İmanı Kemale Erdiren Üç Haslet-1

rasthaber

Rasthaber –  İslam dininde üç şeye bağlı olmamız istenmiştir:
Allah’tan bir sünnete, peygamberden (s.a.a) bir sünnete ve imamdan bir sünnete.

 

Usul-u Kafi’de; İmam Rıza’nın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Mümin
kendisinde şu üç haslet olmadıkça hakiki imana eremez: Rabbinden bir sünnet,
peygamberinden bir sünnet ve imamından bir sünnet. Rabbinden bir sünnete
gelince bu, Allah’ın kendi sırrını saklamasıdır. Peygamberden (s.a.a) bir
sünnet ise insanlarla iyi geçinmektir. İmamdan bir sünnet ise yoksulluk ve
perişanlık halinde sabretmektir…

 

Kafi’de; İmam Rıza’nın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Mümin
kendisinde şu üç haslet olmadıkça hakiki imana eremez”
‌ Rabbinden bir sünnet,
peygamberinden bir sünnet ve imamından bir sünnet. Rabbinden bir sünnete
gelince, bu, Allah’ın kendi sırrını saklamasıdır. Allah-u Teala şöyle Cin
Suresinin 25 ve 26. Ayetlerinde şöyle buyurmuştur: “Gaybın bilgisi O’nun tek
elindedir. O gaybın sırlarını hiç kimseye açmaz. Bu sırları sadece seçtiği
peygamberlerine açar. Onların önlerinden ve arkalarından gözcüler, korucular
salar.”
‌

 

Peygamber den (s.a.a) bir sünnet ise insanlarla iyi geçinmektir. Zira
Allah-u Teala A’raf Suresini 199.Ayetinde Peygamber’ine (s.a.a) insanlarla iyi
geçinmeyi emretmiş ve şöyle buyurmuştur: “Sen af yolunu tut, bağışla, uygun
olanı emret, bilgisizlere aldırış etme.”
‌

 

İmamdan bir sünnet ise yoksulluk ve perişanlık halinde sabretmektir.
Şüphesiz Allah’ın övüldüğü sıfatlara uyması istenilen bir kimse için yüce bir
yer temin edilmiştir. Allah bu kimseyi; Dostları, seçkinleri ve velileri için
hazırladığı cennete yerleştirmek istemektedir.

 

O halde sana o cennette yer alan kimselerin sahip olduğu sıfatların
benzerini göstermesi gerekir ki seninle o cennet ve sakinleri arasında bir uyum
sağlamış olsun. Zira o cennet oldukça temiz, sefa ve nur dolu bir cennettir.
Sakinleri de peygamberler, melekler, şehitler ve doğrulardır. Bir yandan Allah
ilim ve hikmet sahibi olduğu için orada olduğun halde cennetin kendisine ve
ehline yabancı olmanı istememektedir. Dolayısıyla senin orada olman kendi
yerinde karar kılmayan bir şey görünümü içinde olmamalıdır.

 

Öte yandan Allah şefkat ve merhamet sahibi olduğundan senin için tertemiz
bir cennet dışında bir yer beğenmemektedir. İşte bu da Allah’ın seni en üstün,
en kâmil ve en değerli sıfatlara yönlendirmesine neden olmuştur. Allah sadece
birtakım sıfatlara sahip olduğun takdirde senden hoşnut olacaktır. Bu sıfatlar
şerafet, değer ve azamet içinde oldukları için de Allah onları kendisine mensup
kılmış ve kendisini onlarla övmüştür.

 

Evet, her kim Allah’a mensup olan sıfatlarla süslenirse Allah’a mensup olan
bir yere yerleşme liyakatini elde eder. İnsan Allah’ın velilerinin kendisine
komşu olduğu bir eve yerleşecekse onların sıfatına sahip olmalıdır.

 

İşte bu yüzden Allah tertemiz sıfatlarla arınmış olan ruha hitap ederek
Fecr Suresinin27-30. Ayetlerinde  şöyle buyurmuştur: “Ey huzura kavuşmuş
insan! Sen O’ndan hoşnut, O da senden hoşnut olarak Rabbine dön. (Seçkin)
kullarım arasına katıl ve cennetime gir.”
‌ Bu sıfatlar oldukça çoktur. İmam (a.s)
bütün bu sıfatlar arasında önemli oldukları için sadece bu üçünü saymış ve imanın
esası kabul etmiştir.

 

Birinci sıfat: İnsanın kendi sırlarını söylememesidir. Bunun açıklaması da
şudur ki insanlar tür olarak nakıstır ve kemale ermemiştir. Aynı zamanda kemal
sıfatlarının şerafet ve güzelliği de belli olup herkesin kabul ettiği bir
gerçek konumundadır. Öyle ki herkes bu sıfatlara sahip olma arzusu içindedir.

 

Ama bu sıfatlar nefsanî isteklerle uyuşmadığından ve nefisle cihat himmeti
bulunmadığından bu sıfatlara ulaşmaktan mahrum kalmaktadırlar.

 

Dolayısıyla insanlar herhangi bir kimsenin bu sıfatları elde etme azim ve
iradesine sahip olduğunu görünce de onun bu sıfatlara ulaşmasından ve
kendilerinden öne geçmesinden korktukları için; Aynı zamanda insan tabiatı
gereği kendi dengi olan kimselerin kendisinden aşağıda olmasını ve kendisinin
başkalarından üstün gelmesini istediği için her türlü çaba, söz ve hile ile o
kimsenin bu kemal sıfatlarına ulaşmasına engel olmaya çalışmaktadır. Bir kimse
tek başına bu sayısız kimseler karşısında direnme gücüne sahip değildir.

 

Yüce Allah sır saklamayı, yani aldığı kararı açıklamamayı müminin bu büyük
engelden yegâne kurtuluş olarak karar kılmıştır. Mümin bir kimse sır sakladığı
takdirde insanların kötülüğünden güvende olacak ve insanlar da böylece ona
engel olmayacaklardır.

 

 Bu usta tabipler ve şefkatli hekimler olan Ehl-i Beyt (a.s) da
kötülüğü emreden nefsin insanın düşmanlarından biri olduğunu ve yol kesiciler
türünden sayıldığını bildikleri için insanı böylesine sır saklamaya teşvik
etmişlerdir ve sır saklamanın Allah’ın sıfatlarından birisi olduğunu beyan
etmişlerdir.

 

Allah’ın kendisini bu sıfatlarla övdüğünü belirtmiş ve imanın bu üç sıfata
bağlı olduğunu açıklamışlardır.

 

Bütün bu hatırlatmaların hedefi kötülüğü emreden nefsin sırrı ifşa etmeye
karşı duyduğu istektir. Nefis çeşitli bahanelerle insanı sırlarını ifşa etmeye
teşvik etmektedir.

 

İnsana sırrını ifşa ettiği takdirde karşısındakine faydalı olacağını
vesvese etmektedir.

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın