istifa etti fakat yine Ekim 2020’de tekrar kabineyi kurmakla görevlendirildi.
4. Kez Lübnan’da kabineyi kurmakla görevlendirilen Saad
Hariri 2009, 2016 ve 2018 yıllarında başbakanlık görevini yürüttü; fakat Ekim
2019’da halkın 13 gün süren protesto gösterileri ardından Lübnan başbakanlık
görevinden istifa etmek zorunda kaldı. Ama yine de Hariri son 10 yılda toplam 5
yıl başbakan olarak görev aldı.
Saad Hariri yeni başbakanlık döneminde bir kaç önemli
sorunla karşı karşıya bulunuyor.
Birinci sorun Mustafa Edib’in de üstesinden gelemediği ve bu
yüzden başbakanlık görevini devrettiği sorundur.
Hariri, Hizbullah ve ya Cebran Basil liderliğindeki Özgür
Yurtsever Hareketi gibi meclisin yaklaşık yarısını oluşturan başlıca
partilerinin desteğinden yoksun ve hatta 14 Mart akımında bile Hariri’ye
verilecek destek konusunda bile görüş birliği yoktur.
Hariri siyasi olmayan bir kabine oluşturacağını belirtti
fakat Lübnan eski dışişleri bakanı ve Özgür Yurtsever Hareketi liderliğinde
bulunan Cebran Basil gelecek kabinenin teknokratlar ve siyasilerden oluşması
gerektiğini zira Hariri’nin bizzat bağımsız olmadığını belirtti. Bu yüzden Saad
Hariri tarafından yeni kabinenin kurulma sürecinin uzun süreceği düşünülüyor.
Hariri’nin en son kabine kurma çalışmaları 8 aydan daha fazla sürdü.
Tabi ki Hariri kabineyi kurmanın ardından önemli sorunlarla
karşı karşıya olacaktır. Lübnan 1975-1990 iç savaşların ardından en kötü
krizleri yaşamaktadır. 4 Ağustos tarihinde Beyrut’taki büyük patlamaya ilaveten
Korona hasta sayısının artması, çökmek üzere olan bir ekonomi, dağılma eşiğinde
olan bir bankacılık sistemi ve her gün değer kaybeden milli para sorunu nedeni
ile yılsonuna kadar Lübnan’da enflasyonun yüzde 145’e ulaşmasını beklenmesine
neden oluyor. Üstelik döviz karşısında milli paranın değer kaybetmesi nedeni
ile Lübnan halkının yarısı yoksulluk çizginin altında yaşıyor.
Hariri önündeki sorunları hafifletmek için kendisine destek
olan dış mihrakların yardımına gönül bağlamıştır. Fakat bir diğer sorun da
Hariri’ye dış destekler arasında da görüş birliğinin olmamasıdır. Her ne kadar
Fransa, Suudi Arabistan ve Amerika Hariri’nin Lübnan başbakanlığı için en iyi
seçenek olduğunu düşünseler bile her üçü de Hariri’den farklı beklentileri
vardır.
Paris Fransa cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un inisiyatifinde
bir hükümetin kurulmasına ve böylece Lübnan’da köklü reformlar yapabilmesine
vurgu yapıyor. Fransa her ne kadar Hizbullah üzerinden kriz oluşturmak üzerine
odaklanmasa da Amerika ve Arabistan Hariri’ye destek verirken daha çok
Hizbullah’a baskı konusuna odaklanıyor ve Hariri’nin Hizbullah’a daha sert
tutumlar izlemesini ve kabinede direniş rolünü azaltmaya vurgu yapıyorlar.
Böylece Hariri Lübnan iktidar yapısında Hizbullah’ın rolünü ve konumunu
zayıflatamazsa belki de Riyad ve Washington kendisine verdikleri desteği
çekebilirler.
Hizbullah’ın Lübnan iktidar yapısındaki konumu ve
etkinliğinin azaltılmasına dair Amerika ve Arabistan’ın talebi, Hizbullah’ın
bir yandan en iyi siyasi konumda bulunduğu ve direniş koalisyon sayesinde
mecliste 68 sandalyeye sahip olduğu, diğer yandan da bizzat Saad Hariri’nin
kırılgan bir siyasi konumda olduğu ve Hizbullah’a meydan okuyacak konumda
olmadığı bir ortamda gündeme geliyor.
