldu ve İran petrol sanayiinin ana aktörü haline geldi. Şirketin İngiliz hükümeti için taşıdığı hayati önem o seviyedeydi ki, 1914 yılında İngiliz devleti şirketin hisse çoğunluğunu ve kontrolünü doğrudan üstlendi. Bu adım, İran petrolü ile Büyük Britanya’nın stratejik çıkarları arasındaki kopmaz bağı gözler önüne serdi.
Ancak petrol üzerindeki çekişme bununla sınırlı kalmadı:
“M.Ş. 1312 (1933) yılında, İngiltere-İran Petrol Şirketi’nin İran’ın petrol ihracatından doğan payını uzun süredir geciktirmesi ve gerçek payı ödememesi üzerine Rıza Şah, şirketle yeniden müzakere yapılması talimatını verdi. D’Arcy İmtiyaznamesi müzakerelerin temelini oluşturuyordu. Müzakerelerin uzaması, tıkanması ve İngilizlerin memnuniyetsizliği üzerine Rıza Şah, önceden kurgulanmış bir tiyatro ile müzakere dosyasını ve D’Arcy Anlaşması metnini sobayatıp yaktı. Yeni bir anlaşma akdetme çabası, D’Arcy Anlaşması’nda öngörülen sürenin 30 yıl daha uzatılmasıyla ve İran petrolünün yağmalanmasının devam etmesiyle sonuçlandı.
Yeni anlaşmanın diğer tüm maddeleri de İngilizlerin lehine düzenlendi ve Rıza Şah tarafından onaylandı. Bu adım ulusal çıkarlarla o denli çelişiyordu ki, anlaşmanın mimarlarından olan Tagizade daha sonra kendini aklamak için ‘Biz sadece birer araçtık, elimizden hiçbir şey gelmiyordu’ açıklamasını yapmak zorunda kaldı.”
— (İran Siyasi Gelişmeler Tarihi, Musa Hakkani ve Musa Necefi, s. 498-499)
Bugün BP adı Azerbaycan Cumhuriyeti petrolü ve Hazar Denizi bağlamında tekrar gündeme geldiğinde, bu isim İran kamuoyu için yalnızca sıradan bir modern petrol şirketini simgelemiyor; aksine İngiliz petrol şirketlerinin bölgedeki bir asrı aşan sömürü mirasını hatıralara getiriyor.
- yüzyılın başındaki D’Arcy İmtiyazı’ndan 1933 Anlaşması’na kadar petrol, her zaman İran ile Britanya’nın çıkarlarının çatıştığı en sert alanlardan biri olmuştur. Bu nedenle İngiliz şirketlerinin İran’ın çevresindeki —özellikle de Hazar Denizi’ndeki— enerji kaynaklarındaki rolünü incelemek yalnızca ekonomik bir konu değil; yabancı güçlerin bölge enerji kaynakları ve hukuki düzenlemeler üzerindeki stratejik nüfuz tartışmasının ayrılmaz bir parçasıdır.
not: bu analiz farsnews.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir
