Hizbullah Neden Washington Anlaşmasına Karşı Çıkıyor?

Hizbullah, İsrail’in saldırılarının durdurulması ile direnişin silahlarının geleceği arasında hiçbir bağ kurulmasını kabul etmediğini açıkça ilan ederek, İsrail işgali ve saldırıları sürdüğü müddetçe direnişin de devam edeceğini vurguladı.

Washington yönetimi, Lübnan ile İsrail arasında ateşkes çerçevesinde bir uzlaşmaya varıldığını duyururken, kamuoyuna yansıyan maddeler, ABD’nin “güvenlik anlaşması” olarak sunduğu planın, İsrail saldırılarını sona erdirmekten ziyade Lübnan’daki güç dengelerini değiştirmeyi ve Tel Aviv’in savaş meydanında ulaşamadığı hedefleri siyasi yollarla gerçekleştirmeyi amaçladığını gösteriyor.

ABD arabuluculuğunda Washington’da gerçekleştirilen Lübnan-İsrail dolaylı görüşmelerinin dördüncü turunun ardından tarafların kapsamlı bir ateşkes planı üzerinde mutabakata vardığı bildirildi. Taslakta, direniş operasyonlarının durdurulması, Hizbullah güçlerinin Litani Nehri’nin güneyinden çekilmesi, Lübnan ordusunun bölgedeki varlığının artırılması ve devlet yapısı dışında silahlı unsurların bulunmaması öngörülüyor.

Ancak Hizbullah’ın sert tepkisi, bu planı savaşın sona ermesi için bir anlaşma değil, direnişin silahsızlandırılmasına ve İsrail’in Lübnan üzerindeki nüfuzunun artırılmasına yönelik siyasi bir proje olarak gördüğünü ortaya koyuyor.

Taviz veren yalnızca bir taraf mı?

Anlaşmaya yönelik en önemli eleştirilerden biri, yükümlülüklerin neredeyse tamamının Lübnan’a ve özellikle Hizbullah’a yüklenmesi, buna karşılık İsrail’in saldırılarını durdurmasına yönelik bağlayıcı ve net bir mekanizmanın bulunmaması.

İsrail’in son aylarda önceki ateşkesleri defalarca ihlal ettiği, Lübnan’ın çeşitli bölgelerine saldırılar düzenlediği ve suikastlarla hava operasyonlarını sürdürdüğü hatırlatılırken, yeni anlaşmanın ağırlıklı olarak direniş güçlerinin faaliyetlerinin durdurulmasına odaklandığı belirtiliyor.

Eleştirmenlere göre bu yaklaşım, Lübnan’ın önce caydırıcılık araçlarını bırakmasını, ardından ise İsrail’in taahhütlerine uymasını umut etmesini öngörüyor ki, bunun geçmiş tecrübelerle örtüşmediği ifade ediliyor.

Hizbullah: İşgal sürdükçe direniş de sürecek

Hizbullah Genel Sekreteri Şeyh Naim Kasım, Washington’da hazırlanan planı “doğrudan yürütülen, sonuçsuz, aşağılayıcı ve utanç verici müzakerelerin ürünü” olarak nitelendirdi ve nihai hedefin Lübnan’ı “Büyük İsrail” projesi karşısında teslim almak olduğunu söyledi.

Kasım, direnişin silahsızlandırılmasının Lübnan’ın en önemli güç unsurunu ortadan kaldırmak anlamına geldiğini belirterek, İsrail ordusunun geçmişte ancak direnişin caydırıcı gücü karşısında geri adım attığını, bu gücün zayıfladığı her dönemde ise saldırıların arttığını savundu.

Hizbullah lideri, “İşgal devam ettiği sürece direniş de devam edecektir” diyerek, İsrail saldırıları sürerken silah bırakmanın veya stratejik bölgelerden çekilmenin kabul edilemez olduğunu vurguladı.

Savaşta elde edilemeyen hedefler siyasi yolla mı aranıyor?

Hizbullah’a göre ABD ve İsrail, savaş alanında başaramadıkları direnişi zayıflatma ve silahsızlandırma hedefini siyasi ve diplomatik baskılar yoluyla gerçekleştirmeye çalışıyor.

Örgüt, İsrail’in geniş çaplı askeri operasyonlarına rağmen direniş yapısını ortadan kaldıramadığını ve şimdi aynı hedefin “güvenliğin sağlanması” söylemi altında gündeme getirildiğini ileri sürüyor.

Egemenlik konusunda iki farklı yaklaşım

ABD ve anlaşmayı destekleyen çevreler, silahların yalnızca devletin kontrolünde olmasını ve Lübnan ordusunun ülke genelinde etkinlik kazanmasını ulusal egemenliğin güçlendirilmesi olarak değerlendiriyor.

Buna karşın Hizbullah, gerçek egemenliğin İsrail saldırılarının sona ermesi, işgal altındaki Lübnan topraklarının geri alınması ve İsrail’in ülkenin hava ve kara sahasını ihlal etmeyi bırakmasıyla mümkün olacağını savunuyor.

Bu nedenle örgüt, müzakerelerin önceliğinin direnişin silahsızlandırılması değil, İsrail saldırılarının tamamen durdurulması, işgalin sona ermesi ve Lübnanlı esirlerin serbest bırakılması olması gerektiğini belirtiyor.

İç siyasi gerilim endişesi

Hizbullah ayrıca söz konusu planın Lübnan içindeki siyasi ve toplumsal ayrışmaları derinleştirebileceği uyarısında bulunuyor.

Örgüte göre direnişin geleceği, ulusal güvenlik ve savunma stratejisi gibi temel konular, dış baskılar altında yürütülen müzakerelerde değil, Lübnan’daki ulusal diyalog mekanizmaları ve anayasal çerçeve içerisinde ele alınmalıdır.

Belirsiz bir süreç

Mevcut tabloda Washington’da hazırlanan anlaşmanın önündeki en büyük engelin, Hizbullah ve direniş yanlısı çevrelerin bunu kabul etmemesi olduğu değerlendiriliyor.

Hizbullah, İsrail saldırılarının durdurulması ile direniş silahlarının geleceği arasında herhangi bir bağlantı kurulmasını reddederek, işgal ve saldırılar sürdüğü sürece direnişin de devam edeceğini yineliyor.

Bu nedenle birçok gözlemci, yalnızca Hizbullah’ın hareket alanını kısıtlamaya odaklanan ve direnişin temel güvenlik kaygılarını dikkate almayan bir anlaşmanın uygulanmasının ciddi zorluklarla karşılaşacağını düşünüyor.

Uzmanlara göre bugün Lübnan’da yaşanan süreç, yalnızca bir ateşkesin ayrıntıları üzerindeki anlaşmazlık değil; aynı zamanda güvenlik, egemenlik ve ülkedeki güç dengesinin geleceğine ilişkin kapsamlı bir mücadeleyi yansıtıyor. Hizbullah’ın bakış açısına göre Lübnan’ın güvenliği, direnişin silahsızlandırılmasından değil, İsrail işgalinin sona ermesinden, saldırıların durdurulmasından ve ulusal caydırıcılık kapasitesinin korunmasından geçiyor. Bu konunun önümüzdeki dönemde de Lübnan siyasetinin ve güvenlik gündeminin ana başlıklarından biri olmaya devam etmesi bekleniyor.

 

Not: bu analiz mehrnewsten alınarak tercüme edilmiştir.

 

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın