Savnma” (Difa-i Mukaddes) haftasının arifesinde, şehit aileleri, gaziler,
yazarlar, sanatçılar ve kutsal savunma alanında faaliyet gösterenlerle bir
araya geldi.
İmam Humeyni (r.a) Hüseyniyesinde gerçekleşen bu görüşmeye,
kutsal savunma alanında faaliyet gösteren İran’ın diğer şehirlerindeki birçok
kişi de görüntülü bağlantı ile katıldı.
İslam İnkılabı Rehberi konuşmasının başında böylesi muhteşem
ve muazzam bir program yaptıkları için emeği geçen herkese teşekkür etti ve
devamında Kutsal Savunmanın önemine değindi.
İmam Hamanei’nin konuşmasının önemli başlıkları şöyle:
“Kutsal savunma, ülkemiz tarihinde önemli bir andır. Bu anı,
bu önemli olayı doğru bilmeli ve gelecek nesillere tanıtmalıyız. Benim kesin
görüşüm şudur ki, bizden sonraki nesiller kutsal savunmanın önemli ve anlamlı
yönlerini bilseler ve İran milletinin bu önemli olayda zafer kürsüsüne nasıl
ulaştığını ve orada güçlü bir şekilde durduğunu öğrensinler. Bu farkındalığın
onlara büyük dersleri olacaktır.
Kutsal savunma olayının büyüklüğü tanınmalıdır. Çok şey
yapıldı ama hâlâ yapılacak çok şey olduğunu düşünüyorum. Şu ana kadar bu devasa
ve rengarenk tablonun detaylarını tanıyamadık ve tanıtamadık.
Kutsal savunma “Neyin savunması? Kimin savunması? Kim
tarafından savunma? Ve bu savunmanın sonucunun ne olduğu?” olmak üzere dört
açıdan incelenebilir.
Düşmanın hedefi İslam İnkılabı idi. İran’daki eşsiz ve büyük
inkılabı bastırmak istiyorlardı.
Irak-İran savaşında mesele sadece sınırların ve coğrafyanın
değişmesi değildi. Bir milletin kimliğini hedef almışlardı.
Kutsal savunma kime karşıydı? Bu savaşı asıl teşvik eden Amerika’ydı.
Kutsal savunmada saldırıda bulunanlar kimlerdi? Kutsal
savunmaya bu açıdan bakarsak kutsal savunmanın büyüklüğü ve önemi ortaya
çıkacaktır. O gün dünyanın bütün önde gelen güçleri tek cephe haline gelerek
İran İslam Cumhuriyeti’ne ve İslam İnkılabına yönelik bu saldırıya katıldılar.
Amerika bir taraftan, Avrupa ülkeleri bir taraftan, Sovyetler Birliği
liderliğindeki Doğu Bloku da bir başka taraftan bu saldırıya katıldı.
Saddam’ın İran’a saldırısını asıl teşvik edenin Amerikalılar
olduğu söylendi. Daha sonra savaş sırasında en önemli yardım olan istihbarat
yardımı Amerikalılar tarafından yapıldı. Güçlerimizin konumlarını kolaylıkla
haritalandırıp onlara sürekli ve art arda hava haritaları sağladılar ve
Saddam’a taktikler verdiler.
Avrupalılar ve Fransızlar Saddam’a en gelişmiş hava
ekipmanlarını, savaş uçaklarını ve helikopterlerini sağladılar. Almanlar
Saddam’a, İran’da, Irak’ta, hatta Halepçe’de pek çok felakete neden olan
kimyasal silah hazırlama araçlarını sağladı. Doğu Bloku, eski Sovyetler Birliği
ve Doğu Avrupa ülkeleri Saddam’a istedikleri tüm kara ve hava imkânlarını sağladılar
ve ona ihtiyaç duyduğu her şeyi verdiler. Füze pahalıydı ve onların topçu
birlikleri çok fazla harcama yapmadan Tahran’ı topla vurabilecek şekilde
donatılmıştı.
Bölgemizdeki Arap ülkeleri Saddam’a sayısız miktarda para
sağladı. Hem para hem ulaşım verdiler. Fars Körfezi’nin güney kısmı,
teçhizatları alıp Irak’a getiren kamyonlar ve ağır makineler için kalıcı bir
yerdi. Yani herkes yardım etti, herkes! Saldırganlar onlardı.
Kutsal Savunmada ne savunuluyordu? İslam İnkılabının kutsal
savunmasında, İslam İnkılabının ürünü olan İslam Cumhuriyeti ve ülkenin toprak
bütünlüğü savunuldu. Karşı taraf bu üç şeye saldırmıştı. Elbette düşmanın temel
ve önemli cephesinin hedefi toprak bütünlüğü meselesi değildi, bu, Saddam’ın
hedefiydi. Onların hedefleri inkılaptı. İran’da halkın fedakârlıklarıyla yaşanan
bu eşsiz, büyük ve önemli inkılabı bastırmak istediler.
Bu inkılap, ülkeyi yöneten bağımlı ve yozlaşmış sistemi devirip,
bu ülkede yeni bir sistemi kurmayı, ülkeye yeni bir söylemi getirmeyi başardı;
Dini demokrasi dünyada yeni bir söylem ve kelimeydi.
İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı çıkanların ve ona düşman
olanların sorunu “İslam Cumhuriyeti’dir”.
Dolayısıyla bu temel ve önemli noktalar savunuldu. Sorun
sadece sınırın bir kısmının ileri veya geri gitmesi, coğrafi sınırların
değişmesi değildi. Tabii ki bu da önemliydi ama bunun önemi diğer konuyla kıyaslanamaz.
Bizim savaşta hiçbir yardımcımız olmadı, parasını ödeyip
satın almak istediğimiz imkan ve silahlar bile çok nadir ve küçük durumlar
dışında sağlanmadı.’
