//Gazze katliamları Cemaatleri Dünyada KÜME! Ahirette ESFELİSAFİLİNE Düşürdü!
Kıblesi Olmayan Futbol Camiasının, Kıblesi Olan İnanç Camialarına Sadakatte Tur Bindirmesi! //
İnsanoğlu, tarih boyunca İnanç için savaşlar, barışlar vererek süregelen hayatı şekillendirirken geldiğimiz çağda modern dünya, bu kadim arzunun yönünü öyle bir değiştirdi ki, ortaya trajik bir tablo çıktı: “Kıblesi olan” inanç camiaları, “kıblesi olmayan” futbol camialarının gölgesinde kaldı. Bu sadece bir sayı meselesi değil; bu bir ruh, bir şekil ve en nihayetinde bir “samimiyet” meselesidir. Son 30 yıla baktığımızda, geleneksel dini aidiyetlerin yerini, renk kodlarıyla belirlenmiş bir “tribün teolojisine” bıraktığını görmek için sosyolog olmaya gerek yok. İnsanlar artık hangi mezhep hangi cemaat veya tarikattan olduklarını sormuyor. Hangi futbol takımını tuttuğu soruluyor!
Eskiden “ölümüne” ifadesi sadece Şehadet mertebesi için kullanılırken, bugün bir Futbol takımı için kullanılıyor! Cuma’dan Cuma’yaya da Ramazan’dan Ramazan’a inançlı görünenlerin yerini “Pazara kadar değil Mezara kadar” Sloganları almış durumda. Ebedi bir Cennet hayatı için mücadele ettiğini iddi edenler, 90 dakikalık bir maç için mücadele edenler kadar samimi olmuyor, olamıyor!
İslam hukukunda bir mezhebe bağlılık, kişinin hayatını kolaylaştırarak o disipline göre düzenlemesidir (Taklit etmesidir). Ancak günümüzde “futbolu bir mezhep olarak tanımlayacak olursak”, kişinin sadece pazar gününü değil; bütçesini, huzurunu, güvenliğini aile saadetini ve hatta siyasi duruşunu bile belirliyor. Bir yanda yüzyılların birikimi olan dört büyük Mezhep, diğer yanda ise son yüzyılda kendi “kutsal kitaplarını-tüzüklerini’’, “velilerini-kulüp başkanlarını’’ ve “Hac merkezleri-stadyumlarını’’ yaratan dört büyük futbol kulübünü görmekteyiz,
Trajik Durum: Nasıl ki bir mezhep fıkhında her şeyin bir yolu/çözümü varsa ve problemleri saha dışına atabiliyorlarsa, bir futbol kulübü taraftarı da her türlü başarısızlığı “dış güçlere” veya “hakem lobisine” bağlayarak kendi teolojisini koruma altına alıyor. Kendi camiası dışındaki herkesi “batıl” ilan etme eğilimleri gösterebiliyorlar. Görünen o ki Türkiye’de futbol, klasik dini yapıların yerini alan “yeni bir maneviyat” haline gelmiştir. Artık çocuklar “Elif-Ba”dan önce takımlarının ilk 11’ini ezberliyor. Cuma namazı vaktinde saf tutmayanlar, derbi bilet kuyruğunda sabaha kadar “nöbet tutarak” aslında bir tür ‘‘çilehane eğitimi ‘’alıyorlar.
İnanan insanların gerçek dünyadaki adaletsizliklere zulüm ve katliamlara gösteremedikleri tepkiyi, bir taraftarın hakemin yanlış kararına sarsılmaz bir bağlılıkla karşı durması düşündürücü değil midir?
Sonuç olarak; Türkiye’de artık 4 Mezhep değil, 8 büyük mezhep vardır. Ve ne yazık ki son 4 mezhebin cemaati, ilkinden daha sadık, daha öfkeli ve daha “hazır kıta” beklemektedir.
Bu artık bir oyun değil; bu, Rükusu olmayan, kıblesi her hafta değişen ama huşusu cami cemaatinden daha yüksek olan post-modern bir dindir. Türkiye’nin yaklaşık 86 milyon nüfusu için yapılan araştırmalar genelde nüfusun yaklaşık %97–98’i Müslüman kabul edilir. Mezhep dağılımını buna göre daha gerçekçi hesaplayınca yaklaşık tablo şöyle olur:
Hanefi Mezhebi: Yaklaşık 52–58 milyon kişi. Şafii Mezhebi: Yaklaşık 8–11 milyon kişi. Alevi topluluklarYaklaşık 7–10 milyon kişi. Caferi MezhebiYaklaşık 500 bin – 1,5 milyon kişi. Diğer Müslüman mezhep ve yorumlar: Yaklaşık 1 milyon civarı. Müslüman olmayanlar + dinsiz/deist/agnostik kesimler: Yaklaşık 2–4 milyon kişi
Türkiye’nin yaklaşık 86 milyon nüfusu içinde araştırmalara bakıldığında Futbol takımı tutanların sayısı;
Galatasaray: yaklaşık 26–31 milyon taraftar
Fenerbahçe: yaklaşık 22–26 milyon taraftar
Beşiktaş: yaklaşık 9–17 milyon taraftar
Trabzonspor: yaklaşık 3–4,5 milyon taraftar
Diğer tüm takım taraftarları toplamı: yaklaşık 7–9 milyon kişi
Takım tutmayan veya kararsız kişiler: yaklaşık 13–17 milyon kişi
Modern Ritüeller Renkli formalılar, Gazzeli mazlumları dini sermaye edinen Cübbeli camiaları 4 – 0 mağlup etmiştir!
Cemaat ve Camiaların şekilcilikten öteye gidememeleri, Futbol camiasının yarattığı görsel hegemonya karşısında oldukça sönük kalmaktadır. Futbol taraftarı için kulüp forması sadece bir tekstil ürünü değil, bir “ihram” gibidir. Stada girerken o renkleri kuşanmak, dünyevi kimliklerden sıyrılıp “biz” olmanın en uç noktasıdır! Cami, mescit, Medreselerin içine hapsedilmiş inançların dışarıdaki mazlum dindaşlarına fayda sağlamayan bir inanışa dönüşmesi trajiktir!
Bir taraftarın, takımının renklerine bürünme konusundaki titizliği, inanç camiasının kendi değerlerini temsil etme gayretini fersah fersah aşmıştır. Futbol camiasıtaraftarlığı öyle bir kutsamıştır ki; atkısından dövmesine, bayrağından yüz boyasına kadar sergilediği tutarlılıkla, inanç camialarının “tek tip ruh” idealine adeta şekil dersi vermektedir. İnançlı kesim kendi içinde bin bir parçaya bölünüp, Mezhep ayrışmaları üzerinden birbirini eleştirirken, futbol tribünleri on binlerce insanı aynı “Forma’nın” altında kusursuz bir uyumla birleştirebilmektedir.
GAZZE: Bir Vicdan ve Samimiyet TerazisiBu kıyasın en acı verici noktası ise “eylem” ve “samimiyet” sahasında ortaya çıkmaktadır. Bugün dünya, insanlık tarihinin gördüğü en büyük trajedilerden birine, Filisitin-Gazze’deki sistematik katliama şahitlik ediyor. Çocukların feryatları arşı titretiyor, bir halk canlı yayında yok ediliyor. İşte tam bu noktada, o büyük “inanç kardeşliği” ve “ahiret hesabı” iddiasındaki camialar ile o “kıblesiz” denilen futbol kitleleri arasındaki uçurum belirginleşiyor.
