Eski MI6 Subayından Analiz: Bin Selman’ın Yemen Karşısındaki Büyük Hatası

Adem Namlı

İngiliz emekli diplomat ve eski MI6 subayı, Suudi rejiminin ve özel olarak Muhammed bin Selman’ın kendi elleriyle krallığın yönetimini çöküşün ve devrilmenin eşiğine getiren koşullar yarattığına inanıyor. Eski subay, bölgedeki geleceğin düzeninin İran’ın sunduğu bağımsız model ekseninde şekilleneceğini öngörüyor.

MI6 bünyesinde 30 yıllık bir geçmişe sahip olan ve Batı Asya ile Kuzey Afrika genelinde direniş akımlarıyla bağlantılı aktörlerle müzakereler yürüten İngiliz yetkililer arasında yer alan Alastair Crooke; Yemen ile savaşın, Bin Selman’ın geçmişteki kötü kararlarını tamamlayan en kötü hata olduğuna inanıyor. Crooke, Suudi rejiminin sözde müttefiklerinden asla etkili bir destek görmeyeceğini ve Suudi Arabistan içindeki koşulların da kesinlikle bu kraliyet hanedanının lehine olmadığını vurguluyor.

Eski subay, bölge genelinde bağımsızlık arayışı ve İran’ın daha önce tecrübe ettiği kendi kendine yetme ilkesi ekseninde şekillenen ve öne çıkan bir modelin gözlemlendiğini belirtiyor.

Muhammed bin Selman Kendi Çöküşünün Zeminini Kendi Elleriyle Hazırladı

Alastair Crooke, Suudi Arabistan’ın siyasi istikrarının son derece kırılgan hale geldiğini ve Yemen savaşının bu kırılganlığı tırmandırdığını iddia ediyor. Crooke, Muhammed bin Selman’a yönelik ana tehdidin; özellikle kabileler ve Suudi Arabistan’ın geleneksel güç yapıları arasında iç muhalefetin şekillenmesi olduğunu açıklıyor.

İngiliz diplomat, daha ciddi tehdidi ise Suudi hanedanının siyasi meşruiyetinin erimesinde görüyor. Crooke’a göre Muhammed bin Selman; Suudi hanedanı ile dini kurum arasındaki tarihi mutabakatı zayıflatarak, gücü kendi elinde toplayarak ve diğer nüfuz merkezlerini tasfiye ederek yönetimin geleneksel meşruiyet temellerini sarsmıştır. Sonuç olarak, ekonomik kriz ve savaşın getirdiği baskılar, Suudi rejiminin bekasını her zamankinden daha fazla tehdit edebilecek siyasi ve toplumsal huzursuzluk zemininde yayılmaktadır.

Crooke, Muhammed bin Selman’ın 2030 Vizyonu çerçevesindeki politikalarının; eğlence, turizm ve sosyal özgürlükleri genişletme iddiasıyla geleneksel güç yapılarını zayıflattığına ve din adamları, kabileler ve hatta Suudi prensler arasındaki hoşnutsuzluğu artırdığına inanıyor. Bin Selman; dini kurumun nüfuzunu kısıtlayarak, petrol gelirlerini yönetici aile elinde toplayarak, ayrıcalıkları adaletsiz dağıtarak ve kabilelerin bir kısmını ekonomik ile askeri avantajlardan mahrum bırakarak iç bölünmeleri derinleştirdi. Ayrıca Neom gibi dev projelerin uygulanması için kabile topraklarına el konulması ve Ritz-Carlton otelindeki gözaltılar sırasında prenslerin aşağılanması, bu hoşnutsuzlukların boyutunu artırdı.

Bu emekli istihbarat subayı, Bin Selman’ın diğer güç merkezlerini kenara iterek ve bu politikaların doğrudan sorumluluğunu üstlenerek daha geniş çaplı muhalefetlerin şekillenmesine kendi eliyle zemin hazırladığı sonucuna varıyor; öyle ki, iddiasına göre Suudi kabile liderleri arasında ve hatta bölgenin yeni siyasi düzeni ile petrol serveti ve siyasi gücün yeniden dağıtımı konusunda İran Devrim Muhafızları ile bazı temas ve görüşme belirtileri gözlemlenmektedir.

Suudi Krallığı ve Benzerleri Bölgedeki Sömürgeci Müdahalelerin Ürünüdür ve Çökmeye Mahkumdur

Crooke devamında, iç krizin ve Ensarullah ile savaşın şiddetlendiği koşullarda Suudi Arabistan’ın mevcut yalnızlığının, Riyad’ın ABD ve diğer bölgesel güçlerin etkili askeri desteğine asla güvenemeyeceğini gösterdiğini iddia ediyor.

Eski subay, Suudi ordusunun temel olarak Yemen güçlerine karşı uzun ve zorlu bir savaş yürütmekten ziyade, kraliyet ailesini korumak ve iç isyanları önlemek üzere tasarlandığına inanıyor; nitekim Yemen savaşının tarihi tecrübesi de Suudi Arabistan ve müttefiklerinin yerel güçleri yenme konusundaki sınırlı kabiliyetini göstermiştir.

Crooke; Pakistan’ın siyasi mülahazalarına, Türkiye’nin ekonomik sorunlarına ve Mısır’ın Yemen’e askeri müdahaledeki acı tecrübesine işaret ederek, bu ülkelerin Riyad’ı kurtarmak için savaşa etkili bir şekilde girme ihtimalini zayıf değerlendiriyor. Eski subay bu durumu Batı Asya’daki daha geniş meşruiyet ve istikrar krizinin bir parçası olarak görmekte; Bahreyn, Kuveyt ve Ürdün gibi ülkelerin de ekonomik bağımlılık, siyasi yapıların kırılganlığı ve yönetimlerinin meşruiyetinin tarihi köklerindeki belirsizlik gibi nedenlerle kırılgan olduğunu belirtmektedir.

Ona göre bu ülkelerin petrol gelirlerine ve dış yardımlara bağımlılığının sürmesi, servetin yönetici seçkinlerin elinde toplanması ve toplumsal taleplere yanıt verilememesi ile birleştiğinde, mevcut krizleri bölgenin siyasi düzeninde daha derin bir dönüşüme dönüştürebilir.

Bu doğrultuda Crooke, mevcut gelişmeleri sömürgecilik döneminden kalan siyasi düzenin temellerinin sarsılması olarak değerlendirmekte ve ekonomik krizlerin, savaşların ve iç huzursuzlukların devam etmesinin Batı Asya’daki güç yapısının köklü bir şekilde yeniden düzenlenmesine ve mevcut bölgesel düzenin kademeli olarak sona ermesine zemin hazırlayabileceğini tahmin etmektedir.

İran, Bölgenin Bağımsızlığa ve Yeni Düzene Doğru İlerlemesinde Model ve Eksen Olacaktır

İngiliz diplomat ardından Batı Asya’daki mevcut gelişmelerin, İran’ın çıkarlarının geçmişe kıyasla daha fazla tanındığı ve ABD’nin bölgedeki varlığı ile nüfuzunun neredeyse yok olacağı bölgesel bir düzenin şekillenmesine yol açacağını açıklamaktadır.

Bu açıdan Crooke, İran’ın rolünün sadece askeri dengeyi değiştirmek veya ABD nüfuzunu sınırlandırmakla kalmayıp, bölgedeki güç ve servet dağılımı modelinde daha derin bir dönüşüme kadar genişleyebileceğini ifade etmektedir. Crooke, yeni düzenin daha üretken bir ekonomiye, dışa bağımlılığın azaltılmasına ve ekonomik kazanımların bölge toplumları arasında daha yaygın bir şekilde dağıtılmasına doğru ilerlemesi gerektiğine inanmaktadır: “Tam da İran’da gözlemlendiği gibi.”

Dolayısıyla Crooke, mevcut gelişmeleri Batı Asya’nın güvenlik ve ekonomik ilişkilerinin yeniden düzenlenmesi ve İran’ın bölgesel denklemdeki konumunun güçlenmesi için bir fırsat olarak değerlendirmektedir.

İsrail Yakın Gelecekte Dönüştürücü Gelişmelerle Karşı Karşıya Kalacaktır

Crooke, bölge genelinde direniş cephesiyle bağlantılı yetkililerle müzakerelerde deneyimli İngiliz yetkililerden biri olarak, bölgesel düzenin yeniden yapılandırılmasının Şii-Sünni ayrımına dair yüzeysel yaklaşımları aşmayı ve bölge aktörlerinin tarihi ve siyasi kimliğini daha isabetli kavramayı gerektirdiğine inanmaktadır.

Yemenlilerin sadece Şiiliğin bir kolu veya İran’a bağımlı bir güç olarak değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Crooke; bu hareketin bağımsız tarihi, kimliksel ve siyasi kökleri olduğunu, davranışlarının Yemen’in iç gelişmeleri ve bölgesel çatışmalar bağlamında analiz edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Crooke, bu karmaşıklıkların göz ardı edilmesinin Batı’nın bölgedeki yeni dinamikleri anlamasını zorlaştırdığını ifade etmektedir.

Crooke devamında İsrail’in geleceğini de bu gelişmelerle ve Batı Asya’daki güç dengesinin değişmesiyle bağlantılı olarak değerlendirmekte ve İsrail’in önemli stratejik sınamalarla karşılaşacağına inanmaktadır; zira yeni güvenlik düzenlemelerinin şekillenmesi, bağımsız bölgesel aktörlerin güçlenmesi ve Batılı güçlerin koşulsuz desteğine dayanma imkanının azalması, bu rejimin konumunu sarsabilir.

Batı, Engellemeye Gücünün Yetmediği Bir Değişime Karşı Direniyor

Alastair Crooke’a göre Batılı güçlerin temel sorunlarından biri, uluslararası sistemdeki yeni güç dağılımını kabul etme ve buna uyum sağlama konusundaki yetersizlikleridir. ABD ve müttefiklerinin önceki siyasi, güvenlik ve ekonomik yapıları korumaya çalışmaya devam ettiğini, oysa bölgesel ve uluslararası gelişmelerin bu yaklaşımın sınırlarını ortaya koyduğunu belirtmektedir.

Bu eski MI6 subayının inancına göre, yeni gerçekliklere uyum sağlamak ve bölgesel güçlerin bağımsız rolünü kabul etmek yerine geçmişteki üstünlüğü korumada ısrar etmek, mevcut krizleri tırmandırabilir ve Batı’ya daha fazla siyasi ile ekonomik maliyet yükleyebilir.

Crooke bu doğrultuda önümüzdeki iki ila üç yıl içinde Batı Asya’nın siyasi ve güvenlik yapılarında derin dönüşümlere tanıklık edebileceğini öngörmektedir; bu gelişmeler sömürge döneminden kalan düzenin zayıflamasına, ABD nüfuzunun azalmasına ve taze bölgesel düzenlemelerin şekillenmesine yol açacaktır. Crooke’un bakış açısına göre bu dönüşümler sadece ittifaklarda veya askeri dengede sınırlı bir yer değiştirme değil, mevcut düzenin temellerini ve bölge genelindeki güç ilişkilerini etkileyen köklü değişimlerdir.

 

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın