Halkla Bütünleşen Bir Devletin Erdemli Mücadelesi; Suriye’nin Direnişi Küresel Terörizmi Yenecek!

rasthaber

Suriye’de sürdürülen vekalet savaşı 5 yılı geride bıraktı. Bölge ülkelerin desteğiyle sürdürülen savaşta yüz binlerce insan hayatını kaybetti, milyonlarca halk yurdunu terk etmek zorunda kaldı. Geride tedavisi imkansız acılar, yerle bir olmuş kentler ve bütün bunlara rağmen direnen bir Suriye… Suriye direniyor. Suriye bu direnmeyle dünyanın ordularına diz çöktürüyor. Suriye, 21.yüzyılda destanlar yazıyor… Suriye’yi kuşatan küresel teröre karşı direnen Suriye halkı bu direnişle zaferi hedefliyor. Bölgeyi yakından takip eden Gazeteci-Yazar Ferhat Aktaş Suriye ve bölge siyasetini değerlendirdi.

1 Suriye’nin geldiği noktayı İŞİD’in durumu ve Beşşar Esat güçlerinin ilerleyişini nasıl görüyorsunuz?

Cevap: 5. yılını geride bırakan savaş realitesi insani açıdan bakılırsa büyük trajediye yol açtı. Hayatını kaybeden yüz binler, yerinden yurdundan olan milyonlarca insandan bahsediyoruz. Ülke savaş öncesi (bölgede İran’dan sonra bağımsız-bağlantısız bir devlet olarak Suriye gösterilebilir) kendine yeten ekonomik altyapısıyla dış borcu olmayan, vatandaşlarına ve milyonlarca mülteciye sağlanan temel yardımlarla örnek olarak gösterilen bir yeterliliğe sahipti. Suriye’ye karşı örgütlenen yıkım projesinin tetikçiliğine soyunan selefi İslamcı güçler vekilliğini yaptıkları Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve İsrail adına harekete geçtiklerinde insani trajediyi derinleştirmek için ülkenin altyapısını felce uğratmaya dönük komplike saldırılar gerçekleştirdi, Halep gibi ülke sanayisinin merkezi konumundaki şehirde kurulu yüzlerce orta ve büyük ölçekli fabrikanın yağmalanması, taşınabilir makinelerin sökülüp Türkiye’ye kaçırılması bu plan doğrultusunda gerçekleşti. Bugün bile Halepli sanayiciler özellikle Türkiye hükümetine karşı uluslararası hukuk kurumları nezdinde davalar açıyor ve Erdoğan için ‘Halep haramisi’ diyor. Yıkım projesi kapsamında örgütlenen lokal unsurlar ile yabancı uyruklu cihatçılardan oluşan silahlı örgütlerin onlar gibi düşünmeyen, rejim yanlısı gördükleri halkın yaşadığı bölgelere ‘sivil-asker ayrımı yapmaksızın’ gerçekleştirdiği baskın ve saldırılarda anılan trajediyi büyüten önemli bir faktör oldu. Bugün 6 milyon insan bu çetelerin işgal ettiği veya saldırısı altında bulunan bölgelerden kaçarak Şam, Halep merkez, Lazkiye, Hama gibi Suriye yönetiminin kontrol ettiği şehirlere göç etti, 3,5 milyon insanda farklı ülkelere dağıldı.

Libya süreciyle karşı-devrim rüzgarına dönüştürülen Arap ülkelerindeki toplumsal hareketliliğin yarattığı hengame altında 2011’de yıllar öncesine dayanan hazırlığa konu edildiği bugün bir çok yönüyle açığa çıkan Suriye’ye yönelik küresel ölçekli emperyalist müdahale başladı. Başlangıçta darbe sistematiği devreye sokuldu. Ülkenin kırsal ve sınır bölgelerinde daha içe kapalı kesimlerin ve yine İhvan-i Müslim artıklarının örgütlediği sivil diye lanse edilen ama başından itibaren silahlı ve organize eylemlerin akabinde başını Batılı emperyalist ülkelerin çektiği, Türkiye ile Arap monarşik rejimlerinin parçası olduğu uluslararası kuşatmayla içeriden çökertme amaçlı büyük provokasyonlar devreye sokuldu. Bununla bağlantılı şekilde Türkiye’nin sınır şehirlerine göç dalgası başlatmak için yüzlerce insanın katledildiği kanlı katliamlar devreye girdi. Hatay’a komşu İdlip Cisr-i Şuğur bu minvalde çarpıcı bir örnektir. Türkiye sınırından giren yüzlerce silahlı unsur kasabada rejim yanlısı olarak gördükleri 150 insanı vahşi bir şekilde katletmiş, aynı zamanda bölgede bulunan köyleri gezerek ‘ordu misilleme yapacak kaçın’ demiştir. Hatırlarsanız sınırda bekleyen televizyon kanallarının muhabirleri özendirici haberler geçerek sınırda kurulan kamplara getirilen kafileleri son dakika bilgisi olarak ekranlara taşıyordu. Darbe sistematiği ile kısa süre içinde sonuç alabileceklerini hesapladılar. Oysa aynı dönem içinde Suriye’nin belli başlı şehirlerinde yüzbinlerin katıldığı yönetim yanlısı mitinglerin daha o dönemde gösterdiği gerçek yönetimin çözülmeyeceğinin somut emaresiydi. Zayıf kişiliklere oynama, çeşitli yollarla teslim alma, ülkeye düşmanlaştırma temelinde yönetimin bel kemiğini oluşturan Suriye ordusunun parçalanmasına yönelik çokça plan pratiğe uyarlandı ancak komuta kademesinde kimi kaçışlar olsa da ordu dağılmadı, ağır kayıplar vermesine rağmen, yönetime mesafeli kesimlerinde birçoğunun desteğini kazanarak vatan savunması olarak tanımlanan savaş pozisyonunu korudu. Olayların ikinci altı ayından sonra Türkiye’de kurulan ÖSO menşeli silahlı grupların kırsallarda ordunun kayıpları en aza indirmek için zoraki aldığı kademeli çekilme kararının etkisiyle elde ettikleri görece başarıları şehir merkezlerine taşıyamaması üzerine El Kaide bağlaşığı, küresel destek kanallarına sahip, selefi İslamcı mobilize güçler sahaya sürüldü. 2012’den itibaren onlarca farklı ülkeden taşınan silahlı İslamcı lejyonerler Suriye’ye yönelik savaşın tetikçiliğine soyunduruldu.

2012’den itibaren Irak İslam Devleti (IİD) adıyla bilenen Irak El Kaide’sinin uzantısı olarak sahaya rengini vermeye başlayan Nusret Cephesi bahsettiğimiz yabancı uyruklu militanların büyük kısmını saflarında tahkim ederek, selefist ideoloji çeperinde, ‘İslami bir halifelik’ kurmak için silahlı eylemlere başladı. Bunların dışında Kafkas, Türk ve Arap menşeli çeşitli yabancı istihbarat örgütlerinin uydusu olan paramiliter silahlı gruplarda savaşa dahil oldu, daha doğrusu cihat safsatasıyla dışarıdan ülkeye yönlendirildi. IŞİD-DAİŞ ile Nusret Cephesi liderlik krizi aralarında kanlı bir ayrışmaya dönüşmeden önce aynı örgüttü. Liderleri Colani ile Bağdadi’nin anlaşamaması üzerine aynı ideolojik referanslara sahip olmalarına rağmen iki farklı örgüt olarak yollarına devam ettiler. Yine her ikisi gibi küresel Kaide ağının parçası unsurların kurduğu bir örgüt olarak sözde ‘ılımlı Kaide’ etiketiyle pazarlanan Ahrar’uş Şam İH’da göz ardı edilmemeli. Hatırlarsanız, Suriye yönetimine karşı olan devletler IŞİD ile Nusret Cephesi arasında ayrışma yaşandığında her iki tarafı da gözeterek bunları muhalif, mücahit olarak adlandırıyordu. Sahada ÖSO türevlerinin lokalize yapılar olmanın ötesine geçemediği, Suriye ordusunun taktiksel operasyonlarıyla gerilediği aşamada daha derli toplu, farklı coğraflardaki savaş süreçleri içinde yetişmiş çok sayıda unsura sahip, gerilla savaşını sentezlemiş mobilize selefi İslamcı örgütlere yatırım daha cazip görünüyordu. Bu anlamda ABD-AB başta olmak üzere birçok ülke için kullanışlı araçtı bu örgütler. Bumerang etkisi yaratıp onları vurabileceğini bile bile desteklediler. Darbeden ümidi kesen yıkım stratejisinin sahiplerinin Libya modeline ağırlık verdikleri dönemin ürünüdür IŞİD ve Nusret Cephesi. Elbette, IŞİD gerek Suriye’nin kuzey ve doğusunda gerek Irak’ın bir bölümünde benzerlerine oranla daha yıkıcı bir etki yaratarak kısa süre içinde büyüdü ve hâkimiyet alanlarını genişletti. İşgal ettiği bölgelerdeki petrol kuyuları sayesinde milyon dolarlarla ölçülen ekonomik rant döngüsü de yarattı. Bunun dışında ülkeler arası geçiş noktaların kesiştiği güzergahların bir bölümünü tutarak her türlü kaçakçılıktan büyük gelir elde etti, ediyor. Örgütün savaş tarzı alışılagelen deneyimlere kısmen benzerlik teşkil ederken vahşeti koşullayan pratiğiyle değişkenlikte arz etmektedir. Aksiyon filmlerini aratmayan sahnelere benzer infaz ve toplu katliam pratiğini profesyonel çekimlerle kayıt altına alan örgüt bunları ajitasyon ve propagandasının temel materyalleri olarak kullanıyor. Sahada gördüğümüz silahlı militanlarının dışında onlarca ülkede yaygın iletişim ağlarıyla harekete geçirebildiği çok sayıda sempatizana sahip. Yaratıcı anarşi konularında derslerine iyi çalışmışlar diyebiliriz. İleri düzeyde istihbarat ve teknik kullanımı CIA-MOSSAD tornasından geçtiklerinin ispatıdır. IŞİD Rakka’dan Musul’a uzanan coğrafya üzerinde iki ülke arasında büyük çoğunluğu çöl arazisi şehir ve kasabaları tutuyor. Tabii gövdesi şişerken çokça kan kaybettiğini vurgulamak durumundayız. Örgüt, Suriye ordusu ve müttefikleri, Irak ordusu ve müttefikleri ile Kürt YPG-Peşmerge ve müttefikleriyle yaşanan çatışmalarda daha önceleri işgal ettiği bölgelerin bir bölümünden sökülüp atıldı. Haseke, Halep’in kuzey ve doğu kırsalı, Rakka’nın kuzey kırsalı, Humus doğu kırsalı, Palmira, Şengal, Tikrit, Felluce, Amirli vb. onlarca ilçe ve kasaba ile binlerce köyden sökülüp atıldı. Bu bağlamda bir erimeden bahsedebiliriz. Örgüt her geçen gün kan kaybediyor ve orta vadede daha büyük bozgunlar yaşayacağını söyleyebiliriz. Sahadaki dengeyi kendi lehine çevirebilecek imkanlara sahip olduğunu düşünmüyorum. Özellikle Rusya’nın nitelikli hava kuvvetleri desteğiyle IŞİD’e karşı Humus ve Halep’te somut başarılar elde eden Suriye ordusunun kısa vadede olmasa bile zamana yayılan planlama ile IŞİD’in işgali altında olan bir dizi bölgeyi geri alacağına şahitlik edeceğiz. Bu noktada 3+1 ittifakına dikkat çekmek gerekir. Yani Suriye, İran, Rusya orduları arasında kurulan teröre karşı ortak operasyon odasına ve sahada devlet altı etkin güç olarak bir ordu gücüne sahip Lübnan Hizbullah’ının dönemsel önceliklere göre imza atacağı önemli operasyonlar olacaktır.

2 Beklentileri karşılayamayan Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) yerine kurulan Yeni Suriye Ordusu (YSO) hakkında ne düşünüyorsunuz ?

Cevap: ÖSO için her ne kadar Türkiye’de kurulan merkezi operasyon odası tarafından yönetildiği belirtilse de esasında hiçbir zaman yekpare bir ordu-örgüt olamadı. Bir paravan oldu, çeşitli paramiliter çetelerin şemsiye olarak kullandığı bir işlev gördü. Bugün bile kimi lokallerde ÖSO adını kullanan ama birbirinden bağımsız gruplar var. ÖSO menşeli çetelerin eriyip selefi İslamcı örgütlere payanda olması süreci yeni başlamadı. 2012’den itibaren başlayan ve artık sahada esamesi okunmayan ÖSO’cuların çoğu Nusret Cephesi, Ahrar’uş Şam ve IŞİD gibi örgütlere biat etti, hür orduları buhar oldu. Ayrıca zamanla Hama ve Humus örneğinde yaşandığı gibi silahlı kalkışmalara ÖSO şemsiyesi altında katılan irili ufaklı onlarca grup Suriye yönetimiyle anlaşarak taraf değiştirdi. Bir kısmı da Kürtlerle birlikte hareket ederek bugün selefi İslamcı örgütlerin çekim alanından çıktı. Yeni Suriye Ordusu adıyla bilinen, ağırlıkla Ürdün sınırında ABD tarafından eğitilen aşiret güçlerinin niteliği tartışılır. Deraa, Suweydi’ye ve Deyr ez Zor ekseninde Suriye ordusu ve sınır komşusu Irak’ta Irak ordusunun kıskacı altında kalıp hezimet yaşamaları şaşırtıcı olmaz. Henüz YSO’nun Suriye ordusuna ve Irak sınırını kontrol altına almaya çalışan Irak ordusuna karşı nasıl bir tutum takınacağını bilemiyoruz. Aşiret güçlerinden profesyonel ordu çıkarmak boşa kürek sallamaktır. Bölgede çokça denendi ama tutmadı. Radikalleşen dinamikler kontrol dışı eğilimler göstererek selefi İslamcı örgütlerin himayesi altına girdi. Ayrıca Ürdün sınırında örgütlenen ÖSO Güney Komutanlığı adlı oluşumun Deraa’da Suriye yönetiminin kontrol ettiği şehir merkezine yönelik kapsamlı saldırıları her defasında püskürtüldü, bugün, YSO bileşeni olan ÖSO menşeli gruplar arka plan destekleri güçlü olduğu halde dengeleri değiştiremedi. YSO kullanışlı bir araç olabilir mi? Bunu bugünden öngörmek zor. IŞİD-Nusret Cephesiyle savaşabilir mi açıkçası cevabı muğlak.

3 Şam Cephesi sözcüsü Muhammed Ahmet, “ABD’nin hedefi, Azez-Cerablus bağlantısını sağlamak ve bu bölgeyi PYD’ ye teslim etmek” şeklinde bir açıklama yaptı bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cevap: ABD’nin SDF çatısı altında hareket eden silahlı gruplara özellikle de YPG’ye verdiği destek bu yönlü tartışmaları gündeme getiriyor. Kürtlerde hedef olarak Afrin’den Haseke’ye kadar sınır hattını birleştirmek gibi bir politik-askeri yayılım göstermeye çalışıyor. Fakat Suriye’nin kuzeyinde taraflardan birinin diğerine karşı baskın başarı göstermesi şu aşamada olası değil. Şam seferi hezimetle sonuçlanan Türkiye, Suudi Arabistan, Katar orada.. Fransa, İngiltere, ABD orada.. Rusya, Suriye ve müttefikleri de orada. Özellikle AKP hükümetinin Cerablus-Azez-Mare hattını kendi kontrolü altındaki toplama gruplar tarafından tutulması konusunda oldukça hırçın bir tavır takındığını görüyoruz. ABD’nin başını çektiği koalisyon da bu güçler dengesi içinde önüne net hedefler koymuyor. Şunu da göz ardı etmemek gerekir; bahsedilen bölgede Arap nüfusu Kürtlere oranla çok fazla. PYD her ne kadar bazı Arap aşiretleriyle birlikte hareket etse de anılan bölgedeki Arap nüfusunun çoğu bu ittifakın dışında hatta karşısında duruyor. Bölgenin demografik yapısını değiştirme gibi ütopik bir çaba içine kimse girmeyeceğine göre Suriye sorununun zamanla alacağı biçimine göre bölgenin statüsü açıklık kazanacaktır. Suriye ordusunun Halep’te kuracağı yeni dengeler bugün tartışılan bir dizi olasılığı devre dışı bırakabilir.

4 Riyad Heyetinin genel koordinatörü Riyad Hicab da geçtiğimiz hafta Cenevre görüşmelerinin çıkmaza girdiğini söylemişti. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Cevap: Riyad Hicab’ın Suudi Arabistan hesabına oynadığı vitrin rolün dışında sahada bir karşılığı yok. Kendisi Suriye Başbakanlığı yaptığı halde ülkeden kaçarken yanında götürebildiği kişi sayısı aile bireyleriyle sınırlıydı. Kendi aşireti içinde bile taraftar bulmakta zorlanan bir kişilik. Onun bağımsız bir politik özne olmadığı gerçeğinden yola çıkarak açıklama ve tavırlarına anlam yükleyebiliriz. Riyad heyeti Suudi krallığının ajansına göre hareket ettiğine göre Cenevre süreçlerinin kimi başlıklar mevzu bahis olduğunda çıkmaza girmesi onları yönlendiren devletlerin tavrından kaynaklıdır. Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’a karşı takındıkları negatif tutumun ülke gerçekliği açısından ciddiye alınabilecek bir yönü yok. Bugün seçim olsun Beşar Esad aday olması durumda tekrardan seçilir. Riyad heyeti yeni Suriye’den ne anlıyor kimse bilmiyor. Barış olgusuna nasıl bir anlam yüklüyor bilinmiyor. Sahada savaşan silahlı güçler üzerinde politik bir ağırlığı da yok. Özellikle Rusya ve ABD arasında asgari müştereklerde oluşan iradenin ötesinde Cenevre’den şimdilik çok şey çıkmaz. Sahadaki oluşan askeri dengeler diplomasi masasına da rengini verecektir. Ancak Cenevre 1’de Suriye için mutlak rejim değişikliği dayatmasında bulunan küresel güçlerin bugünkü Cenevre süreçlerinde bu önceliği ötelediğine şahitlik ediyoruz. Suriye yönetiminin görüşmeler boyunca taviz vermediği kırmızı çizgisi ‘teröre karşı uluslararası tutum ve önceliğin buna verilmesi’ önerisinin en geniş kesimler tarafından kabul edildiği bir denge hali oluştu.

5 NATO üslerinin kurulması, Norveç’in asker göndermesi ve buna karşın İran Rusya ve Hizbullah güçlerinin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz ?

Cevap: ABD ve Avrupalı ülkelerin IŞİD-Nusret Cephesi gerekçeli askeri yoğunlaşması ile meşru Suriye yönetiminin davetiyle ülkede bulunan Rusya ve İran’ın askeri desteğini aynı zeminde değerlendirmek doğru olmaz. ABD Suriye sorununun bu denli kanamalı bir hale gelmesinin baş sorumlusudur. Daha sonraları önceliklerinde temel değişkenlikler olsa bile bölgenin savaşla kaosa sürüklenmesine yol açan emperyal güçtür. Onun yayılmacı stratejisine eklemlenerek ve İsrail’in güvenliğini gözeterek savaşa körükle giden bölge devletleri de yıkımın ortağıdır. Bugün çokça şikayet ettikleri selefi İslamcı örgütleri tahkim edenler bunlar değil miydi? Söylediğim gibi bumerang etkisi yaratacağını bile bile önünü açtılar, onlara altın çağ yaşatma pahasına küresel destek sundular. Dikkat edin, IŞİD ve Nusret Cephesine terörist diyen bu devletler aynı köken ve referanslara sahip Ahrar’uş Şam, İslam ordusu ve Fetih ordusu çatısı altındaki diğer selefi gruplara ‘ılımlı’ etiketi giydirmeye çalışıyor. Bu ne kadar samimi olduklarının özetidir. Elbette zor bir temenni ama sorun dönüp dolaşıp Suriyeliler arası bir diyalogun neticesinde kendi çözüm parametresini yaratacaktır. ABD’nin Suriye ve bölgedeki varlığına rağmen olacaktır bu dediğim.

6 İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani, Suriye konusunu görüşmek üzere Moskova’ya gitti. Bu durumu nasıl yorumluyorsunuz ?

Cevap: Bu temaslar olağandır ve önümüzdeki dönemlerde daha sıklıkla tekrarlanacaktır. Yine geçtiğimiz haftalar içinde Suriye, Rusya ve İran savunma bakanlarının Tahran’da gerçekleştirdiği üçlü zirvede bahsettiğim askeri alanda ortak hareket noktalarını güçlendiren adımın devamıdır. Bu tür temasların sahaya olumlu yansımaları olacağını düşünüyorum. Bölgede selefi terörizmi geriletebilecek nitel birikimi denklemin bu tarafı temsil ediyor.

7 Halep ve Rakka operasyonları ve diğer cepheler ne durumda ? Rusya, Suriye ordusuna ait bazı birlikleri özel eğitime tabi tutup geliştirdiği söyleniyor. Bahsi geçen birlikler hangi cephelerde savaşıyor?

Cevap: Suriye ordusu ve müttefikleri açısından Rakka operasyonu gündemde öncelik oluşturmuyor. Rakka güney kırsalına yönelik sınırlı operasyonda Tabka’ya 15 kilometre kala durduruldu ve güçler bölgeden eski konumlandıkları İsarya’ya çekildi. Özel eğitime tabi tutulduğu söylenen birlikler arasında gösterilen Şuğur el-Sahra Rakka güney kırsalındaki operasyona katılım gösterdi. Daha öncesinde de Lazkiye kuzey-kuzeydoğu kırsalında da bu birlik etkin rol oynadı. Ancak ağırlıkla Suriye sahil hattından katılımların olduğu Suğur el-Sahra’nın Rus ordusunun birikimlerinden faydalanıyor olsa bile sistematik bir Rus eğitimi aldığı söylenemez. Suriye Genelkurmayının belirlediği şart ve koşullarda eğitim, katılım koşullarına sahiptir. Bu anlamda Rusların rolü yardımcı olma-danışmanlık gibi tali yönden bağlam içinde değerlendirebilir. Halep operasyonu aylar önce başladı ve güney ile doğu kırsalında büyük ilerlemeler kaydedildi. Yine kuzey kırsalında 2,5 yıl boyunca selefi İslamcı örgütlerin kuşatması altında kalan Zahra-Nubbul beldeleri bu devam eden operasyonlar kapsamında Suriye ordusu ve Hizbullah güçleri tarafından kurtarıldı. Halep merkezinin %30’luk bölümünü halen işgal altında tutan selefi örgütlere karşı kader tayin edici hamle henüz sahaya yansımadı. Halep’in karmaşık yapısı ve selefi örgütlerin aldıkları dış destek ortadayken tamamen temizlenmesi zaman alır. Fakat görünen odur ki, Halep aynı zamanda küresel bir mesele. Örtülü dünya güçler dengesinin tarafları arasında çatışmaya ev sahipliği yapıyor. Çözümünde süren diplomatik pazarlıklarında hatırı sayılır bir katkısı olacaktır. Halep merkezini Suriye ordusu ve müttefikleri temizler ve örgütleri İdlip’e sürüklerse vekalet savaşında bir dönem kapanır. Ve ardından İdlip’in geri alınması da kaçınılmaz hale gelir.

8 Suriye’de, ilerleyen süreçte bir bölünme bekliyor musunuz?

Cevap: Suriye’de Şam, Halep, Humus ve sahil hattını bunlar arasındaki bağlantı yollarını tutabilen bir yönetim varken ülke bölünmez. Fiili olarak süregelen coğrafi ayrışmadan ayrı devletler çıkmaz. Elbette savaş devam ediyor ve kısa vadede sonuçlanmayacak. Suriye yönetimi yeniden yapılandırma süreçlerini kesintiye uğratmadan sürdürme iradesini gösterdiği müddetçe zamanla krizin tansiyonu düşecektik. Tabii meşru siyasal kurumlaşma Suriye’nin tüm bileşenlerini temsiliyet oranlarına göre bünyesinde toplayarak olgunluk kazanacaktır. Üniter yapıdan taviz vereceğini sanmıyorum ama yeni yerel yönetimler yasasına önem vererek yerelden doğru yönetime temsiliyet oranında katılımı koşullayan demokratik-toplumsal uzlaşıyı sağlayacağını düşünüyorum.

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın