Herkes kendi küçük penceresinden bakıyor. Aslında yerküremiz
büyük bir altüst oluş yaşıyor. 150 yıllık emperyalizm çağı bitiyor. ABD’nin ve
İsrail’in efelendiği günler çok geride kaldı. Asya’dan yepyeni bir uygarlık
doğuyor. Herkes Trump’tan umut bekliyor. Hâlbuki Trump, ABD emperyalizminin
çaresizliğinin ve çöküşünün ifadesidir.
Kapitalizm 200-300 yıl önce ilericiydi. Burjuvazi Avrupa’da,
Amerika’da devrim yapıyordu. Krallıkları, derebeylikleri deviriyor, demokrasiyi
kuruyordu. Ortaçağ’ın karanlığına karşı savaş açmış, bilimi, kültürü, sanatı
geliştiriyordu.
Ancak 19. yüzyılın sonuna doğru tekelleşerek emperyalist
aşamaya sıçradı ve bütün ilerici özelliklerini yitirdi. Hatta insanlığın ve
doğanın canavarına dönüştü. Dünyayı paylaşmak için iki büyük savaş çıkardı, 100
milyona yakın insan öldürdü. Darbelerin, işgallerin, bölgesel savaşların haddi
hesabı yok.
Kapitalist emperyalizm önce İngiltere’nin şahsında ‘dünyada
güneşi batmayan bir imparatorluğa’ dönüştü. 1945’lerden sonra ABD ile süper
devlet oldu. Altın çağını yaşadı. Hele 1990’larda rakibi Sovyet sosyal
emperyalizminin pes edip kabuğuna çekilmesinden sonra, kendini dünyanın tek
efendisi ilan etti.
Her canlının, her kurumun bir doğuşu, bir yaşamı, bir de
ölümü vardır. İşte ABD emperyalizmi de 2000’lerde zirveye çıktı ve daha sonra
gerilemeye başladı. 2003 Irak işgali onun yükselişinin doruğu, aynı zamanda
tarihi gerilemesinin başlangıcıdır.
Emperyalizm, çöküş döneminde eşcinsellik ve LGBT gibi hem
insanlık düşmanı hem toplumsal aile yapısını bozan hem de sevgi ve aşka düşman
politikalar izlemeye başladı.
ABD ESKİ GÜNLERİNE DÖNEBİLİR Mİ?
Olaya bilimsel ve tarihsel bakamayan birçok siyasetçi ve
aydın, yeniden güçlü ve zengin Atlantik hayalleri kuruyor. O eski, ilerici ve
devrimci burjuvazi öleli çok oldu.
Atlantik emperyalizmdir. Atlantik hegemonyacılıktır.
Atlantik doğa düşmanlığıdır. Atlantik mafya-Gladyo yönetimidir. Atlantik bir
uygarlık bile değildir. İnsanın ve doğanın canavarıdır.
Tarihteki bütün devletler hatta imparatorluklar gibi sonu
ölümle bitecektir. Bugün can çekişmektedir.
Peki, emperyalizmin yeniden dirilme ve eski günlerine kavuşma
ihtimali yok mudur?
Kısa dönemli iniş-çıkışlar olabilir ama tarihsel olarak bu
mümkün değildir. Eşyanın tabiatına aykırıdır. Çünkü canlılarda olduğu gibi
yeryüzünde hiçbir toplumsal varlık sonsuza kadar yaşayamaz. Aslında devletler,
kurumlar da birer canlı varlıktır. Hepsinin doğumu, yaşamı ve ölümü vardır.
Bir sentlik bir kâğıda 100 dolar yazıp mazlum milletlerden
100 dolarlık mal istemek ancak bir kabadayılıktır, bir mafya yöntemidir.
NİÇİN YIKILIYOR?
Eğer kapitalizm kendi mezarını kendi kazmasaydı hiç kimse
onu yıkamazdı. Kapitalizmi iç çelişmesi yıktı. Burjuvazi üretimi artırıp
toplumsallaştırırken mülkiyeti gittikçe özelleştirdi. Toplumsallaşan üretim,
özelleşen mülkiyet çelişmesini çözemediği için kapitalizm içten çürüdü ve
yıkılıyor.
Peki, kapitalist emperyalizmi çürüten şey neydi?
Emperyalizm üçayak üzerinde durabilir. Bunlar ekonomik,
siyasi-askeri ve kültüreldir.
Kapitalist ekonomi artı değer sömürüsü üzerine inşa
edilmiştir. Ama emperyalist ekonomi için bu yeterli değildir. Hegemonyası
altında tuttuğu ülkelerden ve sömürgelerden elde ettiği yağma ve talan sömürüsü
ile ayakta durabilir.
Ancak son yıllardaki çöküşünü bununla da açıklayamayız.
Emperyalizmi özellikle ABD emperyalizmini obezleştiren şey haraç sistemi olan
bir dolar imparatorluğu kurmasıdır. İşte o sistem bugün yıkılmaktadır.
Dolar sisteminin ekonominin kurallarıyla yakından uzaktan
bir ilgisi yoktur. Bir sentlik bir kâğıda 100 dolar yazıp mazlum milletlerden
100 dolarlık mal istemek ancak bir kabadayılıktır, bir mafya yöntemidir.
Dolar sistemi bir haraç sistemidir. Mafyatik bir sistemdir.
Ekonominin kuralı değil orman kanunu geçerlidir. Bugün uluslararası ticarette
birçok ülke hızla dolar sisteminden uzaklaşmaktadır.
İkincisi bu mafyatik haraç sistemini sürdürebilmek için
büyük askeri ve silahlı güce ihtiyaç vardır. ABD emperyalizminin beslediği
devasa askeri güç, konvansiyonel, nükleer, biyolojik ve kimyasal silahlar bunun
içindir. Kara, hava ve deniz filoları hegemonyasını devam ettirebilmek içindir.
ABD bugün 1,5 milyon muvazzaf, 1,5 milyon da yedek askere sahiptir.
Ancak karşısındaki kuvvetler de buna yetişmiş hatta bunu
fersah fersah aşmıştır. Rusya’nın gerek nükleer silah ve gerekse de asker
sayısı hızla yükselmiş, Yeltsin dönemine göre Putin döneminde yeniden disiplin
edilmiştir.
Çin Halk Cumhuriyeti hem asker sayısı hem de silah açısından
ABD’yi sollamıştır. Diğer taraftan Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti (KDHC),
Hindistan, Pakistan gibi Asya ülkeleri nükleer silahlara sahiptir. Küba,
Cezayir, Vietnam ve İran gibi antiemperyalist ülkeler ABD’ye karşı silahla
direnebilecek hatta bugün direnen ülkelerdir.
Bunun karşısında ABD’nin kapitalist Avrupa ülkelerinden
silahlı bir kuvvet örgütlenmesi yapabilecek ne bir gücü ne de bir yeteneği
vardır. NATO’yu bile zar zor ayakta tutabilmektedir. O açıdan Asya ülkelerine
açabileceği bir savaş pek mümkün gözükmüyor. Açsa bile sonucu şimdiden
bellidir. ABD’nin kaybetmesi kesindir.
ABD emperyalizmi 2000’lerde zirveye çıktı ve daha sonra
gerilemeye başladı. 2003 Irak işgali onun yükselişinin doruğu, aynı zamanda
tarihi gerilemesinin başlangıcıdır.
EKONOMİK VE AHLAKÎ ÇÖKÜŞ
En önemlisi de ABD ekonomisinin bu kadar silahlanmayı kaldırabilecek
gücü her geçen gün yitirmesidir. Trump’ın deyişiyle Ortadoğu çöllerine 8
trilyon dolar gömmekte, Ukrayna’ya milyarlarca dolar harcamaktadır.
Bu silahlanma harcamaları ABD ekonomisinin kaldıramayacağı
bir düzeye doğru hızla ilerlemektedir. Yani ABD’nin hayalleri çok yüksek ama
onu karşılayabilecek maddi gücü yoktur.
ABD emperyalizmini çöküşe götüren şey kültürel
politikalarıdır. Daha doğrusu savunduğu kültürel politikalardan onun sona
yaklaştığını görebiliyoruz.
Eskiden emperyalizmin kültür politikası bireycilik,
çıkarcılık, aç gözlülük, insan ilişkilerinde yırtıcılık diye eleştirirdik. Daha
sonra kumar, fuhuş, uyuşturucu, pornografi, alkolizm, rüşvet, hırsızlık,
dolandırıcılık, yalancılık emperyalizmin ürettiği toplumsal bozulma ve çürüme belirtileriydi.
Ancak emperyalizm çöküş döneminde eşcinsellik ve LGBT gibi
hem insanlık düşmanı hem toplumsal aile yapısını bozan hem de sevgi ve aşka
düşman politikalar izlemeye başladı. İşte bu da onun ölüm belirtisidir.
Çünkü eşcinsellik insan neslinin geleceğine saldırmaktadır.
Eşcinsellik insan üretemez. İkincisi toplumu dağıtmayı ve aile yapısını bozmayı
hedef almaktadır. Üçüncüsü de sevgiye ve aşka düşmandır.
Çünkü gerek çocuk ve evlat sevgisi gerekse de sevgili aşkı
karşıt cinsler arasında mümkündür. Tarihte eşcinsellerin aşkı görülmedi ve
duyulmadı ama Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Tahir ile Zühre, Ferhat ile
Şirin gibi efsane aşklar yaşandı. Bunların hepsi de kadın ve erkek arasındaydı.
Emperyalizm ve hegemonyacılık izlediği bu çürümenin ötesinde
kokuşmuş kültürel politikalarla ölüme doğru koşmaktadır.
İnsanoğlu hem doğanın hem de insanlığın canavarına dönüşmüş
bu emperyalist ve hegemonyacı sistemi yeryüzünden temizleyecektir. İşte insan
uygarlığı ondan sonra dev adımlarla ilerleyecektir.
İbrahim Kasapoğlu/aydınlık