İran’a karşı savaşan ülkenin halkının görüşlerine bakın; ardından zafer anlatısını daha güçlü savunun. İran, algı savaşını kazanmıştır; bundan kuşku duymayın.
Savaşların analizinde yalnızca askeri güç dengesi veya sahadaki gelişmelere odaklanmak, gerçeğin eksik bir resmini sunar. Bu resmin tamamlayıcı unsuru ise, çatışmaların kapsamını, şiddetini ve sürekliliğini belirleyen temel değişkenlerden biri olan “kamuoyu”dur. Irak ve Afganistan savaşlarının tecrübesi gösterdi ki, askeri üstünlük sağlansa bile toplumsal desteğin aşınması savaşın yönünü değiştirebilir ya da onu sona erdirebilir. Bu çerçevede, Amerikan toplumunun İran’a karşı son savaşa bakışını incelemek yalnızca bir kamuoyu araştırması değil; aynı zamanda bu savaşın sürdürülme kapasitesinin analizidir.
2026 Mart–Nisan döneminde Ipsos, Pew, YouGov, Marist ve Reuters gibi güvenilir araştırma kuruluşlarının verileri genel olarak ortak bir tablo sunmaktadır: Amerikan toplumunun çoğunluğu bu savaşı desteklememekte, savaşın sürmesine karamsar yaklaşmakta ve uzun süreli bir çatışmaya toplumsal destek tarihin en düşük seviyelerine gerilemiş bulunmaktadır.
Ekonomi ve Enerji: Kamuoyu Desteğinin Aşil Topuğu
Amerikan vatandaşının zihnindeki en büyük caydırıcı unsur, savaşın geçim koşullarına etkisidir.
Pew Araştırma Merkezi’nin 16–22 Mart 2026 tarihli anketine göre Amerikalıların yüzde 69’u yakıt fiyatlarındaki artıştan endişe duymaktadır. Bunların:
- yüzde 45’i “çok ciddi şekilde endişeli”
- yüzde 24’ü ise “oldukça endişeli” olduğunu belirtmiştir.
Toplumun yalnızca yüzde 9’u enerji fiyatları konusunda özel bir kaygı taşımadığını söylemiştir.
Aynı doğrultuda Ipsos verileri de şunu göstermektedir:
- Halkın yüzde 56’sı savaşın doğrudan kişisel mali durumlarına zarar verdiğini düşünmektedir.
- Yüzde 66’sı ise önümüzdeki yıl benzin fiyatlarının çok daha kötüleşeceğini öngörmektedir.
Bu durum Amerikan toplumunun savaş algısında önemli bir dönüşümü göstermektedir:
Savaş artık güvenlik veya ideolojik bir proje olarak değil, doğrudan “geçim tehdidi” olarak algılanmaktadır. Geçmiş savaşlarda da toplumsal desteği aşındıran temel değişken tam olarak buydu.
Siyasi Yönetime Güven Krizi ve Parti–Kuşak Ayrışması
23–29 Mart 2026 verileri, İran krizinin yönetiminde hükümet ile halk arasında derin bir kopuş bulunduğunu göstermektedir.
Başkanın İran konusundaki kararlarına güven ciddi şekilde düşmüştür:
- Amerikalıların yüzde 64’ü başkanın İran politikalarına güvenmediğini belirtmiştir.
- Bunların yüzde 42’si “hiç güvenmiyorum” seçeneğini işaretlemiştir.
Yalnızca yüzde 35 yönetimin kararlarına güvendiğini söylemiştir. Bu oran:
- 2024’e göre yaklaşık 12 puan,
- 2025’e göre ise yaklaşık 9 puan düşmüştür.
Bu güvensizlik, savaş hedeflerini ilerletecek ulusal mutabakatın bulunmadığını göstermektedir.
Ancak kamuoyunu açıklayan belki de en önemli unsur parti ayrışmasıdır.
Pew anketine göre:
- Demokratların yüzde 88’i İran’a saldırının yanlış olduğunu düşünmektedir.
- Cumhuriyetçilerin yüzde 71’i ise bunu doğru bir karar olarak değerlendirmektedir.
Bu ayrışma yalnızca savaşın kendisine değil; savaşın gidişatına, sonuçlarına ve amaçlarına ilişkin algılarda da görülmektedir.
Fakat yaş faktörünü dikkate alan veriler, Cumhuriyetçiler arasında bile ciddi tereddütler bulunduğunu ortaya koymaktadır.
Örneğin:
- 18–29 yaş arası Cumhuriyetçilerin yüzde 35’i, ABD’nin sivil kayıpları önlemek için yeterince çaba göstermediğini düşünmektedir.
- 65 yaş üstü Cumhuriyetçilerde bu oran yalnızca yüzde 13’tür.
Trump liderliğine duyulan güven konusunda da benzer bir kuşak farkı vardır:
- Yaşlı Cumhuriyetçilerin yaklaşık yüzde 80’i Trump’ın İran politikasına güvenmektedir.
- Genç Cumhuriyetçilerde bu oran yüzde 46’ya düşmektedir.
- Gençlerin yüzde 54’ü ise açık şekilde güvensizlik belirtmektedir.
İran’ın nükleer silah elde etme ihtimali konusunda da kuşaklar arasında büyük fark vardır:
- Yaşlı Cumhuriyetçilerin yüzde 67’si savaşın caydırıcı etkisi olduğunu düşünmektedir.
- Genç Cumhuriyetçilerde aynı görüşü paylaşanların oranı yalnızca yüzde 25’tir.
Bu durum, Cumhuriyetçi Parti’nin farklı kuşaklarının dünyayı ve savaşı temelden farklı gördüğünü açıkça göstermektedir.
Stratejik ve Güvenlik Kazanımları Konusunda Şüphe
Stratejik düzeyde Amerikan kamuoyu ciddi bir belirsizlik ve karamsarlık yaşamaktadır.
Pew verilerine göre:
- Amerikalıların yüzde 40’ı bu savaşın uzun vadede ABD güvenliğini azaltacağını düşünmektedir.
- Yalnızca yüzde 22’si güvenliği artıracağına inanmaktadır.
İran’ın nükleer programına etkisi konusunda ise toplum neredeyse üçe bölünmüştür:
- Yaklaşık yüzde 27 tehdit artacak diyor,
- yüzde 27 tehdit azalacak diyor,
- yüzde 29 ise savaşın etkisiz olduğunu düşünüyor.
Bu tablo, hükümetin ikna edici bir stratejik anlatı oluşturamadığını göstermektedir.
Ayrıca savaşın stratejik sınırlarını gösteren en açık işaretlerden biri, kara kuvveti gönderilmesine yönelik büyük muhalefettir.
Çeşitli anketlerde:
- Amerikalıların yüzde 62 ila 76’sı İran’a kara kuvveti gönderilmesine karşı çıkmaktadır.
Bu oran fiilen toplumsal bir “kırmızı çizgi” anlamına gelmektedir.
Ipsos verilerine göre:
- Amerikalıların yüzde 86’sı askerlerin hayatı konusunda kaygılıdır.
- Yüzde 77’si savaşın mali yükünden endişe etmektedir.
Bu rakamlar, Amerikan toplumunun yalnızca ekonomik değil; insani maliyetler konusunda da son derece hassas olduğunu göstermektedir.
Hızlı Çıkış ve Savaşın Sona Erdirilmesi Talebi
Bugün Amerikan kamuoyunda savaşın kesin biçimde sona erdirilmesi yönündeki baskı çoğunluk talebine dönüşmüştür.
Ipsos anketine göre:
- Amerikalıların yaklaşık yüzde 66’sı, ABD’nin tüm hedefleri gerçekleşmese bile savaşın mümkün olan en kısa sürede sona ermesini istemektedir.
- Yalnızca yüzde 27 savaşın hedefler tamamen gerçekleşene kadar sürmesini desteklemektedir.
Bu oran, uzun süreli savaşa yönelik toplumsal tahammülün son derece düşük olduğunu açıkça göstermektedir.
Aynı zamanda savaşın gidişatına ilişkin algı da ortak değildir.
YouGov verilerine göre:
- Yalnızca yüzde 34 ABD’nin savaşı kazandığını düşünmektedir.
- Benzer bir oran ise ortada net bir kazanan bulunmadığını söylemektedir.
Bu durum, toplumsal desteğin kırılgan olduğunu göstermektedir.
Sonuç: Washington’un “Toplumsal Sermaye” Krizi
Bütün bu verilerin toplamı şunu göstermektedir:
ABD hükümeti teknik olarak savaşı sürdürme kapasitesine sahip olabilir; ancak “toplumsal sermaye” açısından ciddi bir darboğaz içindedir.
Savaşın özellikle daha maliyetli aşamalara taşınması:
- geçim kaygısı yaşayan,
- siyasi liderliğe güvenmeyen,
- savaşın stratejik sonuçlarından şüphe duyan
bir toplumun sert tepkisiyle karşılaşacaktır.
Bu süreç, Washington’un uzun süreli bir savaşta sahip olduğu “siyasi dayanıklılığı” ciddi biçimde tartışmalı hale getirmektedir.
Amerikan kamuoyunun bu savaşa yaklaşımı genel olarak dört temel unsur üzerine kuruludur:
- Şiddetli ekonomik kaygılar
- Siyasi yönetime güven krizi
- Savaşın hedef ve sonuçlarına ilişkin stratejik şüphe
- Derin parti ayrışması ve ulusal uzlaşının zayıflaması
Bu dört unsur birlikte, savaşın toplumsal sürdürülebilirliğinin ciddi biçimde sorgulandığı bir tablo ortaya çıkarmaktadır.
Bu durumun Amerikan dış politikası açısından sonuçları son derece önemlidir. Çünkü savaşın her yeni tırmanışı — özellikle daha maliyetli aşamalar — kamuoyunun sert tepkisini ve hükümet üzerindeki iç baskıları hızla artırabilir.
Bu mesele özellikle seçim atmosferinde ve Amerikan iç siyasetinin yoğun kutuplaşma yaşadığı bir dönemde daha da kritik hale gelmektedir.
Gerçekte Amerikan kamuoyunda görülen şey yalnızca belirli bir savaşa karşı çıkış değildir; daha derin bir dönüşümün işaretidir:
Amerikan toplumunun dış savaşların maliyetlerini üstlenme isteği giderek azalmaktadır.
Eğer bu eğilim devam ederse, yalnızca mevcut savaşın kaderi değil; gelecekteki Amerikan askeri müdahaleciliğinin modeli de değişecektir.
Mehrdad Bezrpaş/ Farsnews
