Tarih bazen bir çöl sıcağında, bazen bir dağın yamacında, bazen de bir insanın kalbinde şekillenir. İslam tarihinin en çok konuşulan ve üzerinde en çok düşünülen duraklarından biri de Gadir Hum’dur.
Hicretin onuncu yılıydı. Allah Resûlü Hz. Muhammed (sav), Veda Haccı’nı tamamlamış, Medine’ye dönmek üzere yola çıkmıştı. Mekke ile Medine arasında bulunan Gadir Hum denilen bölgede kafileyi durdurdu. Sıcak öylesine yakıcıydı ki insanlar ayaklarını korumak için elbiselerini yere seriyordu. İşte böylesine unutulmaz bir günde Peygamber Efendimiz, ümmetine önemli bir hitapta bulundu.
Rivayetlere göre Hz. Ali’nin elini kaldırarak şöyle buyurdu:
“Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır. Allah’ım, onu seveni sev, ona düşmanlık edene düşman ol.”
Asırlardır bu sözlerin manası üzerinde düşünülüyor. Kimileri burada Hz. Ali’nin manevi ve siyasi liderliğine işaret edildiğini söylerken, kimileri de Peygamberimizin Hz. Ali’ye duyulan sevgiyi, bağlılığı ve saygıyı ümmete hatırlattığını ifade eder. Farklı yorumlar olsa da herkesin üzerinde birleştiği bir hakikat vardır: Gadir Hum, Hz. Ali’nin yüce şahsiyetinin ve Resûlullah’ın ona duyduğu güvenin ilan edildiği büyük bir buluşmadır.
Belki de Gadir Hum’u anlamanın en güzel yolu, onu bir makam veya yetki tartışmasının ötesinde okumaktır. Çünkü Peygamberimiz o gün insanlara sadece bir isim göstermedi; sadakatin, adaletin, ilmin ve vefanın temsil ettiği bir ahlakı işaret etti.
Hz. Ali denildiğinde akla cesaret gelir. Hikmet gelir. Yetimin başını okşayan merhamet gelir. Hakkın yanında dimdik duran bir duruş gelir. Resûlullah’ın “Ben ilmin şehriyim, Ali de onun kapısıdır” diye övdüğü o büyük insan gelir.
Bugün Gadir Hum’u anarken aslında kendimize şu soruyu sormalıyız: Biz, Peygamberimizin emanet bıraktığı sevgi ve kardeşlik iklimini ne kadar yaşatabiliyoruz? Farklılıklarımızı ayrılık sebebi değil, zenginlik vesilesi görebiliyor muyuz?
Çünkü Gadir Hum’un çöl sıcağında yükselen sesi yalnızca o günün insanlarına değil, çağları aşarak bizlere de ulaşmaktadır. O ses, kalpleri birbirine yaklaştıran sevginin sesidir. O ses, adaletin ve vefanın sesidir. O ses, Resûlullah’ın ümmetine bıraktığı birlik çağrısının sesidir.
Aradan asırlar geçti. Çöl yolları değişti, şehirler büyüdü, insanlar çoğaldı. Ama Gadir Hum’da söylenen sözler hâlâ gönüllerde yankılanıyor. Çünkü hakikat zamanla eskimez. Sevgi unutulmaz. Vefa kaybolmaz.
Ve belki de Gadir Hum’un bize bıraktığı en büyük ders şudur: İnsanlar makamlarla değil, sadakatleriyle büyürler. Kalpler ise sevgiyle birleşir.
