İran Savaşı ABD İçin Bir Sabır Testine Dönüştürdü

İran, güvenlik ve askeri yapısının tepe yönetiminde gerçekleştirdiği köklü bir değişimle Washington ve Tel Aviv’e net bir mesaj gönderdi: Tahran artık müzakerelere bel bağlamıyor ve yıpratma safhasına geçmiş durumda; bu safhanın amacı hızlı bir zafer kazanmak değil, ABD’yi sahadan çekilene kadar yormaktır.

Tahririyyeh’in haberine göre; Fudan Üniversitesi’nde Çin yakın tarihi uzmanı ve önde gelen uluslararası ilişkiler uzmanı Xue Xiaorong, Tahran’ın yeni bir strateji benimsediği görüşünde.

9 Ağustos’ta (19 Mordad) İran Lideri Ayetullah Seyyid Mücteba Hamaney, Batı medyasının sürekli olarak sağlık durumunun kötüleştiği ve acil olarak hastaneye kaldırıldığı yönünde spekülasyonlar yaptığı bir ortamda, nihayet sessizliğini bozarak bir dizi atama kararnamesi yayımladı.

Bu değişikliklerde, altı kritik askeri pozisyonun yöneticisi eş zamanlı olarak değiştirildi ve İran Yüksek Milli Güvenlik Kurulu’nun hassas makamlarından biri de başka bir isme devredildi. Böylece İran’ın “savaş dönemi ekibinin” tam kadrosu şekillendi; bu yapılanma net ve belirleyici bir mesaj taşıyor: İran, ABD ve İsrail ile olan hesaplaşmayı sonuna kadar sürdürme niyetinde.

İran’ın Savaş Dönemi Demir Üçgeni Resmi Olarak Kuruldu

Bu atamalar arasında en önemlisi, Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) eski Genel Komutanı Muhsin Rızai’nin İran Yüksek Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği görevine getirilmesi oldu. Rızai, aynı zamanda İran Lideri’nin Yüksek Milli Güvenlik Kurulu’ndaki temsilcisi olarak da atandı; bu makam kendisine askeri ve emniyet güçlerini seferber etme ve kullanma, ayrıca devletin çeşitli kurumlarını koordine etme yetkisi veriyor.

Buna karşılık, Yüksek Milli Güvenlik Kurulu’nun eski Genel Sekreteri Muhammed Bakır Zülkadr ise Lider’in danışmanı olarak atandı. Onun görevi, Lider’in görüş ve iradesini somut ve uygulanabilir politikalara dönüştürmekte rol oynamak ve sistemin karar alma çekirdeğinde temel bir konumda kalmaya devam etmektir.

Önemli olan husus şudur ki, hem Rızai hem de Zülkadr Devrim Muhafızları kökenlidir ve her ikisi de İran-Irak Savaşı tecrübesine sahiptir. İran İslam Cumhuriyeti yapısı içinde kıdemli ve sisteme tamamen güvenilen isimler olarak kabul edilen bu iki figür, İran siyaset sahnesinde de şahin kanadın tanınan simalarındandır.

Muhsin Rızai, İran’da köklü bir siyasi geçmişe sahiptir. Henüz 27 yaşındayken Devrim Muhafızları Komutanlığı’na gelmiş ve 16 yıl boyunca bu kurumu güçlü bir askeri, istihbari ve siyasi organizasyona dönüştürmüştür; bu organizasyon İran’ın güç yapısı içinde özel ve müstesna bir konuma sahiptir.

Rızai, Ayetullah Hamaney’e olan sarsılmaz sadakatini de defalarca kanıtlamıştı. Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Genel Sekreterliği döneminde İran Lideri’ne iç siyasi yapıdaki anlaşmazlıkları çözmede yardımcı olmuş, kendisine çeşitli danışmanlıklar ve öneriler sunmuştu. Rızai, cenaze töreninde de hazır bulunanların önünde yüksek sesle ve gayriihtiyari bir şekilde gözyaşı dökmüştü.

