İmanı Kemale Erdiren Üç Haslet -2

rasthaber

Rasthaber –  Onu teşvik
edeceğini, sevindireceğini veya bu vesileyle görüşünden istifade edeceğini
söylemektedir.

Bu konuda daha faydalı bir görüşe sahip olabileceğini veya
duasından istifade edeceğini veya onun birine söyleyebileceğini ve bu durumda
diğer şahsın da faydalanacağını ya da sırrı ifşa etmenin gerekli olduğu bir
takım üstünlüklere sahip olabileceğini telkin edip durmaktadır.

Bütün bu hileler karşısında şöyle söylemek gerekir. Eğer sırrı
ifşa etmek genel anlamda bir fazilet olsaydı, Allah sırrını gizlemez ve bu
sırrını sadece sırrının haznedarlarına özgü kılmazdı.

Zira hikmet sahibi bir varlık üstün gördüğü bir şeyi bırakmaz ve
en kâmil olandan başkasını yerine getirmez. Dolayısıyla anlaşıldığı üzere sırrı
ifşa etmek hikmete aykırı olan bir takım fesatlara neden olmaktadır.

O halde sen de hikmete riayet etmek ve fesada sebep olan
şeylerden sakınmak hususunda Rabbine uy ki şüphesiz kötülüğü emreden nefis
sadece fesat çıkarmak istemektedir. Ama bu isteğini hayır ve iyilik temennisi
şeklinde ortaya koymaktadır.

Mevlamız İmam Seccad (a.s) Zuheyr’e şöyle buyurmuştur: “Sakın
bir izahın olsa dahi kalplerin inkâr edeceği bir söz söyleme. Zira sen o konuyu
senden işiten bütün herkese onu açıklayamazsın.”
‌

İmamlara (a.s) mensup olan bir şiirde ise şöyle yer almıştır:

“Şüphesiz ben ilim cevherini örterim ki cahil ona ulaşmasın ve
bu sebeple fitneye düşmesin.

Bu işte Ali (a.s) öne geçti, Hüseyin’e ve ondan önce de Hasan’a
(a.s) tavsiye etti.

Nice ilim cevheri vardır ki aşikâr kılacak olursam bana, “Sen
putperestlerdensin”
‌ derler.

Müslüman halk kanımı helal sayar ve en çirkin işlerini iyi
görürler.”
‌

Evet, sırrı saklamanın övgüsü ve sırrı ifşa etmenin kınanması
hakkında birçok rivayetler nakledilmiştir. Bu rivayetlerden de anlaşıldığı
üzere insan sırrı gizlemeyi seveceği ve sırrı ifşa etmekten hoşlanmayacağı bir
makama ulaştıktan sonra nefsanî isteklerden kurtularak akıl gözüyle
bakmaktadır.

Konuşmak için durumu müsait gördüğü takdirde ise ihtiyaç
duyulduğu ölçüde konuşmaktadır. Neler konuşacağı hakkında çok dikkatli
davranmaktadır ki onların (a.s) şu emrine itaat etmiş olsun: “Hikmeti ehli
olmayana vermeyiniz; aksi takdirde ona zulmetmiş olursunuz ve ehlinden de
esirgemeyesiniz ki, bu durumda da ona zulmetmiş olursunuz.”
‌

Bu sıfatlar oldukça çoktur.

İmam (a.s) bütün bu sıfatlar arasında önemli oldukları için
sadece bu üçünü saymış ve imanın esası kabul etmiştir.

Ama ikinci sıfat
gelince: İnsanlarla iyi geçinmekten ibaret olan bu metot Peygamber-i Ekrem’in
(s.a.a) metodudur. Daha önce de naklettiğimiz gibi Hz. Ali (a.s) şöyle
buyurmuştur: “Allah katında insanların en sevimlisi peygamberine uyan
kimsedir.”
‌

Bu sünnetin hikmeti ise sırrı gizlemenin hikmeti gibidir. Hatta
bizim yorumladığımız şekliyle sır saklamak da bir tür insanlarla iyi geçinmek
ve uzlaşmaktır. Kafi’de İmam Sadık’tan (a.s) naklen Resul-i Ekrem’in (s.a.a)
şöyle buyurduğu yer almıştır: “Allah bana farzları yerine getirmeyi emrettiği
gibi, insanlarla iyi geçinmeyi de emretmiştir.”
‌

Hakeza İmam Sadık (a.s), atasından (a.s) şöyle buyurduğunu
rivayet etmektedir:

“İnsanlarla iyi geçinmek imanın yarısıdır. Onlara karşı şefkatli
ve yumuşak davranmak hayatın yarısıdır.”
‌ İmam Sadık (a.s) daha sonra şöyle buyurmuştur: “İyilerle
gizlice muaşerette bulununuz. Kötülerle ise açıkta muaşerette bulununuz. Onlara
karşı saldırıya geçmeyin ki sizlere zulmederler. Zira size öyle bir zaman
gelecek ki halkın beyinsiz saydıkları dışında dindarlardan hiç kimse
kurtulamayacaktır. O da halkın kendisini beyinsiz saymasına sabredecektir.”
‌

Aynı şekilde imam Sadık (a.s) Resul-i Ekrem’in (s.a.a) şöyle
buyurduğunu rivayet etmektedir: “Üç şey kimde bulunmazsa hiç bir ameli kemale
erişmez: “Kendisini Allah’a isyandan alıkoyan bir takva, insanlarla uyuşacağı
ve geçineceği bir ahlak ve cahillerin cehaletini kendisinden uzaklaştıracağı
bir tahammül.”
‌

 Üçüncü hususu da zorluk ve sıkıntılarda tahammül
göstermektir:

İmanı Kemale Erdiren Üç Haslet-1

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın