Rasthaber – Lübnan gazetelerinden el-Ahbar, İran İslam Cumhuriyeti’nin
onlarca yıldır Amerika Birleşik Devletleri ve Batı’nın hegemonyasına meydan
okumanın imkânsız olmadığını kanıtladığını açıkladı.
Lübnan gazetelerinden el-Ahbar, İran’daki İslam İnkılabı ve
ona karşı dış baskılar hakkında “İran ve Devrim Diplomasisi” başlıklı
bir makale yayınladı. Bu gazete makalesinde şu ifadelerde bulundu:
‘İran İslam İnkılabının 1979’daki zaferinden bu yana,
yabancı taraflar İran üzerinde çok sayıda siyasi ve ekonomik baskı oluşturdu.
İran İslam Cumhuriyeti üzerindeki siyasi ve ekonomik
baskıların temel amacı, onu bölgedeki ve dünyadaki davranışını değiştirmeye
zorlamak olmuştur. Ancak İran İslam İnkılabının Lideri Ayetullah Seyyid Ali
Hamanei, İran İslam İnkılabının, eşsiz siyasi direniş modellerinden biri
olduğunu kanıtladı.
İran İslam Cumhuriyeti, son yıllarda iradesini hiçbir
düşmanın engelleyemeyeceğini kanıtladı. İran, yıllar boyunca düşmanla tüm
diplomatik savaşları kazandı. İran İslam İnkılabı, zaferinden bu yana, şu
diplomasileri benimsedi:
1- İran İslam
İnkılabının eğilimi ve yaklaşımı İslami’dir. İran, İslami yaklaşımı devrimci
gücünün kaynağı olarak görüyor. Aslında İran devrimi, ana güç kaynağı olarak
askeri gücü değil iman ve din gücünü görüyor.
2- İran İslam
Cumhuriyeti, süper güçler karşısında cesaretidir. Aslında İran İslam
Cumhuriyeti, düşmanlarının zorbaca yaklaşımından asla korkmadı.
Ayrıca İran İslam
Cumhuriyeti diplomasisinde akıl ve mantık her yerde görülebilir. Tahran her
zaman tutum ve duruşunu açık ve net bir şekilde, dış tepkilerden korkmadan ve
endişelenmeden ifade etmiştir. Öte yandan İran İslam Cumhuriyeti’nin bağımsız
yaklaşımı, İslam Cumhuriyeti diplomasisinin diğer özelliklerinden biri
sayılmaktadır.
İran İslam Cumhuriyeti, diğer ülkelerle ilişkilerini hiçbir
zaman Amerika Birleşik Devletleri ve Batı’nın rızası veya hoşnutsuzluğuna
dayanarak düzenlememiştir. Bu ülke her zaman ne Doğu ne Batı sloganına bağlı
kalmıştır.
İran İslam Cumhuriyeti’nin bir diğer önemli politikası da
Afrika ülkelerine önem vermek olmuştur. İran’ın diplomatik arenadaki bu
yaklaşımı, fakir Afrika ülkelerinin uluslararası ilişkiler alanında
dışlanmasını ortadan kaldırdı. Geçtiğimiz 40 yıl içinde İran, birçok arenayı
fethetti ve küresel olarak birçok ortak kazandı. Oysa Amerikalılar her zaman
bunun olmasını engellemişlerdi.
Dış baskıya rağmen İran, dünyanın dört bir yanındaki ezilen
ulusları destekledi. İran İslam Cumhuriyeti’nin zekice ve aynı zamanda kararlı
diplomasisi, bu ülkenin ekonomik yaptırımlardan kaynaklanan zor ve yorucu
günleri sağlıklı bir şekilde atlatmasını sağladı.
İran İslam Cumhuriyeti’nin onlarca yıldır devam eden
diplomasisi, Amerika Birleşik Devletleri ve Batı’nın hegemonyasına meydan
okumanın imkânsız olmadığını ve onların hegemonyasına direnilebileceğini
kanıtladı. İran, uluslararası hukuka bağlı kalarak ve uluslarla işbirliği
yaparak barışa doğru ilerleyebileceğini kanıtladı.’