İnanç camiaları; “Bir mümin, diğer müminin acısını kalbinde hisseder” düsturuyla hareket etmesi gerekirken, Gazze konusunda çoğu zaman bürokratik kınamalardan, cılız toplantılardan, mabet ve evlerde edilen dualardan öteye geçememiştir. Ahiret inancı olan, hesap gününe inanan milyonlarca insan, sokakları bangır bangır titretecek bir iradeyi tam anlamıyla ortaya koyamazken; futbol camialarının bir hakem kararına, bir transfer duyurusuna ya da bir mağlubiyete gösterdiği o “organik ve vahşi” tepki, inanç dünyasının sakinliğini utandırmaktadır. Gazze’de anneler parçalanmış evlatlarının naaşlarını poşetlerde taşırken, “kıblesi olan” camiaların konfor alanlarından çıkamaması, tarihin en büyük samimiyet sınavıdır. Bir yanda enkaz altından uzanan tozlu çocuk elleri, diğer yanda ise o ellere uzanacak iradeyi bir “derbi heyecanı” kadar bile kuşanamamış kitleler, Statlardaki o uğultulu korolar, haksız bir penaltı için dünyayı ayağa kaldırırken; Gazze’deki çığlıklar, inançlı camiaların duvarlarına çarpıp yankısız kalmaktadır. Bir futbol taraftarının takımı uğruna gösterdiği “canını dişine takma” hali, ne yazık ki kutsal değerler ve kardeşlik hukuku söz konusu olduğunda yerini derin bir sessizliğe bırakmaktadır.
Türkiye’nin Sekiz Mezhebi! Gelinen bu noktada, Türkiye’nin sosyolojik haritasına bakıldığında ilginç bir tablo ortaya çıkmaktadır. Bugün bu topraklarda artık sadece dört inanç mezhebi yoktur; bu tabloya “Futbolun dört büyükleri” de birer modern mezhep olarak eklenmiştir. Türkiye’de artık fiilen sekiz mezhep vardır. Daha da acı olanı şudur ki: Futbol mezhepleri, inanç mezheplerini kendi sahasında, yani samimiyet ve bağlılık meydanında, “deplasmanda” olmasına rağmen farklı bir skorla mağlup etmektedir.
Bu “Futbol mezheplerinin” müntesipleri, kendi renklerine olan bağlılıklarını her türlü kutsalın önüne koymuş durumdadır. İnanç mezheplerinin camiaları, bir araya gelip ortak bir ses çıkarmakta zorlanırken; futbol mezhepleri, bir “arma” uğruna milyonları aynı anda sokağa dökebilmekte, amentü olarak inandıkları takım marşlarını söyletebilmekte ve aynı öfkeyi örgütleyebilmektedir.
Sonuç olarak; Futbol camiasının o “kıblesiz” ama sarsılmaz tutkusu, inanç camiaları için büyük bir ibret vesikasıdır. Eğer bir inanç topluluğu, binlerce çocuğun katledildiği Gazze zulmüne karşı, bir Futbol taraftarının takımı küme düştüğündeki öfkesini ve sadakatini gösteremiyorsa; orada iman değil, alışkanlık vardır. Futbol camiası, inanç camiasına sadakatte tur bindirmiştir. Çünkü taraftarın sahadaki haksızlığa gösterdiği tepki, inançlı camianınher gün canlı yayın izlediği Gazze mazlum halklarının feryadı karşısındaki suskunluk(!)inanç dünyasını deplasmanda ağır bir skorla yenilgiyeuğratmıştır. Gazze’de parçalanan bedenler karşısında “kıblesi olan” kitlelerin sergilediği o Tutukluk! Aslında inancın hayata dokunan kısmının zayıfladığını göstermektedir! Futbol camiası, kendi “Değerlerini” sokakta, Stat’da ve her türlü zorlukta yaşarken; inanç camiası, kendi değerlerini sadece güvenli alanlarda, cami avlularında ve sosyal medya mesajlarında yaşar hale gelirken!..
Gazze, bu trajik kıyasın en kanlı ispatı olarak tarihteki yerini almıştır.
İnanç camiasının gösterdiği bu performansla KÜME düşmesi gayet olağan görünsede Ahirette ESFELİSAFİLİNDİR!
Yazan: Atakan Çelik