Şimdi Seyyid Mücteba Hamaney, kendisini eş zamanlı olarak hem Yüksek Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri hem de Lider’in bu kurulki temsilcisi olarak atadı. Bu karar, uygulamada kurulun organizasyon yetkisi ile nihai karar alma ve kararları onaylama gücünün birleştirilmesi anlamına geliyor; bu güç artık tamamen şahin kanadın eline geçmiş durumdadır.

Bu değişiklikler tüm dünyaya açık bir tutumun ilan edilmesidir: İran’ın dış politikası önümüzdeki dönemde de saldırgan ve tavizsiz kalmaya devam edecek; Tahran, ABD ve İsrail karşısında geri adım atmayacak ve hiçbir uzlaşmaya yanaşmayacaktır.

İran Lideri Altı Kritik Atama Daha Yaptı

Muhsin Rızai ve Zülkadr’ın yanı sıra İran Lideri altı kritik atamayı daha onayladı.

Bu atamalar arasında şüphesiz en etkili ve belirleyici olan isim Ahmed Vahidi’dir. Vahidi, (İmam) Humeyni’nin yanında devrim yoluna giren ilk figürlerden, yani o birinci kuşağın kıdemlilerindendir. Vahidi, Kudüs Gücü’ünün ilk oluşum sürecinde bizzat rol almış ve bir dönem bu gücün komutanlığını üstlenmiştir. O aynı zamanda General Kasım Süleymani’nin eski üstü olup, Batı’nın gözünde İran’ın sınır ötesi operasyonlarını ve nüfuzunu tasarlayıp yöneten ana ve perde arkasındaki isimlerden biridir.

Şimdi Vahidi, Devrim Muhafızları Genel Komutanı sıfatıyla fiilen doğrudan “namlunun ucunu” kontrolü altına almıştır. Onun yanında Yüksek Milli Güvenlik Kurulu’nun başındaki Muhsin Rızai üst düzey makro stratejiyi tasarlamaktan sorumlu olurken, Zülkadr ise gücün iç çemberinde Lider’in görüş ve taleplerini karar alma mekanizmasına iletmekle görevlendirilmiştir.

Böylece üç isim, üç güç hattını ellerine almış durumdadır ve her üç hattın dizginleri de Devrim Muhafızları kökenli şahin figürlerin elindedir. Bu “demir üçgen” bileşiminin tek bir anlamı vardır: İran Lideri Ayetullah Seyyid Mücteba Hamaney, artık farklı sesleri ve çeşitli görüşleri dinlemeye ihtiyaç duymamaktadır; şu anda şekillenen şey, yukarıdan aşağıya doğru dikey ve tek vücut olmuş bir iradedir.

Bu kadronun tamamlanmasıyla birlikte İran’ın “savaş kabinesinin” tüm yapısının artık göreve başladığı söylenebilir. Buna karşılık, güç yapısı içindeki sözde ılımlı akım tam bir tasfiyenin eşiğindedir. Hatta İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan bile “Lider’i görmekte zorlandığından” yakınmıştır; bu durum, kendisinin İran’daki gerçek karar alma zincirinde giderek marjinalleştirildiğinin açık bir göstergesi olabilir.

İran’ın Yıpratma Stratejisi: ABD Sahayı Kendisi Terk Edene Kadar Zaman Kazan

Savaş dönemi ekibinin tamamlanıp göreve başlamasıyla eş zamanlı olarak İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, bir basın toplantısında açıkça ABD ve İsrail’e yüklenerek, “ABD ve İsrail, Orta Doğu’daki istikrarsızlığın ve kaosun kökenidir” dedi.

Bekayi’nin açıklamaları anlık ve heyecanla söylenmiş sözler değildi. Bu sözleri, Devrim Muhafızları’nın komuta kademesinin tam kontrolünü ele geçirdiği gün sarf etti. Askeri komutanlığın yeniden yapılanması ile diplomasi aygıtının bu net tutumu yan yana getirildiğinde; Tahran’ın “müzakere modundan” “çatışma moduna” sistemli geçişini tamamladığı görülmektedir. İran artık taviz verip uzlaşmaya yanaşarak sadece biraz nefes alma alanı satın almak istemiyor.

General Kasım Süleymani’den Ayetullah Hamaney’e kadar tüm bu isimler, İran’ın ABD’ye umut bağladığı bir dönemde hayatlarını kaybettiler ve tüm bu kan banyoları Trump’ın başkanlığı döneminde yaşandı.

Gerçekler defalarca şu hususu kanıtlamıştır: Trump’ın istediği şey sadece İran’ın diz çökmesi değildir. İran diz çökse bile yine de hedef alınacaktır. Trump ile İsrail aynı kumaştandır ve karşı tarafın canını almaktan başka bir şey istememektedirler.

Tüm bu olaylar General Süleymani ve Ayetullah Hamaney’in eski komutanları ve silah arkadaşlarının gözleri önünde cereyan etti. Muhsin Rızai, Zülkadr ve Vahidi’nin tavizsiz tutumu körü körüne veya nedensiz değildir; bu katı tutum, eski silah arkadaşlarının canlarıyla ödediği bir derstir. İran-Irak Savaşı cephelerinden geçmiş bu kıdemli devrimciler, ABD’nin bir gün merhamet gösterip İran’a bir kurtuluş yolu açacağına artık inanmıyorlar.

Trump, ABD ile İran arasındaki rekabeti hâlâ bir satranç oyununa benzetirken, İran’ın deneyimli komutanları kendilerini bir ölüm kalım savaşına hazırlamış durumdadır.

George Washington Üniversitesi analisti Omar Muhammed de bu hususta yaptığı değerlendirmede, İran’daki son atamaların zamanlaması ve kullanılan dilin; Tahran’ın Washington ile uzlaşmaya varmak yerine kendisini “uzun vadeli bir hesaplaşmaya” hazırladığını gösterdiğini belirtti.

Omar Muhammed ayrıca iki ince fakat önemli noktaya dikkat çekiyor:

İlk olarak, atama kararnamelerinin İngilizce metni, tam da İran ve Umman’ın Hürmüz Boğazı’ndaki yeni deniz taşımacılığı güzergahının koordinatları üzerinde nihai anlaşmaya vardığı gün X sosyal medya platformunda yayımlandı. Bu zamanlama bir tesadüf değildi; Tahran bir belgeye imza atmadan önce, yeni komuta yapısını masaya kesin ve yerleşmiş bir gerçeklik olarak koydu.

İkinci olarak, kararnamelerin orijinal metninde önceki yetkililerin şehadeti “Siyonist-Amerikan düşmanına” atfedilmiştir. Omar Muhammed’e göre bu ifade, hukuki literatür açısından ABD’yi resmen savaşın ortak tarafı konumuna getirmektedir.

Omar Muhammed’in nihai değerlendirmesi şöyleydi: “Bir çatışmadan çekilmekte olan bir ülke savaş dönemi komuta yapısını fesheder; oysa İran savaş yapısını kurumsallaştırmaktadır. Bu atamalar, barış ve uzlaşmaya hazırlanan bir liderlikten değil, uzun vadeli bir çatışmayı planlayan bir yönetim erkinden söz etmektedir.”

Peki “Uzun Vadeli Hesaplaşma” Tam Olarak Ne Anlama Geliyor?

Bu durum, İran’ın artık milli güvenliğini ABD ve İsrail’in bir gün taahhütlerine sadık kalacağı yönündeki ham hayallere bağlamayacağı anlamına geliyor. Bu kez bir anlaşmaya varılsa bile İran’ın stratejik politikası değişmeyecektir.

İşte Trump’ın en çok korktuğu şey tam olarak budur. Ana uzmanlığı azami baskı uygulamak olan Trump, hâlâ müzakere etmeye istekli bir İran ile karşı karşıya kalmayı tercih eder; çünkü bu durumda yaptırımları ve askeri tehditleri İran’ı baskı altına almak ve dizginlemek için kullanabilir.

Ancak şimdi, karşı taraf kendisini uzun vadeli bir çatışmaya hazırladığında, Trump’ın azami baskı politikası istenen sonucu vermemekle kalmayıp kendi aleyhine işlemektedir: ABD’nin İran üzerindeki askeri baskısı arttıkça, şahin kanadın İran siyasi yapısındaki yeri ve gücü daha da pekişecektir.

Bu satrançta rakip artık Trump’ın tüm hamlelerini ve taktiklerini öğrenmiştir. Eğer bu yıpratma oyunu devam ederse, bu kez şah mat olma eşiğine gelen taraf Trump’ın kendisi olabilir.

ABD ile İran Arasındaki Satrançta Kim Galip Gelecek?

Artık ABD’nin zayıf karnı tüm dünyanın gözleri önüne serilmiştir. Amerikan ordusu, en azından mevcut durumda, büyük ve topyekün bir savaşa girme kapasitesine sahip değildir. Birkaç aylık çatışma bile uzun menzilli ve hassas mühimmat stoklarının büyük bir kısmının tükenmesine yetti. Hatta Trump’ın kendisi de 9 Ağustos’ta (18 Mordad) İran’a karşı yeni bir askeri saldırı dalgası başlatma emri vermekten vazgeçtiğini ve bunun yerine Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı artırmaya karar verdiğini açıkladı.

Muhsin Rızai, Vahidi ve Zülkadr gibi sertlik yanlısı kanadın açık temsilcilerinin varlığıyla İran’ın mesajı bundan daha net olamazdı: İran, ABD’yi yormak istiyor.

Bekayi’nin belirttiği gibi İran profesyonel bir satranç oyuncusudur. İran belki tek bir hamleyle ABD’yi şah mat edecek güce sahip olmayabilir; ancak bu uzun oyunda ABD’nin sabrını ve tahammülünü tücontent edebileceğinden emindir. İran’ın bu oyunu klasik anlamda kazanması gerekmiyor; ABD’nin kendiliğinden sahadan çekilmesine kadar dayanması yeterlidir.

Bekayi’nin kullandığı “profesyonel satranç oyuncusu” tabiri, Trump’ın 9 Ağustos’ta Axios’a verdiği mülakattaki cümlesine bir yanıttı; orada Trump, İran-ABD rekabetini bir satranç oyununa benzetmişti. Ancak bu benzetmenin söylenmeyen bir diğer yarısı var: Trump, İran-ABD ilişkilerinin “bir satranç oyunu” olduğunu söylüyor, İran’ın yanıtı ise “Biz profesyonel satranç oyuncularıyız” oluyor.

Bu cümlenin gizli anlamı nedir? ABD bu oyunu kazanamayacak.

Trump’ın yönetim tarzının bilinen bir özelliği vardır: O, uzun vadeli stratejik yapılanmalardan ziyade kısa vadeli sonuçlara ve hızlı anlaşmalara ilgi duyar. Tahran’ın gözünde, masaya oturup pazarlık yapmaya hazır bir rakiple mücadele etmek; sakin, kararlı ve yıpratarak ilerlemeye hazır bir rakiple karşı karşıya gelmekten çok daha kolaydır.

Elbette İran’ın “sonuna kadar yıpratma” stratejisinin de ciddi bir zayıf noktası vardır: ABD’nin mühimmat stoklarındaki yetersizlik Washington’ı geri çekilmeye zorlarken, aynı süreçte İran’ın kendi ekonomisi de baskı altında ağır bir şekilde çökebilir. Yani petrol ihracatı darboğaza girebilir, döviz rezervleri eriyebilir ve ülke içi enflasyon tavan yapabilir.

Böyle bir durumda İran’ın ABD’yi dize getirme arzusu daha tehlikeli bir senaryoya dönüşebilir: Her iki tarafın da eş zamanlı olarak tükenmesi.

Yıpratma savaşının özü kimin daha güçlü olduğu değildir; mesele hangi tarafın sahadan daha önce vazgeçebileceği, maliyeti sineye çekip geri çekilebileceğidir. İran’ın bahsi, toplumunun ve iç yapısının baskıya dayanma kapasitesinin ABD’nin siyasi sabrından daha fazla olduğu yönündedir.

Ancak bu kumarın tutup tutmayacağı, savaş sona erene kadar belirsizliğini koruyacaktır.

not: bu analiz tahrireh.com sitesinden alınmıştır

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın