Erdoğan’dan Yunanistan Açıklaması

rasthaber
Rasthaber –  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Yunanistan’ın son
dönemde Türkiye’ye yönelik tutumu hakkında, “Yunanistan NATO’da bizi
sürekli şikayet ediyor. Onların anlayacağı dil neyse parantez açarak o dille
konuşuyoruz. Anlıyorum ki onlar da anlıyor.” değerlendirmesinde bulundu.

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bosna-Hersek, Sırbistan
ve Hırvatistan’ı kapsayan ziyaretlerinin Balkan turu dönüşünde uçakta
gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’den
Semerkant’ta yapacağı görüşmede, Rus ürünlerinin koridordan gönderilmesini
isteyeceklerini söyledi. Erdoğan ayrıca Avrupa için kışın kolay geçmeyeceğini
de sözlerine ekledi.

Erdoğan’ın sorulan sorulara yanıtları şöyle:

SORU: Yunanistan’a yönelik “Bir gece ansızın gelebiliriz”
çıkışınız olmuştu. Yunanistan’ın o fiili saldırganlığından ziyade sizin bu
sözleriniz çok fazla gündem oldu batı dünyasında, Avrupa Birliği’nde.
Yunanistan’a ses çıkarılmadı neredeyse ama sizin sözleriniz çok yankı buldu.
Özellikle de “Türkiye bir askeri operasyona mı hazırlanıyor” noktasında sorular
sorulmaya başlandı. Ben bu çıkışınızı yaparken olası bir askeri müdahaleye mi
yoksa farklı tedbirlere mi işaret ettiniz, onu sormak istiyorum.

– İfade ettiğim hususların, vermek istediğim mesajın son
derece açık olduğunu düşünüyorum. Yunanistan’ın son dönemde Türkiye’ye yönelik
tutumu izah edilir gibi değil. Bir yanda Ege’de yaptıkları ihlaller var,
bazıları NATO görevi icra eden uçaklarımıza yönelik tacizler var, S-300
füzeleriyle radar kilitlemeye varan mütecaviz hareketler var. Bizim S-400
olayımızı diline dolayanlardan Yunanistan’ın S-300’leriyle alakalı bugüne kadar
herhangi bir şey duydunuz mu? S-300’ler de Rusya’nın, S-400 de Rusya’nın. Ama
ona ses yok.

Burnumuzun dibindeki adaları anlaşmalarla getirilen gayri
askeri statü hilafına silahlandırmaya devam ediyorlar. Aynı zamanda tabii üsler
kurulması olayı var. Bunun başını da malum Amerika çekiyor. Birleşmiş Milletler
Genel Kurulu’na gittiğimizde Sayın Başkan’la orada bir görüşme fırsatı bulursak
Amerika’nın bu noktada attığı adımlar da dile gelecektir, bu konuları da
konuşacağız. Diğer yanda deniz yetki alanları bağlamında Ege’de ve Doğu
Akdeniz’de bize dayatmaya çalıştıkları maksimalist tezler var. Bunun da yenilir
yutulur bir yanı yok. Türkiye ile doğrudan konuşmak yerine Birleşmiş
Milletler’de, Amerika Birleşik Devletleri’nde, Avrupa Birliği’nde ve hatta en
güçlü üyelerinden olduğumuz NATO’da bizi sürekli şikayet suretiyle adeta tehdit
mekanizmaları çalıştırıyorlar. Bunu tabii kabullenmek mümkün değil. Onların
anlayacağı dil neyse biz parantez açarak o dille konuşuyoruz. Anlıyorum ki
onlar da anlıyor.

SORU: Yunanistan’dan önce Suriye konusu gündemdeydi, “Bir
gece ansızın gelebiliriz” ifadesini Suriye’deki terör gruplarına yönelik de
kullanmıştınız. Rusya ile Türkiye arasında Soçi’de bir görüşme gerçekleşti.
Ondan sonraki süreçte Suriye’ye operasyon olabileceği yönünde konuşmalar oldu.
Şu andaki son durum nedir? Olası bir Suriye operasyonuyla ilgili ne
düşünüyorsunuz?

– Suriye ile ilgili olarak, malum orada birçok terör örgütü
var. Bu terör örgütlerinin bizim ulusal güvenliğimize tehdit oluşturmasına
müsaade etmeyiz. Onun için de sahada bu doğrultuda gerekli çalışmaları yapmamız
gerekiyor dedik ve bu çalışmaları yapıyoruz. Bölücü terör örgütlerine karşı bu
çabalarımız, Suriye’nin birliği ve toprak bütünlüğünün de aslında teminatı ama
rejim bunlara yönelik herhangi bir tavır şu ana kadar geliştirmedi ve
geliştirmiyor. Orada da bu terör örgütlerinin anladığı, anlayacağı bir dil var.
Bunlara da o dilden konuşmamız gerekiyor. Türkiye’nin kükremesini ne demek,
Türkiye kükrediği zaman nasıl kükrer, onlar bunu da biliyor. Onun için de “Bir
gece ansızın geliriz” veya “Bir gece ansızın oradayız” dediğimiz zaman terör
örgütleri bunu biliyor. Nereden biliyor, Cudi’den biliyor. Nereden biliyor,
Gabar’dan biliyor. Nereden biliyor, Tendürek’ten biliyor. Nereden biliyor,
Bestler Dereler’den biliyor. Nereden biliyor, bizim sınır ötesi harekatlardan
biliyor. Şehitlerimiz oldu. Ama bizim şehitlerimizin bedeli çok ağırdır ve o
bedeli de bunlar ödeyecekler ve ödüyorlar.

SORU: Rusya Devlet Başkanı Putin, Ukrayna’nın bütün
tahılının zengin ülkelere gittiğini, yoksul ülkelere gitmediğini söyledi. “Bu
güzerahın değişmesi, ülkelerin sınırlandırılması gerektiğini konuşabiliriz”
dedi. Siz de bugün Hırvatistan’da yaptığınız toplantıda onu haklı bulduğunuzu
söylediniz, Semerkant’ta görüşeceğinizi ifade ettiniz. Şimdi burada aslında
Rusya tarafından iki konu var, hem kendi gübresinin limanlardan çıkmaması hala
hem de işte yoksul ülkelere tahılın ulaşmaması konusu. Rusya Türkiye’nin
hatırına, Putin 120 günlük olan süreye müsaade etti ve bu süreyi verdi. Acaba
anlaşmayı devam ettirmeme gibi bir talebi olabilir mi? Size nasıl yaklaşır bu konuda,
siz nasıl yaklaşırsınız bu zirvede bu konuya?

– Semerkant’ta Sayın Putin’le geniş ve etraflıca olacağına
inandığım bir görüşme yapacağız. Bu görüşmede ağırlıklı olarak bu tahıl
koridoru meselesini görüşeceğiz. Doğrusu Sayın Putin’in “zengin ülkelere gidiyor,
fakirlere gitmiyor” yaklaşımını ben doğru buluyorum. Yani bunun böyle
yapılmaması lazım. Çünkü burada asıl dert, fakir ülkeleri bu tahıl koridorundan
ihya ederek fakir ülkelerin buradan nasibini almalarını ve bu sıkıntılı dönemi
aşabilmelerini sağlamak olmalı. Fakat şu anda durum öyle gözükmüyor. Yani Sayın
Putin’in dediği gibi o gemiler yine ya gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelere
doğru gidiyor. Belki de Sayın Putin, Rus ürünlerini bundan dolayı göndermiyor.
Biz tabii Semerkant’taki görüşmemizde artık Rus ürünlerinin de bu gemilerle
koridordan gönderilmesini kendisinden rica edeceğiz. Bunun da başlamasını
kendisinden özellikle isteyeceğiz. Eğer Rus tahılı da gelmeye başlarsa biz
burada bu fakir Afrika ülkelerine varıncaya kadar hepsini en ideal şekilde
belli bir sisteme oturtur, bağlarız ve oralara da bu tahılı, diğer ürünleri,
hepsini göndeririz. Bunu kendileriyle inşallah açık net konuşacağız. Çünkü
özellikle Afrika’da zor durumda olan birçok ülke var ki bu ülkeleri bizim
kucaklamamız, bunlara bu ürünleri bir an önce göndermemiz lazım.

SORU: Ben enerji kriziyle ilgili soru sormak istiyorum.
Malum “winter is coming.” Sizin de Esenboğa’dan ayrılmadan önce söylediğiniz
gibi kış Avrupa’da zor geçecek. Rusya, Ukrayna savaşından dolayı Avrupa’nın
kendisine uyguladığı yaptırımlara cevaben doğalgaz akışını süresiz olarak kesti
Avrupa’ya ve Avrupa’daki doğalgaz fiyatları da katlanarak arttı. Şu anda
devletler vatandaşlarına epey ağır tasarruf tedbirleri öneriyor, “kömür yakın,
19 dereceyi aşmayın, doğalgazı kısın” gibi. Ben bu bağlamda iki soru sormak
istiyorum. Birincisi, bu krizden dolayı Avrupa büyük bir mağduriyet yaşıyor,
tutumu değişir mi Avrupa’nın Rusya-Ukrayna kriziyle ilgili, öngörünüz ne?
İkincisi de Türkiye’nin Karadeniz’de bulduğu doğalgazı Türkiye ne zaman
kullanmaya başlayacak, bir tarih verebiliyor muyuz? Eğer yeni rezervler
bulunursa Türkiye doğalgaz ihraç eden bir ülke olur mu?

– Öncelikle biraz geri gitmek istiyorum. Yenilenebilir
enerji konusunda tabii doğalgaz sıkıntısı patlak vermediği dönemde başta
Almanya ve Fransa olmak üzere bunlar çok havalı dolaşıyorlardı. Çünkü “bizim
nükleer enerjimiz var” diyorlardı. Nükleer enerji dolayısıyla da rahat
olduklarını söylüyorlardı. Doğalgaz konusunda da sıkıntılarını olmadığını
söylüyorlardı. Hatta o aralarda benim Merkel’le de Macron’la da görüşmelerim
olmuştu. O görüşmelerde de onlar kömürü, yani termik santralleri
kapatacaklarını ve yenilenebilir enerjiye geçeceklerini, hatta hatta nükleer
enerji santrallerini de kapatma kararı aldıklarını söylemişlerdi. Mesela
Almanya üç santrale indirmişti. Scholz gelince Scholz’la da ben bu konuyu
konuştum, “Ben Merkel’in attığı adımdan geri gitmem. Ben de bu nükleer enerji
santrallerini kapatmakta kararlıyım” dedi. “Bunu iyi düşündünüz mü?” dedim.
“Evet, çünkü yenilenebilir enerji artık Avrupa Birliği’nin ortak bir kararı”
dedi. Baktım Macron da aynı durumda. Ve ne oldu? Bir ay geçmedi, Almanya hemen
Ruhr havzasını açma kararı verdi ki Ruhr havzası Almanya’nın kömürde çok güçlü
olduğu, önemli bir termik santral havzasıdır. Şu anda Almanya Ruhr havzasını
yani termik santrali kullanmaya başladı. Böyle bir duruma geldi. Tabii Rusya
keyfinden bu kararları almadı, bu adımları atmadı. Avrupa öyle zannedildiği
gibi rahat değil, huzurlu değil. Bu çok farklı bir yere gidiyor. Böyle bir
durum var. Hamdolsun bizim şimdilik böyle bir sıkıntımız yok. Rusya bize
herhangi bir yaptırım uygulamıyor. Hele hele kendisiyle fiyat konusunda bir
görüşmem, konuşmam olmuştu. O konudaki yaklaşımını da bize müspet olarak
gerçekleştirirse o zaman zaten “nurun ala nur” olur. Çünkü bizim de derdimiz,
mümkün olduğunca elektriği veya doğalgazı vatandaşımıza daha uygun şartlarda
verebilmek. Hele hele 2023 ile birlikte inşallah kendi doğalgazımızı çıkarmamız
halinde, onu çıkardığımız andan itibaren biz vatandaşımızın kapısına doğalgazı
çok daha ucuza ulaştıracağız. Hedefimiz bu. Şimdilik bu mevcut rezerv, ihraca
yönelik bir rezerv değil. Ama Türkiye için çok büyük bir kapıyı inşallah açmış
olacağız.

SORU: Avrupa, Rusya Ukrayna savaşıyla ilgili tutumunu
değiştirir mi, bu kış yaşayacağı krizden dolayı?

– Bu kışı atlatmadan öyle bir kararı vermek zor gibi geliyor
bana. Çünkü Avrupa için bu kış öyle kolay geçmeyecek, çok sorunlu bir kış
olacak, mali noktadan faturası çok ağır bir kış olacak.

SORU: Benim de aslında Avrupa’da yaşanan enerji kriziyle
bağlantılı bir sorum olacak. Avrupa, tarihinin en büyük enerji krizini yaşıyor
ve bu enerji krizinin de Avrupa’da üretimde de sanayi üretiminde de aksamalara
yol açması bekleniyor. Avrupa’da aksama yaşanacak sektörlerdeki üretimlerin ve
bireysel talebin Türkiye’ye kayması bekleniyor. Şu ana kadar buna yönelik
yatırım ya da iş birliği talebi geldi mi Avrupa’dan? Ya da buna yönelik bir
hazırlık var mı şu anda? Bu gelişmelerle birlikte aslında pandemi döneminde Türkiye
üretimini aksatmadan devam ettirdiği için güvenli bir tedarik merkezi haline
gelmişti. Bu gelişmelerle birlikte Türkiye’nin bu özelliği daha da güçlenir mi?

-Şu anda gerek Avrupa’dan gerek dünyanın değişik yerlerinden
Türkiye’de yatırım için kapımızı çalanlar var. Tabii hassasiyetleri sebebiyle
bu firmaların kimler olduğu konusuna girmeyeceğim ancak şu an itibarıyla
toplamda 20 milyar dolar gibi Türkiye’de yatırım yapma konumunda olan firmalar
var. Bu rakam inşallah daha da yükselecek, öyle gözüküyor. Bir de şu anda mali
noktada dışarıdan parasını Türkiye’de park eden firmalar da başladı. Çünkü
başka ülkelere güven kalmadı. Ama Türkiye’ye bu noktada güven var. Bununla
ilgili olarak birçok görüşmeleri ben ve arkadaşlarım yürütüyoruz ve bu
görüşmeler neticesinde de olumlu neticeler alıyoruz. İşi gevşetmeyeceğiz, sıkı
tutacağız ve bu süreci de en güzel şekilde inşallah değerlendireceğiz,
atlatacağız. Çünkü Merkez Bankamızda dikkat ederseniz bir defa rezerv
yükselmeye başladı. Bu tabii döviz rezervi noktasında bizim rahat hareket
etmemizi sağlamış oluyor. Bu konuyla ilgili de şu anda birçok dost ülke gerekli
desteklerini sağ olsun veriyorlar. Onlardan borçlanmamız Merkez Bankası olarak
güçlenmemize neden oluyor. İnşallah bunu başarmak suretiyle de dövizdeki bu
sıkıntıyı aşmış olacağız. Bir diğer taraftan da özellikle ihracatta malum öyle
ürünler var ki bunlar ithale dayalı, bu ürünlerde de dövize ihtiyacınız var,
bunları da bu yolla karşılamış oluyoruz. Bu noktada şu anda ilgili
bakanlıklarımız, kurumlarımız çalışmalarını sürdürüyor. Hele hele tabii bu
dönemde turizmde çok ciddi bir gelişme var. Turizmdeki gelişmeyle de hamdolsun
koronavirüs döneminin öncesine geçtik ve şu anda turizmde gerek Rusya gerek
Ukrayna gerek batıdan ciddi turist çekmeye başladık. Bu konuda da tabii Kültür
ve Turizm Bakanıma teşekkür ediyorum. Çünkü bu işi kovalamadığınız sürece
netice almak da mümkün değil. Aynı şekilde İngiltere’den de ciddi manada turist
alıyoruz. Böyle bir dönemin içerisindeyiz.

Bu kışı atlatmadan öyle bir kararı vermek zor gibi geliyor
bana. Çünkü Avrupa için bu kış öyle kolay geçmeyecek, çok sorunlu bir kış
olacak, mali noktadan faturası çok ağır bir kış olacak.

Benim de aslında Avrupa’da yaşanan enerji kriziyle
bağlantılı bir sorum olacak. Avrupa, tarihinin en büyük enerji krizini yaşıyor
ve bu enerji krizinin de Avrupa’da üretimde de sanayi üretiminde de aksamalara
yol açması bekleniyor. Avrupa’da aksama yaşanacak sektörlerdeki üretimlerin ve
bireysel talebin Türkiye’ye kayması bekleniyor. Şu ana kadar buna yönelik
yatırım ya da iş birliği talebi geldi mi Avrupa’dan? Ya da buna yönelik bir
hazırlık var mı şu anda? Bu gelişmelerle birlikte aslında pandemi döneminde
Türkiye üretimini aksatmadan devam ettirdiği için güvenli bir tedarik merkezi
haline gelmişti. Bu gelişmelerle birlikte Türkiye’nin bu özelliği daha da
güçlenir mi?

Şu anda gerek Avrupa’dan gerek dünyanın değişik yerlerinden
Türkiye’de yatırım için kapımızı çalanlar var. Tabii hassasiyetleri sebebiyle
bu firmaların kimler olduğu konusuna girmeyeceğim ancak şu an itibarıyla
toplamda 20 milyar dolar gibi Türkiye’de yatırım yapma konumunda olan firmalar
var. Bu rakam inşallah daha da yükselecek, öyle gözüküyor. Bir de şu anda mali
noktada dışarıdan parasını Türkiye’de park eden firmalar da başladı. Çünkü başka
ülkelere güven kalmadı. Ama Türkiye’ye bu noktada güven var. Bununla ilgili
olarak birçok görüşmeleri ben ve arkadaşlarım yürütüyoruz ve bu görüşmeler
neticesinde de olumlu neticeler alıyoruz. İşi gevşetmeyeceğiz, sıkı tutacağız
ve bu süreci de en güzel şekilde inşallah değerlendireceğiz, atlatacağız. Çünkü
Merkez Bankamızda dikkat ederseniz bir defa rezerv yükselmeye başladı. Bu tabii
döviz rezervi noktasında bizim rahat hareket etmemizi sağlamış oluyor. Bu
konuyla ilgili de şu anda birçok dost ülke gerekli desteklerini sağ olsun
veriyorlar. Onlardan borçlanmamız Merkez Bankası olarak güçlenmemize neden
oluyor. İnşallah bunu başarmak suretiyle de dövizdeki bu sıkıntıyı aşmış
olacağız. Bir diğer taraftan da özellikle ihracatta malum öyle ürünler var ki bunlar
ithale dayalı, bu ürünlerde de dövize ihtiyacınız var, bunları da bu yolla
karşılamış oluyoruz. Bu noktada şu anda ilgili bakanlıklarımız, kurumlarımız
çalışmalarını sürdürüyor. Hele hele tabii bu dönemde turizmde çok ciddi bir
gelişme var. Turizmdeki gelişmeyle de hamdolsun koronavirüs döneminin öncesine
geçtik ve şu anda turizmde gerek Rusya gerek Ukrayna gerek batıdan ciddi turist
çekmeye başladık. Bu konuda da tabii Kültür ve Turizm Bakanıma teşekkür
ediyorum. Çünkü bu işi kovalamadığınız sürece netice almak da mümkün değil.
Aynı şekilde İngiltere’den de ciddi manada turist alıyoruz. Böyle bir dönemin
içerisindeyiz.

SORU: Benim sorum iç siyasetle ilgili olacak. Altılı masada
CHP’den gelen “HDP’ye bakanlık verebiliriz” çıkışıyla başlayan tartışma karşılıklı
atışmalarla sürüyor. Seçime de az bir zaman kaldı ama buna rağmen herhangi bir
aday belirleyememiş olmaları da göz önünde bulundurulursa bu yapının ülke
yönetimine talip olmak istemesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Yani onu benim değerlendirmem doğru olur mu? Ben böyle
çürük tahtalara basmam. Yani bu adı altılı masa olan, nereye gideceği belli
olmayan bu yapıdan hiçbir şey çıkmaz. Varsa adayınız adayınızı açıklarsınız
değil mi? Ama şu anda altılı masanın yaptığı tek iş var; “Önümüzdeki toplantıyı
kimin evinde yapacağız?” Tek yaptıkları iş bu. Sıralamaya koymuşlar. Başka bir
şeyi hiç duydunuz mu? “Önümüzdeki toplantıyı kimin evinde yapacağız?” Hep bu.
Bir mesafe alın, bir adım atın; yok. Herhalde bunlar Yüksek Seçim Kurulunun
açıklamayı yaptığı ana kadar bir karar alamayacaklar diye düşünüyorum.

SORU: Kılıçdaroğlu, KHK’lıları göreve iade edeceğinden
bahsetti ve bununla ilgili olarak bir parti görevlisi de olduğunu söyledi. Siz
de böyle bir yetkisinin olmadığını söylediniz. Ama işin arkasında başka bir şey
daha var. Bu KHK’lılar, siz de belirttiniz, PKK’lılar ve FETÖ’cüler. Bunların
ikisinin birlikte arkada bıraktığı on binlerce şehidimiz var, verdiği büyük
zarar var. Altılı masadan da bununla ilgili herhangi bir itiraz yok, çok
mutlular. Cumhuriyetin 100’üncü yılını kutladığımız bir noktada Cumhuriyet Halk
Partisi ne yapmak, bizi nereye götürmek istiyor?

– Yani siz aslında sorunun içinde cevabı verdiniz. “Şüheda
fışkıracak toprağı sıksan şüheda, canı cananı bütün varımı alsın da hüda,
etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda” diyoruz. Ama bunların şüheda diye bir
dertleri var mı, yok. Neymiş; FETÖ’cülerle, KHK’lılarla ilgili “ben
bırakacağım” diyor. Sen kimsin, sen neyi bırakıyorsun? Eğer bu ülke bir hukuk
devletiyse bu hukuk devletinde bu kararı verecek olan merci bellidir.
Neresidir? Yargıdır. Yargı bunun kararını verir. Ama o, bu kararı yargıya
bırakmıyor, kendisi bu kararı verecekmiş! Yani bunların bir defa hukuk
tanımazlığı da var, kanun tanımazlığı da var. Bay Kemal’e sormak lazım “sen bu
yetkiyi nereden alıyorsun?” O masanın etrafında olanlarda da bu konuyla ilgili
gariplikler var. Bir defa böyle bir yetki yok. Şimdi zaten bunlara kalsa ne
yapacaklar; “Abdullah Öcalan’ı da bir KHK kararıyla bırakacağım” derler.
Demirtaş için de derler. Diğerleri için de derler. Öyle bir yetki var mı? Bizim
bu kadar şehidimiz var. O şehitlerimizin anacıkları ve bu milletin evlatları bu
işe nasıl bakar! Asla böyle bir şeye prim vermek mümkün değil. Bu kadar
şehidimiz olacak, bütün bu şehitlerimizin faillerine siz tahliye kararı
vereceksiniz veya beraat kararı vereceksiniz! Bizler bu ülkede siyaset
yaptığımız sürece kolay değil bu işler.

SORU: Son günlerde Türk güvenlik güçlerinin peşpeşe
teröristleri paketlediği haberleri geliyor. Geçtiğimiz hafta Yunanistan’da
eğitim gören PKK’lı İstanbul’da eylem hazırlığındayken yakalandı. İkincisi
Diyarbakır’da yine eylem hazırlığında 4 PKK’lı, Gaziantep’te eylem hazırlığında
olan DAEŞ’lı teröristler, yine FETÖ üyeleri paket paket getiriliyor. Bu
paketler aslında büyük bir paketin fragmanı mı? Bu anlamda terör örgütlerine ve
teröristlere yönelik yeni bir operasyon ya da yakalama haberi var mı?

Emniyet Genel Müdürlüğü ile İstanbul Emniyet Müdürlüğü ve
MİT Başkanlığı, DEAŞ terör örgütüne yönelik önemli bir operasyona daha imza
attı. Ve DEAŞ’ın en önemli üst düzey yöneticileri arasında bulunan “Abu
Zeyd/Üstad Zeyd” kod adlı Bashar Hattab Ghazal Al Sumaidai adlı terörist
Türkiye’de yakalandı. Bu terörist, DEAŞ terör örgütü lideri Ebubekir El Bağdadi
ve ondan sonraki lideri Abdullah Kardaş’ın öldürülmesinden sonra, örgüt
içerisinde en önemli üst düzey yöneticilerden biriydi. Uluslararası raporlarda
ve BM Güvenlik Raporunda da DEAŞ terör örgütünün üst düzey yöneticilerinden
olduğu bilgileri yer alıyordu. Sorgusunda da örgüt içerisinde sözde kadılık,
sözde eğitim bakanlığı ve adalet bakanlığı yaptığı yönünde kendi beyanları
bulunuyor. Bu teröristin uzunca bir süredir Suriye ve İstanbul’daki
bağlantıları takip ediliyordu ve yasadışı yollarla Türkiye’ye giriş yapacağı
yönünde istihbari bilgiler edinilmişti. Ve bu terörist, Emniyet İstihbarat, MİT
ve İstanbul Emniyetinin başarılı operasyonuyla yakalandı. İstanbul emniyet
birimlerince teröristin sahte kimlik kullandığı ve kılık değiştirdiği
belirlendi. Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı ve İstanbul Emniyet
Müdürlüğünün sorgulamasının ardından bu DEAŞ’lı terörist, İstanbul Cumhuriyet
Başsavcılığının talimatıyla adli makamlara sevk edildi. Bu dönemin en önemli
operasyonlarından bir tanesi gerçekleşmiş oldu.

SORU: Geçtiğimiz günlerde partinizde kurmaylarınızla sürpriz
bir toplantı yaptınız seçim beyannamesi konusu üzerinde. Şimdi bu seçim
döneminde AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak nasıl bir kampanya yürütmeyi
düşünüyorsunuz, hangi başlıkları öne çıkarmayı düşünüyorsunuz? Bu seçimlerin
ana mottosu, teması ne olacak; halk, seçmen neye göre oy verecek?

Şu anda konuyla ilgili ekipler çalışıyor. Bu çalışmaları
belli bir noktaya getirdikten sonra kampanyanın ana başlıklarını o zaman
açıklayacağız. Şu anda parti teşkilatımız içerisinde geniş bir ekibimiz bu
çalışmayı yürütüyor. Bu çalışmaları olgunlaştırdıktan sonra da açıklamamızı
yaparak hepsini kamuoyuyla paylaşacağız. Biliyorsunuz bu konularda AK Parti’nin
deneyimi, tecrübesi her zaman için diğerleriyle mukayese edilemeyecek derecede
ileridir, iyidir. Şu anda bu çalışmaları yürüten arkadaşlarımız bizlere sunumlarını
yapıyorlar ve bu sunumlardan sonra da belli bir olgunluğa gelince bunu
kamuoyuyla en güzel şekilde paylaşmayı planlıyoruz.

SORU: Son dönemlerde sosyal medyada manevi değerlere, insani
fıtratlara yönelik çokça hakaretler, saldırılar, eylemler yapılıyor. Bunlara
karşı, yeni eğitim öğretim yılı da başlarken özellikle yeni nesli, gençlerimizi
koruma noktasında hükümet olarak yeni bir çalışmanız olacak mı? Bir de maalesef
sosyal medya dezenformasyonun birinci kaynağı. Bu yasa meselesi ne zaman gündeme
gelecek ya da Meclis’ten çıkacak?

Sosyal medyayla ilgili düzenleme Meclis’in açılışıyla
birlikte gündemimizde. Diğer taraftan evlatlarımızın eğitim öğretimlerini
sürdürürken, teknoloji kullanımını artırırken milli manevi değerlerimizle
hemhal olmalarını ihmal etmemeliyiz. Fakat örneğin Meral Hanım’ın Sultan
Abdülhamid’e yönelik yaptığı hakareti neyle izah edeceğiz? Üstelik de sen
tarihçiyim diye geçineceksin ve Sultan Abdülhamid’i anlamakta, onu yaşamakta
bihaber olacaksın. Elbette bu konularda gençlerimizi çok daha farklı bir
şekilde işlememiz, anlatmamız gerekiyor. Ama tabii tabuların egemen olduğu bir
yapı var ve bu tabular öyle ileri safhada ki asıl anlaması, asıl kendi
dünyasına yerleştirmesi gerekenleri maalesef yakalamıyor. Temenni ederiz ki
inşallah bu işi de belli bir yere oturtalım.

SORU Batı ülkelerinde İslamofobi üzerinden yürütülen
ırkçılık ve nefret söylemi, bazen ülkemizde de Suriyeli göçmenler ve Arap
turistler üzerinden siyasi rant elde edilmek için kullanılıyor. Özellikle genç
nesli etkileme amacı taşıyan bu ırkçılık ve nefret söylemine karşı ne tür
tedbirler alınıyor, bu konuda neler düşünüyorsunuz?

Demokratik haklarını, maalesef kin ve nefret türü yanlış
yollara sevk etme üzerine bina eden başta ana muhalefet partisi ve onun
yandaşları, yavruları ülkemize gelen bu misafirlere karşı böyle bir kampanyayı
sürdürüyorlar. Şunu çok açık net söylemem gerekir; birinci derecede Suriye,
ikinci derecede Afganistan hatta Irak, buralardan gelenlere karşı biz ana
muhalefetin durduğu yerde değiliz. Çünkü biz hicret kültürünü iyi biliriz.
Muhacir kimdir, bunu çok çok iyi biliyoruz. Aynı zamanda bir muhacir olan
sevgililer sevgilisi Peygamberimiz yanındaki sahabelerle Medine’ye hicret
etmişti. Biz ensar-muhacir ilişkisini en iyi şekilde anladık, yaşadık. Hani
“taleal bedru aleyna” diyoruz ya, bütün bunların hepsi bir yere dayanıyor. Ama
ana muhalefetin başındaki adamın “talaeal bedru aleyna” nedir, bundan haberi
var mı; yok. Onun hicret nedir, muhacir nedir, ensar nedir; bundan haberi yok
ki… O farklı bir dünyada yaşıyor. Şimdi onunla beraber altılı masada onun
yanında olanlar da maalesef aynı şekilde davul tokmak misali yola devam
ediyorlar. Biz ise asla böyle bir yanlışın içerisine girmeyiz, giremeyiz. Biz
bu kardeşlerimize sonuna kadar sahip çıkacağız. İşte biz örneğin bu briket
evleri niye yapıyoruz? Bu insanlar bir savaştan kaçıyorlar. Savaştan kaçıp
ülkemize gelen bu insanlara tekrar kendi topraklarına dönme imkanını hazırlamak
için STK’larımızla o briket evleri hazırladık, hazırlıyoruz ve onlar da şimdi
yavaş yavaş oraya dönmeye başladılar ve oraya yerleşiyorlar.

SORU Türkiye’de yaşanan kira sorunu, barınma sorunu olduğu
ifade ediliyor. Bu kapsamda hükümet konutlarda kira artışını yüzde 25 ile
sınırlandırdı ve 13 Eylül’de de Cumhuriyet tarihinin en büyük sosyal konut
projesi açıklanacak. Söz konusu projenin 250 bin konut olacağı ifade ediliyor.
Bu kampanya vatandaşımızı nasıl etkileyecek?

Bu kampanyanın vatandaşımızı çok çok olumlu istikamette
etkileyeceğine inanıyoruz. Burada sadece konut değil, aynı şekilde arsa
projemiz var. 250 bin konut, 100 bin altyapılı konut arsası içeriyor. İcabında
vatandaş “ben kendim yapacağım” diyorsa, onlara da “buyur kardeşim, 100 bin
arsa var, kendin de yapabilirsin” diyoruz. Ayrıca 10 bin sanayi sitesiyle
vatandaşımıza kendi işini kurma imkanı da sağlanacak. Gençler, emekliler,
engelliler, şehit yakınları ve gazilere yönelik özel kontenjanlar olacak.
Vatandaşlarımıza böylece ev sahibi olabilme kolaylığı sunuyoruz. Bunlarla
birlikte inanıyoruz ki yüksek kira bedeli almak suretiyle korsanlık yapanlar da
burada en büyük darbeyi yiyeceklerdir.

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın