Hiroşima’dan Serdeşt’e: Katil Aynı

28 Haziran 1987 öğleden sonrası… Aradan yıllar geçmesine rağmen Serdeşt halkının nefesinde yaşamaya devam eden o gün, kentin hardal gazının acı kokusu içinde bir anda derin bir sessizliğe büründüğü gündü. Ancak bu sessizlik, ardı arkası kesilmeyen öksürükler, yanan gözler ve nefes alabilmek için havaya kaldırılan ellerle bozuldu.

Serdeşt, Irak Baas rejiminin müttefiklerinin düzenlediği geniş çaplı kimyasal bombardımanın hedefi olan dünyadaki ilk sivil şehir oldu.

Çocuklar sokaklarda oyun oynuyor, dükkânlar açık bulunuyor ve yaşam olağan akışıyla sürüyordu. Ancak sadece birkaç dakika sonra kentin üzeri sarı renkli ölümcül bir bulutla kaplandı. Bu saldırıda Serdeşt’ten 110’dan fazla kişi hayatını kaybetti, yaklaşık 1.600 kişi ise kimyasal silahların geri dönüşü olmayan etkileriyle ömür boyu mücadele etmek zorunda kaldı. O yaralar bugün de nefes almakta zorlanan insanların soluklarında, gözlerindeki yanmada, hayatta kalanların fiziksel ve ruhsal acılarında ve kentin ortak hafızasında yaşamaya devam ediyor.

Nefes almanın bedeli

Serdeşt bugün de kimyasal gazdan etkilenen gazilerin öksürüklerinde yaşamayı sürdürüyor. Çocukluk anıları Amerikan bombalarının bıraktığı öksürüklerle çalınan, daha doğdukları andan itibaren savaşın mağduru olan gençler…

Üniversiteden sınıf arkadaşım Terife de Serdeştliydi. Sürekli öksürürdü. Tıpkı savaşın izlerini yalnızca kitaplarında değil, ciğerlerinde de taşıyan yüzlerce Serdeştli genç gibi.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:

“Serdeşt yalnızca kimyasal bombaların kurbanı olmadı. Aynı zamanda Almanya, ABD, İngiltere ve Hollanda gibi ülkelerin çifte standartlarının ve sessizliğinin de kurbanı oldu. Bu ülkeler Saddam rejimini insanlık dışı silahlarla donattı, ardından da binlerce mağdurun yaşadığı acılara gözlerini kapattı. Bu suçun faillerinin hesap vermesi için hukuki süreci kararlılıkla takip edeceğiz.”

Renkli gözlü tüccarlar

Bitmek bilmeyen bu öksürüklerin arkasında takım elbiseli tüccarların izleri görülüyor.

Takvim yaprakları çevrilip 1994 tarihli ABD Senatosu raporuna bakıldığında, ABD Ticaret Bakanlığı’nın Amerikan şirketlerine şarbon bakterisi ve botulizm etkeni gibi biyolojik ve kimyasal maddelerin Irak’a ihraç edilmesi için izin verdiği görülüyor.

Bir Amerikan biyolojik araştırma tesisi de Irak’a 70 gemi yüküne eş değer patojen maddeler ve şarbon bakterisi sağladı.

16 Mart 1988’de Irak güçleri, Kürt kenti Halepçe’ye kimyasal saldırı düzenleyerek 5 bin kişinin ölümüne neden oldu.

Aynı dönemde bazı Batılı şirketlerin Irak’la ticari ilişkileri sürerken, Amerikan şirketi Bechtel de Irak’taki büyük sanayi ve petrokimya projeleriyle gündeme geldi. Eleştirmenlere göre çift kullanımlı niteliğe sahip bu projeler, Saddam rejiminin sanayi ve kimyasal altyapısının güçlenmesine de katkı sağlamış olabilirdi.

Şeytan katliamdan vazgeçmiyor

6 Ağustos 1945’te ABD, tarihteki ilk atom bombasını Japonya’nın Hiroşima kenti üzerine attı.

Sivil bir şehir olan Hiroşima bir anda harabeye döndü. On binlerce kişi aynı gün yaşamını yitirirken, çok daha fazlası sonraki aylarda ve yıllarda radyasyonun etkileri nedeniyle hayatını kaybetti.

Hiroşima, kitle imha silahlarının “Büyük Şeytan”ın elinde bir araca dönüştüğü dönemin başlangıcı oldu.

Haberde, bu yaklaşımın yıllar içinde değişmediği öne sürülerek, “Ramazan Savaşı” sırasında ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ı nükleer bombayla tehdit ettiği belirtiliyor. Trump’ın, “Eğer ateşkes olmazsa bunu ilan etmeye gerek kalmayacak. İran’dan yükselen büyük bir ışığı izlemeniz yeterli olacak. Anlaşmayı bir an önce imzalamaları daha iyi olur.” dediği aktarılıyor.

Haberde ayrıca bu yaklaşımın yalnızca sözlü tehditlerle sınırlı kalmadığı savunularak, ABD’nin Minab’daki bir okula düzenlediği füze saldırısında 168 öğrencinin hayatını kaybettiği iddia ediliyor. Bu olayın, insan haklarını savunduğunu söyleyen ülkelerin siciline geçen yeni bir suç olduğu ve çocukların yaşamına dahi değer verilmediğini gösterdiği ileri sürülüyor.

Hiroşima’dan Serdeşt’e

Haberde, “Katil aynıdır; ister Hiroşima’da, ister Serdeşt’te, ister Halepçe’de olsun. Değişen yalnızca atom bombasının yerini kimyasal bombaların ve kimyasal maddelerin almış olmasıdır. Düşman aynı düşmandır; aynı üstünlük anlayışına, aynı yayılmacı zihniyete ve aynı şekilde masum insanların hayatını hiçe sayan bir karaktere sahiptir.” ifadelerine yer veriliyor.

Haberde ayrıca, İran halkının devrimden bu yana hedeflerinden ve direnişinden geri adım atmadığı, yaşanan tüm zorluklara rağmen ülke topraklarından bir karışını dahi düşmanlarına bırakmadığı savunuluyor.

 

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın