İNTİZAR’IN YOLU TAKVA

rasthaber
Rasthaber –BismillahiRahmanniRahim    

Hamd Alemlerin Rabbi Allah’a salatu ve salam O’nun Resulü ve
temiz Ehli beytine olsun.

“Ey insanlar! Sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve
birbirinizle tanışmanız için sizi soylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında
en üstününüz en çok takva sahibi olanınızdır.” (Hucurat-13)

Takva, Hepimizin bildiği ve sıkça kullandığı bir kelimedir.
Etimolojik tanımını, Arapça wḳy kökünden gelen taḳwāˀ تقواء “günahtan sakınma” sözcüğünden
alıntıdır. Arapça sözcük waḳā وقا
“koruma, sakınma” fiilinin mastarıdır. Bu bağlamda Takva; Allah’a
yakiğin olma, Allah’ın korunması altında olma, Allah’ın bizden istediği
sınırlar & kurallar içinde yaşama.

Takva tanımını daha önceki yazılarımın devamı olarak farklı
bir açıdan ele alacağım. Özelikle seçtiğim Hucurat suresi ayet 13 hepimizin
bildiği ve şıkça kullandığı bir ayettir. Takvanın oluşumunu sağlayacak şartlar
nedir? ve “intizar” (İmam-i zamanı Bekleme) ile olan bağlantısını açıklamaya,
işlemeye çalışacağım.

Öncelikle ayet, kime, nasıl, neden ve ne için hitap etmiş?
kullanılan öznelere kimdir? Ayet İnsanlara, Cinsiyetleriyle; “Erkek”, “Dişi” ve
oluşturdukları sınıflarıyla; “soy”, “kabile”lerine hitap etmiş. Nedenine
baktığımızda, “yaratmak”, “ayırmak” için olduğunu görüyoruz ve ne içine
dediğimizde “Takvaya sahip olmak” için olduğunu görüyoruz.

Çok ilginçtir ki Allah (cc), insan türünün kendi bünyesinde
barındırdığı “cinsiyet”, “sınıf” farklılıklarından bahsetmiş fakat “din /
inanç” olarak ayırt etmemiş ve sadece en üst makamı “Takva” sahibi olmak
demiştir. Bu açıdan ayeti kısaca özetlersek; Ey insanlar, en üstününüz takva
sahibi olanınız ne cinsiyetiniz nede sınıfınızdır. Bu cümlede tanımlamamız
gereken iki anahtar kelim İnsan ve Takvadır.

Ayetinde Allah (cc) açıkça Takva sahibi olmanın ilk temel
şart “insan olmak” olduğun belirtmiştir. Bazılarının övündüğü gibi Cinsiyetin,
Irkın, Milet’in İNSAN olmaktan daha önemli olmadığı görülmektedir. Takva
makamı, ırkımız (Avrupalı, Afrikalı, Asyalı, Kızılderili, ne Baltık …),
cinsiyetimiz (Erkek & Kadın) ve milletimiz (Türk, Kürt, Arap, Fransız,
Amerikalı, İranlı, İngiliz, Çinli…)’den daha üstün bir makamdır. Allah’ın
muradı bizlerin tek bir övgü şahnesi olan takvaya sahip olmamız istemektedir.
Çünkü “Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı” * Fakat “Ancak (bu,)
verdikleriyle sizi denemesi içindir.” ** demezdi. Dolayısıyla Takvaya erişmenin
ilk şartı İNSAN olmaktır.  📎*(Nahl-93),
**(Maid-48)

Daha önceki yazılarımızda insan tanımını yapmıştık, insanı
insan yapan ruhun mükemmelliğe erişmesi demiştik çünkü insanın madde vücudu
yaratılış itibariyle mükemmelle yaratılmış olup insanoğlu vücudunun
mükemmelliği & kimliğine sahip olmak için hiçbir güç sarf etmemiştir. Buna
karşın insanoğlu, ruhun mükemmelliğini keşfetmesi, ortaya çıkarması için çaba
göstermesi gerekmektedir ki bunu ancak hayırda yarışan, güzel Ahlaka sahip
olan, Allah’a teslim olmuş (Müslüman) Kâmil İnsan olmakla erişir demiştik.
“Artık hayırlarda yarışınız” (Maid-48) Dolaysıyla insanlar sahip oldukları
sınıf çeşitlileri (irk, makam, cinsiyet, statü) hayırda yarışmak içi kullandığı
araçlardır. Takvaya erişiminin ikinci şartı GÜZEL AHLAK sahibi / İnsani kâmil
olmaktır.

Allah insan türünü yaratırken doğal olarak farklı ve çeşitli
yapılara, sınıflara büründürerek yaratmıştır ki bu Allah’ın sünnetidir. Doğal
farklılık, belirli bir uyum, dengenin gerekliği için şarttır. Denge &
uyumu, Allah (cc), bizlerin birbirimizi sevmemizi & yakınlaşmamızı,
türümüzü güçlendirmemizi, korkularımızı birlikte yenmemizi istemesi için
bizlere verdiği zenginlikler & güzelliklerdir. Bu güzellikler bizleri
yükseltmek için bir merdiven olacağı gibi alçalmamız için bize karşı bir
tuzakta oluşturabilmektedir.

Takva sadece Muhammed ümmetine mi ait midir?

Aşır uç bir örnek vereceğim, bir Yahudi Kadın/Erkek, eğer
Takva sahibi ise Türk/Arap/Acem bir kadın/Erkekten üstün olabilir mi?

Bana diyeceksiniz ki bu nasıl bir soru! nasıl olurda bir
Yahudi kadın/erkek takva sahibi olur? Filistin’de ve dünyada “Yahudilerin”
insanlara yaptıkları züllüme bakarsan olmayacağı anlaşılır değil mi! Ama birde
kendine Müslüman diyenlerin yaptıkları “ihanete”, “kalleşliğe”, “züllüme”
bakarsak ne diyeceğiz?

İSLAM dinine hangi açıdan bakıyoruz? Daha önceki yazımızda
“Kendini tanı ki düşmanını tanıyasın” başlığı altında “Kimlik”, “Terminoloji
& kodlama” ve “Taassup” konularını işlemiştik ve yazımızda asıl düşmanımızı
ne siyonistler ne şeytan ABD ne de bizzat şeytanın kendisi demiştik çünkü onlar
görevlerinin tanımını harfiyen uyguluyor demiştik. (Siyah renge neden her yeri
karalıyorsun diyemeyiz çünkü siyah her yeri karalar) Asıl olan biz kendi
görevimizi yapıyor muyuz diye sormuştuk. Çünkü Allah (cc) diyor ki “Şüphesiz ki
iman edenler, Yahudi olanlar, Sabiîler ve Hristiyanlardan her kim Allah’a ve
Ahiret Günü’ne inanır, salih amel (Takva) yaparsa onlar üzerine korku yoktur ve
onlar üzülmeyeceklerdir.” (Mâide-69) Allah (cc), insanoğlunda aradığı tek şey
“her kim Allah’a ve Ahiret Günü’ne inanır, salih amel (Takva) sahiplenirse”
Allah (cc) onlar için korku ve üzüntü yok diyor.

Yaptığımız bu açıklamalardan sonra asıl konuma giriyorum,
Neden Allah (cc) “Hucurat-13” ayetinde İslam’a sahip olan demedi de “Takva”
sahibi olan en üstündür dedi? Buradan anlaşılan o ki İslam inancına sahip
olmakla direkt Takvaya sahibi olunmuyormuş. Bunla beraber, İbrahim (as), Musa
(as), İsa (as) veya diğer Peygamberlerin inancı Tevhit bağlı olmak &
yaşmakla Takvaya sahip olunabiliyormuş. Dolaysıyla Peygamberimizin amcası Ebu
Talip, Takva sahibi üstün bir şahıs (Müslüman) olduğunda böylece anlıyoruz.

Yukarda bahsettiğimiz gibi takvaya sahip olma şartı “Güzel
Ahlak sahip İnsan” olmaktır. Fakat bu tanımlamayı hangi kimlik &
terminoloji kodlamasıyla yapmalıyız? 
Allah (cc) diyor ki; “Kuşkusuz Allah katında din İslâm’dır. Kitap
verilenler, ancak kendilerine ilim geldikten sonradır ki, aralarındaki hak
tanımazlık yüzünden ayrılığa düştüler (sapıttılar)” (Al-i imran-19).

Gelmiş geçmiş her Peygamber, Tevhit inancı (Hanif din) üzeri
ilahi kitapla gelmiştir. Tevhit inancına uyan her ırk, millet, cinsiyet, Allah
katında “Müslüman / müslima”dır. Peygamberimiz Muhammed Mustafa (sav)
efendimizle tevhit inancı en son güncellemesini gerçekleştirmiş ve Tevhit
inancı “İslam dini” olarak isim almıştır. 
Peygamber Efendimizin bir hadisinde “Ben Güzel ahlakı tamamlamak
(güncellemek) için gönderildim” demiştir. 
Dolaysıyla Gelmiş geçmiş bütün peygamberlerin tevhit inancı
evrenselleşerek İSLAM dini olmuştur.

Allah (cc), Peygamberimizden önceki Tevhit inancı
toplumlarına “Ehli kitap” olarak hitap etmiştir. Fakat Tevhit inancı her
kavimler tarafından “mistik, gizlemli, mitolojik, egosantrik arzular ve
inançsızlık” inanç yapılarına bürünerek unutturulmuş, saptırılmış,
değiştirilmiştir ve ne yazık ki günümüze dek saptırma zihniyet hala devam
etmektedir.

Tevhit inancı, “Hristiyanlık”, “Yahudilik”, “Deistlik”,
“Laiklik”, “Demokrasi” vb. insanlar tarafından saptırılarak farklı isimler
altında kendi inanç terminoloji ve kodlamalarını oluşturmuştur. Dolaysıyla,
Allah (cc), “Al-i İmran süresi 19” ayetinde gelmiş-geçmiş-gelecek tüm
ümmetleri/kavimleri (Yahudiler, Hristiyanlar, Sabiiler ve Muhammed ümmeti)
muhatap almıştır. Ve referans “şahit” olarak Muhammed & Al-i Muhammet’i
seçmiştir. “Her ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onların üzerine bir
şahit yaptığımız zaman bakalım kâfirlerin hali ne olacak!..” (Nisa-41)

İnsanoğlunun sapıklığı, hak tanımazlığı, zulmü, her zamanda
her ortamda (her mekânda) daima ön plana çıkarmıştır ki buna Muhammed ümmeti de
dahildir. Fakat böyle bir ortamda Muhammed ümmetinin ve diğer ümmetler gerçeği,
hakikati tanıması, yaşaması ve Takvaya erişmesi nasıl ve kim tarafından
yönlendirilecek ve Referans ne olacaktır?

Allah (cc), bize yol göstermiştir “Bugün sizin için dininizi
kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım, sizin için din olarak İslâmiyet’i
beğendim.” (Maid-3) belirtilen “Bugün, size nimetim tamamladım” deki
“tamamlama” sebebini takvaya erişmemiz için referans ve yol göstericidir. Çünkü
Allah (cc), Peygamberimize hitaben “Ey resul! Rabbinden sana indirileni (olduğu
gibi) tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O’nun Risalet’ini (sana gönderdiğini)
tebliğ etmemiş olursun.” (Maid-67) demiştir. Şimdiye kadar çekinmeden &
korkmadan Allah’ın her mesajını tebliği etmesine rağmen Peygamberimizi bu kadar
çekindiği neydi ki Allah kendisini o konuda ciddi bir uyarıda bulunmuştur.
“Allah seni insanların (kirli propagandasından koruyacaktır.” demiştir. Daha
önceki kavimlere gelen her peygamber kendinden sonraki gelecek Peygamberi/önderi
işaret etmiştir. Fakat her defasında insanlar büyük çoğunluğu o işaret edilen
peygamberi takip etmemiş, tam aksine düşman kesilmişler ya da öldürmüşlerdir.
Peygamberimiz Muhammed Mustafa (savs) en son Peygamber oluşu ve ilahi kitap
Kuran’ı Kerimin de en son ilahi kitabın olmaması, insanları Tevhit inancından
sapmalarının önüne geçmek ve doğru yolu temsil etmek için ilahi mesajın
koruyucusunu tanıtması (işaret etmesi) sünnetullah gereği şarttır. Bu nasıl
olacaktı? (Gadri Hum vakası & Veda Hutbesi bkz.)

Allah dinini nasıl koruyacaktır?

Hz. Muhammed (sav) ümmeti de kendilerine gelen ilime rağmen
kendinden önceki diğer kavimlerin egosantrik arzularıyla hakkı tanımama, isyan
etme, iktidar (gücü) elinde tutma hırsı peşine düştüler. Allah’ın emrine karşı
gelerek ayrıştılar ve İslam tarihimiz kan gölüne çevirdiler. Fakat buna rağmen
Allah dinin koruyacağın teminat altına almıştır “Hiç şüphesiz, zikri (Kur’an’ı)
biz indirdik biz; onun koruyucuları da gerçekten biziz.” (Hicr-9)

Allah kitabını (zikrini) mutlak olarak aslının
değiştirilmeyeceği, her türlü sapıklıklara rağmen korunacağını,
saptırılmayacağını (Takva üzeri kalacağı), kendisi bizzat teyit etmiştir. Fakat
insanlardan çok az bir kısmı hariç aynı korunmayı teyit/taahhüt etmemiştir.
Bütün Ehli kitap sahipleri, Muhammed ümmeti dahil, her türlü sapıklıklar &
günahlar karşısında korunacağına, saptırılmayacağına dair ilahi bir taahhüt
yoktur. “İblîs, “Rabbim! Benim sapmama imkân verdiğin için yemin olsun ki ben
de yeryüzünde onlara (günahları) şirin göstereceğim ve -aralarından senin
takvalı kulların hariç- onların topunu kesinlikle yoldan çıkaracağım” *, “Sen
de onların çoğunu şükrünü (kulluğunu) yerine getirenlerden bulmayacaksın.”
dedi.” **, Allah (cc), “Şüphesiz, sapmışlardan sana uyacak isyankârlar dışında
kullarım üzerinde senin hâkimiyetin olmayacaktır. Oysa şeytanın onlar üzerinde
hiçbir hâkimiyeti yoktu. Ancak ahirete inananları, onun hakkında şüphe içinde
bulunanlardan ayırt edelim diye (ona bu fırsatı verdik) ***. /📎*(Hicr-40-42),
**(A’raf-17), ***(Sebe-21)

Şeytan, insanların az bir kısım hariç geri kalanların
hepsini saptıracağını söylemekte ve de Allah (cc) bunu teyit etmekte. Fakat
Allah (cc), Kendimizi her ortamda her zaman korunmamız için bizlere yol
gösteren kullanma kılavuzları ve önderlerini yollamıştır. En bariz ve basit
örneği; Kıldığımız 5 vakit namazlarımızda devamlı söylediğimiz bir sözü “…Bize
doğru yolu göster. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yolunu;
gazaba uğramışların ve sapmışların yolunu değil” (Fatiha 6,7)

Müslüman olarak Allah’tan “bize doğru yolu göstermesini”
talep ediyoruz. Çünkü sapıtmamız çok büyük bir olasılık. Artık peygamber ve
ilahi kitap gelmeyeceğine göre doğru yolu Kuran’ın bekçisi olacak, aynı zamanda
da seçtiği hidayet kapısı ilahi kılavuzlar kim olacak?

Allah (cc), bizim talebimiz ardından cevabında bize
söylettiriyor “Kendilerine lütufta ve ikramda bulunduğu kimseler.” Bununla
birlikte Allah (cc) kendi seçtiği “lütuf ve ikramda” bulunduğu kullarının
varlığını ve tanımını farklı ayetlerde de bildiriyor ve de bizlerin O yüce
şahıslara yönelmemizi istiyor. “Onları, emrimizle hidayete vesile olan (ibadet
ve istikamet yoluna çağıran) imamlar (önderler) kıldık ve onlara hayırlı işler
yapmayı, namaz kılmayı, zekât dağıtmayı vahyedip (uygulattık). Onlar (sadece) bize
ibadet eden (lütufta ve ikramda bulunduğumuz) kullarımız.” (Enbiya 73)
“(Nefsin kötü arzularına ve hayatın zorluklarına) Sabrettikleri ve ayetlerimize
yakinen (kesinlikle ve şüphesiz) iman ettikleri zaman, onların içinden
emrimizle hidayet rehberi olan önderler/İmamlar tayin ettik (çıkarmıştık).”
(Secede-24) ve “Sizin dostunuz, sahibiniz, ancak Allah’tır ve Peygamberidir ve
inananlar, namaz kılanlar ve rükû ederken zekât verenlerdir” (Maid-5)

Aksi takdirde, Allah’ın seçtiği Hidayet önderlerinin yolunu ret
edersek & inkâr edersek ne olacaktır? 
Hakikati saptıran, gerçekleri tersyüz edenlerin yoluna tabi olacağımız
kaçınılmaz olacaktır.  Bu konuda Allah
(cc), bizleri uyarıyor; “Biz onları (inkâr ve isyanları nedeniyle) ateşe
çağıran önderleri kıldık; kıyamet günü ise (ne kendileri ne de peşlerinden
sürükledikleri) yardım görmeyeceklerdir.” (Kasas-41)

Netice olarak; Allah kendi dini İslam’ı “İnsanlığa Doğru
yola /hidayet yoluna/Takva yoluna illetten, Allah’ın seçtiği, Kendilerine lütuf
ve ikramda bulunarak, yücelttiği, Zahiri ve gaybi ilimlere sahip olan, pak
kıldığı” Peygamberler ve İmamlar (ilahi önderler) vasıtasıyla koruyacaktır.
Bizlerde onların yoluna tabi olarak, itaat ederek kendimizi Allah (cc) koruması
altına alıp her türlün günahlardan sakınacağız, kendimizi koruyacağız ki insanı
kâmil olmamıza/takvaya bürünmemizi sağlayacaktır. Allah dinini kendi seçtiği
Yüce şahısların varlığı ile her zamanda her ortamda her mekânda koruma altına
almıştır. Bizlerde kendimizi o yüce şahısların yolunu ihlasla, intizarla takip
ederek koruma altına alacağız. “Allah seçtiği önderlerle (lütufta ve ikramda
bulunduğu kimseler) kitabini koruyacak, insanlarda Allah tarafından seçilmiş
önderler tabi olarak kendilerini koruyacaklar”, “söyle bana dostunu söyleyim
sana kim olduğunu”

İntizarın yolu Takvadır;

•             İnsan
olmak & Güzel Ahlaka sahip olmak; Ruhun & vücudun mükemmelliğini her
türlü pisliklerden, parazitlerden korumak, saklamak. Her türlü ortam &
makamda adil olmak, hakkaniyetli olmak, dürüst olmak, rahmetli ve lütufkar olmak.

•             Tevhit
(Hanif dini) inancına sahip olmak; “Allah (cc) ortak koşmadan, bilmek, inanmak,
itaat etmek, ibadet etmek Allah’ın kadrini gereği gibi bilmek”

•             Peygamber
(sav) ve Pak Ehli beyti kendine şahit ve önder almak. Önder/veli/imam doğru yol
gösterici kabul etmek, onlar gibi inanmak & yaşamak ve onları severek takva
üzeri kalmak.

Sözün özü; “Kendini tanımak & Ruhunu keşfetmek, Ruhunu
eğitmek, Takva sahibi kalmak”.

Bu sıralamayı yukardan aşağı alırsanız “Takva sahibi”
tanımlamasını aşağıdan yukarıya alırsanız “insan olmak” tanımlamasını
yapabilirsiniz.

Mustafa Kemal TASPINAR

3 Nisan 2021

 

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın