İYİ Parti Grup Toplantısı’nda konuştu. Akşener, kendisi hakkında sosyal medyada
başlatılan ‘Fosforlu Meral’ tabelasına tepki gösterdi. Bu tabelanın nereden
çıktığını 5 yıl önce birlikte yol yürüdükleri arkadaşlarının bildiğini belirten
Akşener, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli için “Ben onu korurken 1 yol
boyunca gelen giden herkese bunu söyledi” dedi.
Akşener’in konuşması özetle şöyle:
İLİŞKİLER DEVLET ESASLI YÜRÜTÜLMELİDİR: İktidarı, bulduğumuz
her fırsatta, her mecradan defalarca uyardık. Devlet yönetiyorsunuz. Devleti
yönetmek, ülkemizin ve milletimizin çıkarlarını gözetmeyi ona göre hareket
etmeyi gerektirir. Özellikle uluslararası ilişkilerde, şahsi dostluklarınızı değil
devletler arası ilişkiyi esas alın. Devlet Başkanları ile dostluk elbette
önemlidir ama iki ülke arasındaki ilişki, liyakatli diplomatlarla, devlet
esaslı yürütülmelidir. Peki dinlediler mi? Hayır.
ELİMİZDE KALA KALA RABİA İŞARETİ KALDI: Sayın Erdoğan
ne yaptı? Tüm dış politikamızı, şahsi kankalıklarına endeksledi. Suriye ile
ilişkiler bu zeminde yürüdü. Rusya’yla, ABD’yle, hatta bir dönem Almanya ve
İtalya’yla ilişkiler hep aynı kafayla yürütüldü. Mısırla olan ilişkilerimiz de
aynı zihniyetin kurbanı oldu. Mursi’ye kankam dedi, Sisi’ye tavır aldı,
büyükelçi çekti, iş dünyamızın, milyar dolarlık ticareti ve yatırımları heba
olup gitti. Doğu Akdeniz meselesindeki kilit rolü hesaba katılmadan, Mursi ile
olan arkadaşlık her şeyin önüne geçti ve gelinen noktada, birçok Müslüman ülke
gibi, Mısır da Doğu Akdeniz meselesinde, Yunanistan’dan yana saf tuttu. Kala
kala elimizde ne kaldı? Dört parmakla yapılan Rabia işareti kaldı.
HAYIRDIR RABİA’YI ÖKSÜZ MÜ BIRAKIYORSUN?: Ama
bugünlerde bir şeyler oluyor. Savunma Bakanı çıktı, Mısır’la tarihi ve kültürel
birçok ortak değerimiz var önümüzdeki günlerde farklı gelişmeler olabilir dedi.
Ardından, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü çıktı Mısır ve diğer Körfez ülkeleriyle,
bölgesel barış ve istikrar için yeni bir sayfa açılabilir dedi. Şimdi ben de,
doğal olarak soruyorum. Sayın Erdoğan bu konuları Bakan ve Sözcü’ne açtırarak,
nabız mı yokluyorsun? Hayırdır Sayın Erdoğan Rabia’yı öksüz mü bırakıyorsun?
Mısır’la bu inatlaşma olmasaydı Doğu Akdeniz konusunda, emin olun, elimiz daha
da güçlü olabilirdi. Bundan 5 yıl önce, aynen şöyle demiştim. Rabia’yı,
Esma’yı, Suud ve Katar’ın para sofralarında bırakılıp geldiler. Yoksa tarih,
tekerrür mü ediyor? Rabia’yı bu kez de Sisi’nin sofrasında mı bırakıyorsun
Sayın Erdoğan?
ZİKZAKLARININ BEDELİNİ TÜRKİYE’YE ÖDETEMEZSİN: Sayın
Erdoğan böyle devlet yönetilmez. Kişisel ilişkilerinin ve kaprislerinin
bedelini bu millete ödetemezsin. Zikzaklarının bedelini Türkiye’ye ödetemezsin.
Madem bu noktaya gelecektiniz, Türkiye’ye bunca kaybı niye yaşattınız? Hem
diplomatik alanda hem askeri alanda hem de ticari anlamda bunun hesabını kim
verecek? Öyle yeni sayfa açıyorum diye işin içinden sıyrılamazsın. Önce, bu
başarısızlığın sorumluluğunu alacaksın. Önce çıkıp milletimizden özür
dileyeceksin. Ancak ondan sonra şayet milletimizin menfaatineyse yeni sayfa
açabilirsin.
UTANMA, SIKILMA VAR MI?: İktidar, ABD ve AB
alışverişte görsün mantığıyla her gün kürsülerden yepyeni reformlar, ultra
inovatif eylem planları dahiyane ekonomik programlar açıklayadursun aslında
akılları fikirleri hala “Beşi Biyerdenin” keyfinde menfaatinde. Hala “mahşerin
5 müteahhidinin” kasasına ne aktarabilirler, onun hesabındalar. Geçtiğimiz
hafta Meclis’e bir yasa tasarısı getirdiler. Köprüden geçenin de geçmeyenin de
havaalanından uçanın da uçmayanın da hastanede yatanın da yatmayanın da para
ödediği meşhur hazine garantili KÖİ projelerini biliyorsunuz. Ağalara, bu
işlerdeki garanti yetmemiş olacak. Şimdi de yurtdışından alacakları kredilere
de hazine garantisi vermek istiyorlar. Bugüne kadar birçok şirketin 127 milyar
lira borcunu üstlenmek zorunda kalan hazineye 50 milyar liralık yeni bir yük
daha bindirecekler. 83 milyon vatandaşıma 53 milyar lira, 5 saray müteahhidine
177 milyar lira… Utanma, sıkılma var mı? Elbette yok. Buradan bir kez daha ilan
ediyorum. Türkiye’nin imkanları var, kaynakları var. Eksik olan adil bir
yönetim ahlaklı bir iktidar.
ÇİN ZULMÜNE NE ZAMAN SES ÇIKARACAKSIN?: Bu iktidar
ülkesine de milletine de milletinin değerlerine de yabancılaştı. Aylardır
soruyoruz. Doğu Türkistan’daki Çin zulmüne, ne zaman ses çıkaracaksın? diyoruz.
Hira Dağı kadar Müslümanım diyen gökyüzüne bakıp ıslık çalıyor. Tanrı Dağı
kadar Türküm diyen de masanın altına saklanıyor. Mısırlı Rabia’dan slogan
üretenler aynı parmakları Çin’e sallamaya korkuyorlar. Hafta sonu, Doğu
Türkistan’daki camilerden gelen görüntüleri izlemeyeniniz yoktur. Görüntülerde
insanlar yiyip, içip eğleniyorlar, dans ediyorlar. Çin yönetimi, Kaşgar’daki
camilerimizi, ibadethaneleri turizm tesisi olarak değerlendirme kararı aldı.
Birçok mescit ve camii, kafe ve restorana dönüştürüldü. Sayın Erdoğan ve
medyasının, “Dolmabahçe Camii’nde içki içtiler” fantezisi dost gördükleri
Çin’de gerçek oldu. Sayın Erdoğan camiler bizim kutsalımızdır. Kutsal değerler,
senin siyasi pozisyonuna göre unutacağımız, veya hatırlayacağımız şeyler
değildir. Yarınki Mehmet Akif Ersoy anmasına davet etmeyi biliyorsun ama
İstiklal Şairimiz ne yazmış diye merak edip de, iki satır okumamışsın.
KÜÇÜK ORTAK PERİNÇEK’İN ELİNDE ESİR: Çin’de
kardeşlerimiz eziliyor Sayın Erdoğan. Mabedimize, namahrem eli uzanıyor. Ne
zaman iki çift laf edeceksin? Ne zaman, bir avuç doların hesabını, elinin
tersiyle itip, Mabedimin göğsüne uzanan eli sıkmam diyeceksin? Haydi küçük
ortak, Perinçek’in elinde esir, onu anladık. Koltuk uğruna, Türklük Davası’ndan
caymış, onu da anladık. Peki bu eziklik bu boynu büküklük 5000 yıllık Türk
Devleti’nin Cumhurbaşkanına yakışıyor mu? Hiç mi utanmıyorsun? Hiç mi
sıkılmıyorsun? Yazıklar olsun.
SEN O YOLLARDAN GELİRKEN BEN DÖNÜYORDUM: Bunlarda ne
utanma kalmış, ne de sıkılma kalmış. Biliyorsunuz son dönemde yeni bir
alışkanlıkları var. Neymiş, İYİ Parti pkk ile iş birliği yapıyormuş. Kendine oy
vermeyen vatandaşına terörist deyip bela okuyacak kadar şirazesinden çıkan bu
zihniyetin, bize de terörist demesini elbette yadırgamıyoruz. Bunların da
zihniyeti böyle işte, ne yapalım. Son dönemde hızla büyüdüğümüzü milletimizin
İYİ Parti’ye ilgisini gördükleri için akıllarınca yalanla, iftirayla yolumuzu
şaşırtacaklar. Sayın Erdoğan sen o yollardan gelirken, ben dönüyordum. Şimdiye
kadar, önümüze çıkardığın her engeli aştık, her yalanı yendik, her tuzağı
bozduk. Bundan da evelallah bileğimizin gücü, alnımızın akıyla çıkarız.
Nitekim, kurban olduğum Yüce Allah yalanın, yalancının, kötünün yanına kar
bırakmıyor işte.
KÜÇÜK ORTAĞIN O PULLA İMRALI’DAKİ ARKADAŞINA MEKTUP
GÖNDERSİN: Bilin bakalım ne oldu? Papa, geçtiğimiz hafta Irak’ın kuzeyine
bir ziyarette bulundu. Barzani yönetimi de, Papa’nın ziyareti anısına bir pul
bastırdı. Ne var pulda? Papa’nın başının üzerinde bir harita. Nerenin haritası
bu? Sözüm ona Kürdistan haritası. Peki nereler var bu haritada? Irak’ın
kuzeyinin dışında, Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu’nun bir bölümü. Hani yerel
seçimlerde, Sayın Erdoğan vatandaşa İşte Kürdistan orada, Irak’ta,
beğenmiyorsan defol git diyordu ya… Anlıyoruz ki, Sayın Erdoğan’ın bir başka
kankası Barzani’ye göre Kürdistan orada değilmiş. Sayın Erdoğan’ın
Diyarbakır’da başından konfeti temizlediği Barzani’ye göre Doğu ve Güneydoğu
Anadolu da aslında Kürdistan’mış. Cumhuriyet’in başkentinde şerefine, göndere
Kürdistan bayrağı çektikleri Barzani’ye göre Misak-ı Milli’nin yarısı da
aslında Kürdistan’mış. Şimdi bu arkadaşlara göre terörist olan bizler bu
durumdan rahatsız olurken doğal olarak bu arkadaşların çok büyük tepki
vermeleri gerekir değil mi? Peki siz, Sayın Erdoğan’dan, bir tepki duydunuz mu?
Peki siz, küçük ortaktan, şöyle okkalı bir twitter tabelası gördünüz mü? Hayır.
İşte size, iktidarın zikzaklarla dolu hazin hikayesi. Siyasette zikzak, dış
politikada zikzak, ekonomide zikzak, terörle mücadelede zikzak… Sayın Erdoğan
bu kafayla gidersen daha çok konfeti temizlersin. Küçük ortağın da artık o
pulla, İmralı’daki arkadaşına mektup göndersin.
BAHÇELİ, KONYA’DAN ÜST KURUL DELEGELERİNİ ÇAĞIRDI VE ORADA
BANA ‘FOSFORLU CEVRİYE’ DEDİ: Akşener, kendisi hakkında sosyal medyada
başlatılan ve uzun süre Trend Topic (TT) listesinde kalan ‘Fosforlu Meral’ tabelasıyla ilgili olarak
tepki gösterdi. Akşener, açıklamasında şunları kaydetti:
“Fosforlu Meral tag’inin nereden geldiğini, niçin
geldiğini 5 yıl evvel yol yürüdüğümüz arkadaşlarımız bilirler. Sayın Bahçeli,
Konya’dan üst kurul delegelerini çağırdı ve orada bana ‘Fosforlu Cevriye’ dedi.
İki genç kurul üyesi, bunu ‘fahişe’ olarak algıladılar ve ağlayarak bana
geldiler. Ben ona kastettikleri gibi olmadığını izah etmeye çalıştım. Fosforlu
Cevriye’nin fahişe olmadığını, sert, eli sopalı bir kadın olduğunu söylemek
zorunda kaldım. Ben onu korurken 1 yıl boyunca gelen giden herkese bunu söyledi.
Bunu ifşa ettim ben birilerinin üzerine yıkıldı. Celal Adan
isimli İstanbul milletvekili ve 50 doğumlu bu şahıs döndü hepimize bana,
buradaki herkese ‘Sizin analarınız belli babalarınız belli değil’ dedi. Burada
bir şeye dikkat çekmek istiyorum ben. Bu nasıl bir şuur altıdır bu nasıl bir
psikolojidir. Metin Bey mahkemeye verdi. Hâkimler o ara Erdoğan’la el
sıkışmışlardı ve hâkimler beraat verdiler.
KERESTE GİBİ YAŞAM FORMLARINA ‘ERKEK’ DEMEYE MİDEM
KALKIYOR: Bu devam etti İsmet Büyükataman başından itibaren bana Türk
filmlerinden, ki Bahçeli çok meraklıdır, hep o tuhaf Türk filmlerinin tuhaf
karakterlerinin isimlerini kullandı.
Kereste gibi yaşam formlarına, erkek demeye midem kalkıyor.
Onların yüzünün iğrenç olduğunu, her birinin ne kadar korkak olduğunu
göstermeye beni vesile kıldın. Sana şükürler olsun Allahım. Bu yaşam
formlarının eşlerinin suratına nasıl baktığını merak ediyorum.”
